Ana sayfa Yazarlar Yaşar Canca Denizcilik sektöründeki mesleki ve etik denetimi

Denizcilik sektöründeki mesleki ve etik denetimi

0

Herkesin çok iyi bildiği üzere, yapılan işlerin denetlenmesi o işin daha iyi yapılmasındaki en temel itici güçlerden biri olduğu gibi, hesap verilebilirlik de son derece büyük bir güçtür. Hesap verilebilmesi için denetim şart olup, denetimin doğru biçimde yapılamaması veya yapılmaması orta ve uzun vadede o kurum adına en büyük tehlikedir.

Türk Dil Kurumu kaynaklarına göre denetim: Bir işin doğru ve usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını incelemek, murakabe etmek, teftiş etmek, kontrol etmektir.

Denizcilik sektörü çok bileşenli bir sektör olup, sektör üyelerinin ortak paydası gemilerdir. Gemiler olmadan sektörün sürekliliği sağlanamaz. Gemileri ele aldığımızda da karşımıza 3 ana unsur çıkar:

a) Gemi sahipleri / armatörleri

b) Gemi işletmelerindeki yöneticiler

c) Gemilerde çalışan gemi adamları

Yukarıda genellenen gemi işletmelerinin diğer bileşenleri ve paydaşları bu yazımızda konu edilmese de sorun yaşanmadığı anlamı çıkarılmamalıdır. Bu yazımızdaki temel hedefimiz gemileri işleten kurumların devamlılıklarını sağlamak adına hesap verilebilirliği bir sistematik içerisinde değerlendirmektir.

Hesap verilebilirlik  için mutlaka bir denetim şartı vardır. Denetim olmadan alınacak kararlar çoğu zaman kurumların kendilerine direk zarar vermektedir. Doğru karar vermek için de  doğru bir denetimin şart olduğu bilinen bir gerçektir.

n Hangi temel kriterlere göre nasıl bir  denetim yapılacak?

n Denizcilik sektöründe yerleşik etik değerler var mı, varsa kimler nasıl değerlendiriyor?

n Bu denetimleri kim  yapacak?

Bu noktada unutulmaması gereken konuların başında; Gemi sahipleri işletmecileri kâr amacı ile gemi işleten kişi ve organizasyonlardır, temel amacı ticari kazanç olan bu işletmelerde; ‘Ticari kâr getiren her hareket hoş görülmeli mi?’ sorusu gündemimizden hiç eksik olmayan ciddi bir sorundur.

Ülkemizde henüz birinci kuşağın hâlâ işle ilgili olduğu denizcilik sektöründe sermaye birikiminin oluşumu sorgulanırken, sürdürülebilirliğin ne kadar dikkate alındığı belirsizlik içindedir. Modern işletmelerin mutlaka sürdürülebilirlik ön şartı ile hareket etmesi gerekirken maalesef bizde sürdürülebilirlik çoğu zaman süslü ve yabancı bir kelime olarak kalmaktadır.

Gerek sermaye sahiplerinin gerekse üst düzey yöneticilerin bu konudaki davranış ve kararlarında bu durum daima değersizleştirilmektedir. Yatırım ve planlama konusunda kendisini her şeye yeti bulan gemi sahiplerinin bu yanlışı yetmezmiş gibi, şirketin sürdürülebilirliğinden çok kendi geleceğini kısa vadeli çıkarları penceresinden gören yöneticilerin davranışları da o kadar zarar verici ve tehlikelidir.

Sektörde büyük yatırım kararları, genellikle birkaç denizcilik raporuna dayanarak ve riskleri göz ardı ederek, sağdan-soldan kulaktan dolma bilgilerle alındığı herkesçe bilinen bir başka gerçektir. Yatırım kararı alan sermaye sahiplerinin yanında bulunan yöneticiler de çoğu zaman bilgisizliklerinden veya  kişisel meselelerinden dolayı konu üzerinde etkili olamamaktadırlar. Çünkü denizcilik sektörü artık büyük sermaye olduğundan, bu sermayeyi yönetecek denizci yöneticilerin genelde denizci kökenli olmaları mesleki bir zorunluluk iken, finans ve işletme yönetimi konusunda yetersiz olmaları başka sorunları tetiklemektedir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi sermaye sahiplerinin çalışan yöneticilerini ortak değil de çalışan olarak değerlendirmeleri çalışanları şirketin geleceği ile kendi geleceklerini aynı paralelde görmelerini engelleyen bir yapı ortaya çıkarmakta ve artan zenginlikten pay alamayan bu yöneticiler kendilerini genelde haksızlığa uğramış ve aldatılmış olarak hissederek, başkaca yanlışların içerisine  sürüklenmektedirler. “Benim memurum işini bilir!” mantığı maalesef sektöre egemendir. Herkes, tüm taraflar bu durumdan rahatsız olmasına karşın, mecburen üç maymunu oynamaktadır. İçinde bulunulan durum da insanları çaresiz bırakmaktadır. Oysa işler iyi giderken dikkate alınmayıp göz yumulan bir çok konu, sektör açısından bir gelenek oluşturmakta ve  normalmiş gibi algılanmaktadır. Herkesin bildiği bu durumlar işler iyi giderken yok sayılır ama işler kötü gidince bu normaller değişir ve sorun olarak suçlayıcı şekilde kullanılır.

Biz bu çalışmamızda  idari ve mali denetimden söz etmiyoruz. Çalışmanın amacı denizciliğin sigortası olan gemiler ve gemileri işleten her seviyedeki çalışanların etik ve mesleki denetimlerini sorgulayacağız.

a- Gemi sahiplerinin denetimleri

Gemi sahipliği kişisel olabildiği kadar tüzel kişilikli de olabilmektedir. Ülkemizde gemi sahipliği genel kullanımda ‘armatör’ diye tanımlanan kişilerden oluşmaktadır. Bu gemi sahipleri ülkemizde çok sayıda sivil toplum örgütleri kurmuşlardır. Ve her sivil toplum örgütünün kendi etik ve mesleki denetim kurulları var ama bu kurullar yeterince işliyor mu?

Gemi sahiplerinin kurmuş ve üye oldukları TOBB’a bağlı Deniz Ticaret Odası, Armatörler Birliği, Armatörler Kooperatifi, Ticaret Odası gibi kuruluşlar yanında başka alanlarda çalışanların sanayi odalarında da kayıtları vardır.

Bu noktada en temel eleştiri, herkesin gemi alarak bu kuruluşlara üyelik hakkı olması doğal bir durum iken, ‘gemi işletmesi doğru mu?’ sorusunun sorulmamasıdır.

Ülkemizdeki en temel yanlışlardan biri olan servet ile sermayenin karıştırılması veya aynı imiş gibi algılanması maalesef denizcilik işletmelerinin en büyük sorunudur.

Servet. Sahip olunan maddi ve  manevi varlıklardır. Oysa sermaye üretim yapabilme yeteneğidir. Parası ya da telif hakları, projesi olan servet sahibi iken, bu servetleri bir üretim amacı ile kullanarak üretime katkı yapabilmeyi sermaye olarak tanımlayabiliriz.

O halde sermayenin mutlaka üretim gücü ile birleşmesi gerekir ve bu da servet+girişimci+organizasyon+üretim araçları+yönetim ve çalışan+müşteri diye bir dizi sürekliliği tanımlar.

Her insanın iş adamı olma hakkını kimse yadırgayamaz ama gemi sahipleri aynı zamanda gemi işletmecisi de oldukları için, gemi işletmeciliği konusunda yeterlilikleri veya mesleki denetimleri benim kişisel kanaatimce yapılmamakta veya yapılamamaktadır. Bir çok defa denizin özel şartlarından bi’ haber uygulama ve talimatlar verilmekte ve bu emirler sürekli sorun olmakta ya da ciddi sorunlara yol açmaktadırlar.

İyi planlanmış, doğru insanlarla yönetilen şirketlerin doğru denetlenmesi durumunda en büyük kazancın yine işverenlerin olduğu gerçeği unutulmamalıdır.

Bu konudaki sorunları ve çelişkileri kendilerinin araştırma sahalarına bırakarak benim asıl sorunum gemi işletmelerinde ve gemi üzerindeki tüm çalışanlardır.

b- Gemi işletmecilerindeki yönetici sorunları.

Bilindiği gibi 1998 yılından beri gemi sahibi olmak gemiyi işletebileceği anlamına gelmemektedir. I.S.M Code (Uluslararası Emniyetli Yönetim Sistemi) kuralları gereği gemiler denizcilikten anlayan yöneticiler tarafından işletilmesi ve belgelendirilmesi gerekmektedir. Uluslararası emniyetli yönetim sistemine göre işletmelere ‘D.0.C’ ve gemilere ‘S.M.S’ belgesi düzenlenmektedir. Sektördeki herkesin bildiği gibi bu belgeler diğer gemi sertifikalarından farklı olup, gemilerin bu belgelere her an sahip olma zorunlulukları vardır.  Şöyle ki, bir gemi limandan kalkması için tüm belgelerinin geçerli olması yeterli olup, limandan kalktıktan bir gün sonra tüm sertifikaları bitse bile  başka bir limana gidene kadar ister, bir gün ister 2 ay bu belgeler geçerlidir ve varış limanında yenilenebilir. Ancak S.M.S  belgesi gemi seyir yaptığı her an geçerliliği olması gerekir ve bitik belgelerle limana hatta kara sularına giriş izni dahi verilmez.

Diğer bir konuda işveren adına hareket eden gemi işletmeciliğinin hatalarının sigorta kuralları gereği gemi sahiplerinin hatası olarak görülmesidir. Bu neden önemli? Çünkü gemi sahibi adına hareket edebilecek aşağıda detayları verilen yöneticilerin de denetlenmeleri bir başka problemdir.

Bu önemi belirttikten sonra bir gemi işletmesinde bu işleri sağlayan yöneticilere bir göz atalım;

i. Dpa / karada  atanmış kişi

ii. Operasyon müdürü

iii. Teknik müdür

iv. Enspektör

v. İnsan kaynakları müdürü

Geleneksel Türk denizcilik işletmelerinde yukarıda belirtilen gemi işletmeciliği görevleri için belli bir standart olmayıp, gemilerde çalışan zabitlerinden şirket bünyelerine devşirme yapılmaktadır.

En büyük sorun bu devşirme modelinde olup, işletmelerin kendi geleneksel yapıları içinde bu enspektörler  zaman içinde eğer işletmelerin düzenleri bozuksa, bozuk işletme modellerinde kaybolmaktadırlar.

Peki bu görevlerde kimler olmalı, nasıl yetiştirilmeli ve nasıl denetlenmeli?

Bu soru sorulduğunda alınan en geçerli cevap, herkes kendi sistemine göre eğitim verir olacaktır ki sistem zaten böyle işliyor.

Bu hususta ülkemizde sadece atanmış kişi dpa (Designated Person Ashore) konusunda bir yönetmelik çıkartılmış olup, bu yönetmelik de uygulamada maalesef gerçekçi olamamaktadır. Çünkü çoğu zaman kuralları yasak savma açısından gören işletmeler bu mevkilere yakın çevrelerinden birilerini görevlendirerek yasak savmaktadırlar.

Ülkemizde mesleki yeterlilik kanunu çıkartılmasına rağmen yukarıda listelenen gemi işletmelerindeki yönetici kadroları için bir enspektör standartı getirilmiş olmasına karşın hâlâ bu konuda bir çalışma yoktur.

Peki şirketler nasıl

denetlenecekler?

Bu arada haksızlık etmemek adına, bazı büyük şirketlerin yönetim kadrolarındaki yöneticiler için kendi öngörülerine göre standart ve eğitim aldırırken, şirketlerin ister ISO standartlarındaki kalite yöneticisi gerekse ISM Code standartlarında atanmış kişiler şirketlerin yıllık denetimlerinde bir denetleme geçirmekte ve gemilerle birlikte bu denetimler bu mevkiler için yol gösterici olmaktadır, ancak henüz  dpa yetersizliğinden işinden olan bir atanmış kişiye rastlamadım.

Genelde bu değişiklikler bir standart olmadığı için toptancı bir yaklaşımla değerlendirilerek piyasa koşullarına göre değerlendirilmektedirler.

Bir denizcilik işletmelerinin üst yönetim kadrolarının önce bu işletmenin bir şirket olduğunu, bu şirketin önce yönetim politika ve kadroları olduğunu, paydaşları olduğunu, bir organizasyon ve çalışanları olduğunu kabul etmeleri gerekir.

Sektördeki yanlışlardan biri de, gemi deneyimi olan insanların iyi yönetici olacağı yanılgısıdır. Nasıl denizcilikten anlamayan insanlarında iyi yönetici olabilecekleri mümkün ise, iyi denizciler de iyi yönetici olmayabilirler.

Yukarıda listelenen deniz işletmeciliğindeki yöneticilerin, eğitim, meslek bilgisi, etik değerleri, beceri ve işine yabancılaşma, görev yetki ve sorumlulukların önceden belirlenerek yöneticilerin bu standartlara göre hazırlanması, seçilmesi ve denetlenerek değerlendirilmelerine sektörün ihtiyacı vardır.

Bu standart önce çalışanların maddi-manevi tatminini sağlarken, gemi sahiplerine de maddi kazançlarının yanında manevi kazançlar da sağlayacaktır.

c. Gemi adamlarının denetlenmesi

Bilindiği gibi gemi adamları eğitim ve belgelendirilmesi SOLAS/STWC kurallarınca belirlenerek eğitim ve sınav yönergelerinde başarılı olanlara belgeleri verilir.  Geçmişte alınan belgeler deniz hizmeti ile devam ederken, gemi adamlarının mesleki ve etik durumları dikkate alınmaz veya alınamaz durumdaydı.  Gemi adamları STWC Konvansiyonu ve gemi adamları yönetmelikleri ile denetlenirken artık gemi adamları disiplin komitesi de bu işleve yeni bir boyut eklemiştir.  2017 yılında çıkartılan gemi adamları disiplin yönetmeliği, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı (UDHB), Deniz ve İçsular Düzenleme Genel Müdürlüğü’nün 20.01.2017 tarih ve E.5454 Sayı ile yürürlüğe girmiştir. İlk anda yadırganan bu denetim mekanizması, gemilerde ceza alacağını bilen personele öz denetim getirmiştir. İlk uygulamalarında zorluk olsa da zaman içinde yararları fazlasıyla görülecektir. Bu yönergeye göre denizcilerden oluşan komisyon, kamu adına gemi adamlarının mesleki ve deniz örf ve adetlerine uygunluğunu denetleyerek bir ceza verebilmektedir.  Geçmişte çok rastlanılan gemide kavga, gemiyi terk, işi yapmama, gemide isyan, çalışma ortamını bozucu hareketler, ahlâka ve edebe aykırı davranışlar değerlendirilip bir ceza öngörülmektedir.             

Denizcilik işletmelerinde denetim sorunları
1-Denetim karmaşası. Bir eksiklik, yanlışlık olduğunda genellikle bir akış şeması olmadığından suçlu aranır. Yetkiler ve sorumlulukların net olmadığı bu durumlarda bir suçlu bulunması için suçlayıcı yaklaşımlar yapılır ve bir suçlu ilan edilerek olay çözüldü sayılır.

2- Görevi, hazırlık yapmak ve denetlemek olan ofisler genelde arıza çıkınca veya problem çıkınca çözüm bulmak amacıyla devreye girerler, bu hem zaman hem de maddi kayıplara yol açmasına rağmen, sorunu çözenler kahraman, soruna sebep olanlar da suçlu ilan edilirler. Ancak olayda kimse gerçek sebebi araştırmaz. Çoğu zaman olayı çözenlerin aynı zamanda olayın da sebebi oldukları göz ardı edilir.

‘En pahalı tamir, arıza çıktıktan sonra yapılan tamirdir.’ Kavramı hatırlanmaz bile.

3- Denetim ve yetki dağılımı olmadığı için amaç birliği sağlanamaz. Tüm çalışanlar aynı hedefe yönelemediği için enerji kaybı aynı zamanda maddi kayıplarla birleşir.

4- Çalışanların idari ve mali denetimleri bir şekilde yapılırken, bu yöneticilerin mesleki denetimleri boşlukta kalmaktadır. Çünkü gemi sahibinin her olayı bilmesi mümkün olmadığından (beklemek büyük hata olur) ortaya çıkan durumların etik ihlali, kasten veya ağır kusur, ihmal mi yoksa kaçınılmaz bir durum mu olduğu şartlara göre karar verilir de ‘kim bu kararı verecek?’ sorusu her zaman boşlukta kalır. Genelde sonuçlar üzerinden suçlu bulunur ve idari bir tasarrufla suçlular hakkında işlemler yapılır ama işin özü açısından bir şey yapılamaz. Olay idari denetimle yapıldığı için suçlama ve savunma şeklinde geçen süreçte gerçekler kaybolur. Bu nedenle benzer olaylar süre gelir ve hep bazı kişiler suçlanır hatta bazen toptancı bir yaklaşımla toplu bir suçlama ile olay geçiştirilir. Ama sorun hâlâ ortada boylu boyunca durmaktadır.

Çözüm
1- Her işletmede her seviyede çalışanları için bir iş tanımı olması lazım. Mesleki tanım ve standartları olması lazım.

2- İş tanımına uygun eğitim standartları olmalı. Yönetici seviyesinde olanların, belirli bir eğitimden geçerek o mevkilerde olmaları, işlerini iyi yapmalarını sağlayarak, gemi sahiplerine ve işletmelere zarar verecek eylem ve davranışlardan da uzaklaşmış olurlar. Bu mevkideki çalışanlarda mesleki ve etik ihlalleri açısından denetlenecek olmaları, her iki taraf için de faydalıdır.

3- Çalışanların mesleki denetimlerini olayların sonucuna göre veya ilgisiz insanların gözlemlerine göre değil, meslektaşlarının bir arada olduğu kurumlar tarafından adilce değerlendirilmeleri gerekir.

4- Mesleki ve etik denetimlerin meslek odaları tarafından yapılması. Ülkemizde tüm mesleklerde meslek odaları üyelerini mesleki ve etik denetime tabi tutarken, ülkemizde gemi adamlarını ve gemi işletmelerindeki çalışanların meslek odaları adeta uyku durumunda tutulmaktadırlar. Oysa TMMOB’ye bağlı, gerek GMO ve gerekse GEMİMO olmak üzere 2 meslek odası anayasal bir kurum olarak kurulmuş olup 50 yılı aşkın bir süredir faaliyetlerini sürdürmektedirler.

5- Ülkemizde denizcilik ile eğitim veren üniversite ve yüksekokullardan mezun olanların üye olabilecekleri 2 meslek odası bulunmaktadır. Eğer Gemi inşa mühendisi iseniz; Gemi Mühendisleri Odası’na, gemi makineleri işletme mühendisi ve deniz ulaştırma işletme mühendisi iseniz Gemi Makineleri İşletme Mühendisleri Odası’na üye olmanız mesleği yapabilme açısından anayasal bir zorunluluktur.

6- Mesleki ve etik denetimlerin Odalar tarafından yapılmasının faydaları

Gemi inşa mühendislerinin meslekleri açısından Odaları ile zorunlu bağları kuvvetli olup, burada sorun olan gemi mak. işletme mühendisleri ile deniz ulaştırma işletme mühendislerine bu konuda duyarsız davranılmaktadır. Çünkü gemide çalışmak için gerekli belgeleri UDH Bakanlığı vermektedir. Oysa kendileri açısından bile gerekli olan mesleki denetimin, Meslek Odalarınca yapılmasının değerinin farkında bile değillerdir.

n Çalıştırdığı zabitlerin gemideki mesleki ve denizciliğe aykırı davranışları meslektaşları tarafından değerlendirileceği için otokontrol mekanizması gelişir.

n Yapılan mesleki yanlışlar, Meslek Odasında ve meslektaşları tarafından eksik veya hatalı bulunacağı için gemi sahipleri ile direk tartışma ortamı oluşmaz.

n Gemilerde ve ofislerdeki yanlış ve eksikler analiz edileceği için, üyelerdeki otokontrol mesleki gelişmeyi zorunlu kılacağı için herkes kazanır.

n Mesleki etik olmayan davranışlar olası olaylar içerisinde sigortanın konusu olmaktan çıkıp, çalışanların bir sonraki mesleki hayatları ile ilgili olacağı için gizli kusur ve kasti davranışlar gözden kaçmaz.

n Gemideki mesleki denetimi de yapmak zorunda kalan gemi adamları disiplin komitesi, mesleki yeterlilik  ve etik ihlalleri ile ilgili sorunları Oda kurullarına yönlendireceği için disiplin komitesi hedef olmaktan uzak kalarak, işini objektif olarak daha iyi yapabilir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım olaylar sektör tarafından bilinen ama fazla önemsenmeyen bir durumdur. Fakat çok yakın gelecekte artık gemiler PSC’ler tarafından daha sıkı denetime tabi tutulurken, gemilerin değerlendirmeleri gemi işletmeleri üzerinden değerlendirileceklerdir. Büyük şirketler Vetting (Derecelendirme) şirketleri aracılığı ile gemi ve gemi işletmelerini birlikte değerlendirip, yetersiz işletmelerin gemileri iyi olsa da yük vermemekten başlayarak limanlarına dahi kabul etmeyecek şekilde organize olacaklardır. Artık IMO toplantılarında, düşük standarttaki gemilerin ve gemi işletmelerinin sistemden uzaklaştırılması konuşulmaktadır. Bu nedenle gemi işletmelerinin teknik yeterlilikleri çok önemli olacaktır. Tabii ki bu yeterlilikleri işletmelerdeki yönetici konumundaki yöneticilerin yeterlilikleri ile bire bir bağlantılıdır. Mesleki etik değerleri ve kapsamını ise sektör üyeleri ile okuyucuların takdirine bırakıyorum.

Ülkemizde donanımlı yönetici niteliklerine sahip olma bilinci ve duyarlılığının artması dileğiyle…