Bahriye ananesine kavuşturulan TCG KOCATEPE Şehitlerini Anma etkinliğimiz 21 Temmuz günü SG 03 gemisi ile tamamlandı. Bu seneki etkinliğimize KKTC 5’inci Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar’ın da özel olarak katılımı ile gerçekleştirildi. DzKK, Sayın TATAR ve TCG KOCATEPE personelinin hazırladığı çelenkler Girne Deniz Şehitliği’nin 2 mil açığında denize bando edildi. Şehitlerimiz Mavi Vatan’ın sularında anıldı. Tören için SG 03 gemisi ile alargaya çıkarken hafızamdan o günler geçti. Hemen hemen her Kıbrıs Türk ailesinden şehitlerin ve gazilerin olduğu yârını görmenin bir şans olduğu bir ortamda yaşam sürmelerini düşündüm. Kendilerini Batı’nın yanlış tarih bilgisi ile abartılarak demokrasinin beşiği medeniyetin kurucusu gibi gerçeklerden uzak savlarla bir millet olduğunu sanan ancak gerçek ve tescilli bir barbar olan Yunan ve adadaki Rum’un yaptıklarını düşündüm. Artık Batılı tarihçi ve gazeteciler tarafından da açığa çıkan bu barbarlıkları sadece ismimiz, Türk olduğumuz için hâlâ tam dünya kamuoyuna açıklanmamaktadır. Ancak onlar barbarlık yaptıkları hâlde gençlerine Türkiye’nin işgalci olduğunu anlatırken KKTC’de yerel basının bazıları “Türk ordusu defol, işgalciler dışarı” gibi sürmanşetler atmaktadır. Üzülerek söylüyorum avro için serbest dolaşım için yani basit kişisel menfaatler için şehitlerin kanına basarak bu yolu tercih edenlere sözüm şudur: Eğer Türkiye’nin garantörlüğünü kaldırmak ve Türk askerinin Ada’dan çıkarmak gibi bir gayretiniz varsa olacaklardan sorumlu olursunuz ve bu konuda sicili bozuk Rum sizi yeniden asimile etme ve soykırıma girerse, çağırsanız bile “Bir daha gelme şansımız yok”. Bu çarpık duruşların karşısında ne mutlu ki hâlâ büyük bir Türk milliyetçisi karşı duruyor. Şu konu iyi bilinmelidir hem Türkiye için hem de Kıbrıslı soydaşlarımız için Ada jeopolitik olarak çok önemlidir. Bu jeopolitik avantajı alabilmek için 1878’den beri beklemekteyiz. Atatürk’ün ifade ettiği Kıbrıs gerçeği ve hedefi yüzlerce Türk askeri ve mücahitimizin kanları ile ele geçmiştir. Türkiye bu stratejik ve jeopolitik avantajını asla bırakmayacaktır.
Bölgemize gelince her şey karmaşaya dönüyor. NATO bir boşluk içinde, Avrupa yeniden “Avrupa Avrupalılarındır” doktrinine dönmek çabasında, ABD müdâhil olduğu İran-İsrail Savaşı’nda NATO ve Avrupa’dan gerekli desteği göremedi ve bunu açıkça da ifade etti. ABD kendi kabuğuna dönmek niyetinde. İsrail’i tek başına bırakmak da istemiyor. Hatırlasınız ABD, Soğuk Savaş döneminde 1955 yılında NATO’nun SSCB’yi kuşaklama stratejisini tamamlamak için CENTO’yu kurdu. Pakistan, İran, Irak, Türkiye ve İngiltere. SSCB dağıldı. Şimdi hedef İran. SSCB’ye karşı kurulan CENTO’da mezhepler göz ardı edilerek hür dünyayı korumak için 5 ülke birleşmişti. Olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, Türkiye, NATO içindeki sıkıntılar çözümlenmeden kendini MEKKE Anlaşması’nın içinde buldu. Amacı nedir bu anlaşmanın tam açık değil ama anlaşılan o ki İran’a karşı ve Orta Doğu’da düzeni sağlayacak bir ittifak. Perde arkasındaki İsrail’in hareket serbestisini açmak. Dikkat edilirse MEKKE Anlaşması’na imza atan devletler sünnî mezhebinden, hedefteki İran ise Şiî mezhebinden. Bir başka kritik durum ittifak ülkelerinin birine taarruz edilirse diğer ittifak üyeleri ne yapacak. Müdahale edilecek yalanlanması yapılsa da bir gizliliğin olduğu gerçek. Bölgenin istikrarı ve barış ortamının sağlanması gibi diplomatik söylem ve yazılar ne kadar geçerli. Türkiye böyle bir savaşa girme durumuyla karşılaşsa ve NATO 5’inci Madde devreye girerse MEKKE Anlaşması’na taraf ülkeler ne yapar? Tabiî ki bunun tersi de olabilir. Yemen’deki Husiler S. Arabistan’a saldırırsa Türkiye ne yapacak? Yorumum şudur: Bu iş Çin’e kadar gider. Türkiye olarak İsrail’in bu soykırım savaşına ve siyasetine karşı mıyız? Yanıt evet ise bölgedeki barış ve huzur istikrarını korumak için Mekke Anlaşması gereği Türkiye ne yapacak? Çok yönlü düşünmemiz gerekli, İsrail’in Azerbaycan’a dolaylı yakınlaşması; Suriye, Irak Türkiye ve İran Kürtlerinin birleşmesi ile bir coğrafi koridorla İsrail ve Batı’ya enerji aktarımı rahatlığı söz konusu olabilir mi? Bunun için mi Türkiye de bu oyunun içine sokulmak isteniyor. Yoksa Türkiye’ye yeni bir Osmanlı kimliği mi verilmek isteniyor? Bölgenin kaygan devlet yapıları çerçevesinde ulus devlet olmayan onlarca aşiret devleti ile uygulanacak strateji ve dış siyaset nasıl olacak? Bu hareket tarzlarını engelleyebilir. Bu ülkelerin ortak menfaatleri nedir? Önce bu saptanmalı. ABD İsrail’in arkasında olduğu sürece ABD’nin bilgisi ve kurgusu sonunda kurulan MEKKE ittifakı bölgede nasıl bir istikrar sağlayacaktır? Bölgede caydırıcılığı artıracak bir oluşumsa İran’a karşı mı? İran Türkiye’nin komşusu 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’ndan bugüne kadar ülkemizin bekasına yönelik bir sıkıntı yaşanmadı. S. Arabistan’a atılan füzeler karşısında müdâhil mi olacağız? Hindistan Pakistan’a saldırırsa ne olacak? Savunma sanayilerinin gelişmesi teknolojik bilgi alışverişi gibi örtülü tanımların altında gerçekten neler yatmaktadır? Türkiye zaten yıllardan beri Pakistan’la askerî ve teknolojik işbirliği yapıyor. Kanaatimce bu Anlaşma’ya yakında Ürdün ve Irak da girebilir ve hâtta Körfez ülkelerini de kapsayabilir. Anlaşmanın tam metni TBMM’de tartışılıp onaylanacak mı?
Sonuç olarak; coğrafyası ve gücü nedeniyle bölgesinde merkez ülke olan Türkiye; Yunanistan sorunları, Kıbrıs’ın geleceği, Kuzey komşumuz Rusya ve Ukrayna ve de Orta Doğu çıkmazı içinde bağımsız bir politika izlemesi gerekirken; ittifakların içine girmekle ve başka ülkelerin menfaatleri için kurulan ittifaklarda kendi menfaatlerini hangi ölçüde koruyacak bunu ciddi düşünmeli. Mehmetçiğin kanı dökülecek mi? Bu anlaşmalar ve gizli ittifaklar Türkiye’ye neler kazandıracak? Tarihte bunları yaşadık. İşte bunların düşünülmesi gerekiyor. Bir kurmay çalışması olarak bilgiler nispetinde bir durum muhakemesi yapmaya çalıştım.
100’üncü yılında güçlü devletler sınıfına giren Türkiye’nin kanaatimce en güzel stratejisi “YURTTA SULH CİHANDA SULH” olmalıdır. Bu aslında bazı çevrelerce pasif durum değil bilakis üniter yapı içinde saygınlığınız ve gücünüzle bölgede barışı koruma anlayışıdır. Caydırıcı güç olduğumuzun bir ifadesidir. Orta Doğu bataklığında değil, başka maceralar peşinde değil, kendi menfaatlerini koruyacak. Başkalarının menfaati için değil, Mavi Vatan denizinde rota alması ile toprak vatanın korunması en uygun hâl tarzı olmalıdır. Türkiye’nin üniter yapısının bozulması Orta Doğu’da geri dönüşü olmayan olaylara neden olabilir. Bölgede zaten güçlü olursanız caydırıcılık gücünüz bölgede istikrarın korunması için yeterlidir. İttifaklara gerek yoktur kanaatindeyim. ABD ve İsrail eğer gerçekten barış istiyorlarsa ABD bölgeyi terk etmeli ve İsrail 1967 savaşının sınırlarına geri dönmesi gereklidir. Yapay devletlerin oluştuğu bir bölgede ülkelerin sorunlarına dâhil olmamak hedefimiz olmalıdır. Biz bunu özellikle Birinci Dünya Savaşı içinde yaşadık.
Yazımı bitirirken ABD Başkanı Trump gerçekten tuhaf bir adam. Hiçbir şekilde güven vermeyen, nabza göre şerbet vererek politika yapmaya çalışan ve gittiğinde ismi unutulacakların arasında olan bir insan. Bu nedenle dünya zor bir dönem geçiriyor. Bu gemide hepimiz varsak dünyada da hepimiz varız ve bu dünya tüm canlı ve cansız varlıklara yetecek kadar yaratılmış. Barış içinde yaşamak yerine hırs ve egoların hâkim olduğu bir dünya sonunda kendini mahvedecektir. Atatürk’ün “YURTTA SULH CİHANDA SULH” deyişinin bir de bu yönden incelenmesi gerekli olduğu kanısındayım.
Ülkemin rotası Mavi Vatan, limanı Barış olsun. Pruvan hep neta olsun.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





