Ana sayfa Görüş Her iki güç de Terör Örgütü’nden istifade isteğinde

Her iki güç de Terör Örgütü’nden istifade isteğinde

0
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan, koronavirüs tehdidi ile gündemin arka sıralarına gitmiş olsa da Suriye meselesi ve sığınmacılara ilişkin durumun devam ettiğine dikkat çekerek İdlib ve sığınmacı meselesini MarineDeal News okuyucuları için çok yönlü değerlendirdi

İdlib’de her geçen gün biraz daha karmaşık bir hâl alan gelişmeler 5 Mart 2020 tarihli Moskova Anlaşması ile belirsiz bir süre için ertelendi

Moskova Anlaşması, Bölge’deki stratejik önemi haiz karayollarının statülerine açıklık kazandırırken, İdlib Bölgesi’nin yaklaşık yarısının Suriye Ordusu’nun kontrolü altına girmesini sağlıyor. Anlaşma aynı zamanda Türkiye’ye, Bölge’de desteklediği grupları şu an için tutabileceği bir alan bırakıyor.

İdlib’deki anlaşmazlığın görünür sebebi; Rusya’nın Suriye Ordusu ile birlikte hareket ederek Bölge’den atmak istediği silahlı grupların bir kısmının Türkiye’deki siyasi otorite tarafından Bölge’de kalıcı hale getirilmek istenmesi.

Soçi Mutabakatı kapsamında Bölge’de ılımlı muhalifler ile teröristleri ayrıştırma yükümlülüğü Türkiye’de. Benzer şekilde Moskova Anlaşması’nda da taraflar BM Terör Örgütleri Listesi’ndeki yapıların ortadan kaldırılması yönündeki kararlılıklarını vurgulamış durumda.

Rusya’nın tutumu
Rusya neredeyse 2019 başlarından beri zaman zaman Türkiye’nin bu yükümlülüğünü yerine getirmediğini söylüyor. Konunun Rusya tarafından zamana yayılmasının birkaç nedeni var:

• Suriye’ye uluslararası hukuk bağlamında meşru ve kalıcı, askeri anlamda ise kuvvetli şekilde yerleşme ihtiyacı.

• Türkiye’yi ABD ve NATO’dan uzaklaştırmak istemesi. Bu nedenle Türkiye’nin Soçi Mutabakatı kapsamındaki yükümlülüklerinden bahsetse de buna ilişkin konuları beklemeye almayı tercih etmesi.

• Türk Akımı Projesi’ni hayata geçirme ihtiyacı. Avrupa’ya sevk edeceği gazın Ukrayna’dan bağımsız olarak ayrı bir rotadan gönderilmesi suretiyle geçiş anlamında Ukrayna’ya olan bağımlılığın azaltılması, Avrupa doğalgaz pazarına erişimin artırılması.

• Türk enerji sektörü içindeki payının artırılması. Bu anlamda nükleer enerji anlaşma sürecinin tamamlanması.

• S-400 satış sürecinin tamamlanması. Böylelikle bir taraftan Türkiye ile Rusya arasında askeri bir bağ kurulmasını temin ederken diğer taraftan Rusya ekonomisine girdi sağlanması. Aynı zamanda bu konu ile Türkiye-ABD ve Türkiye-NATO ilişkilerinin yıpratılması.

• PKK/YPG/SDG/PYD (Terör Örgütü) üzerindeki ABD hegemonyasının kırılması, Terör Örgütü üzerinde kontrol sağlanması.
Rusya konuyu zamana yaymasına neden olan gerekçelerine ait hedeflerini büyük ölçüde hayata geçirmiş durumda.

Yalnızca Terör Örgütü’nü kontrol hedefinde arzu ettiği ilerlemeyi sağlayabilmiş değil. Ancak burada da Terör Örgütü ve ABD arasında bir ayrım yarattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu durum uzun vadede Rusya’yı Suriye meselesinde kolaylıkla geri adım atmayacağı bir noktaya getiriyor. Yani Moskova Anlaşması bir; ara çözüm, sorunun ötelenmesi.

Türkiye’de siyasi otoritenin bakışı Bu süre içinde Türkiye’de siyasi otoriteninse başlangıç olarak Suriye sınırı boyunca yaklaşık 30 km derinlikte bir güvenli bölge tesis etme konusuna yoğunlaştığına, güvenli bölge içinde yerleşim birimlerinin kurulmasına, bölgesel meclislerini de içeren bir idari yapılanmaya gidilmesine, bu idari yapıların başına bir yönetici atanmasına, Bölge içinde yerel halka dayanan bir güvenlik gücü oluşturulmasına odaklandığını görüyoruz.

Güvenli bölgenin tesisi maksadıyla icra edilen askeri faaliyetlerin, ABD ve Rusya tarafından verilen teminatlara istinaden durdurulmasını takiben, siyasi otoritenin tüm dikkatinin İdlib Bölgesi’nde desteklediği grupların varlığını güvenli şekilde idame ettirmesine çevrildiğini söylemek mümkün.

Bu vaziyet ise Suriye ve Irak kuzeyinde asıl tehdit olan Terör Örgütü’nün Fırat’ın doğusundaki ve Irak kuzeyindeki varlığını her geçen gün daha meşru bir zemine çekiyor.

ABD ile yakınlaşma yaklaşımı
Öte yandan gerek iç siyasi gelişmeler gerekse İdlib’de oluşan durum kapsamında siyasi otoritenin ABD ile yakınlaşma yaklaşımı da dikkat çekici. Bir süredir terör örgütü PKK/PYD/YPG/ SDG’ye ABD tarafından verilen destek ve Rusya-Türkiye ilişkileri bağlamında gergin olan ABD-Türkiye ilişkilerindeki bu ısınmanın ABD tarafından da istendiği açık.

Türkiye’ye mühimmat desteği sağlanabileceği, Esad’ın artık iktidarda kalamayacağı, HTŞ’nin terör örgütleri listesinden çıkarılabileceği açıklamaları bu durumun göstergesi. Ancak ABD’nin tavrı bu yakınlaşmayı aşama aşama gerçekleştirerek her adımda Türkiye’den bazı tavizler almak yönünde. Bu taviz alanları ise oldukça ciddi.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt Devleti oluşturulmasını kolaylaştıracak, Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ve Kıbrıs konusunda GKRY ve Yunanistan’ın, Ege’de Yunanistan’ın yaklaşım ve tezlerine katkı sağlayacak, Rusya’ya karşı Karadeniz’deki NATO ve ABD varlığının artırılmasına ve yeni bir istikrarsızlık alanı yaratılmasına yönelik adımların atılması, ABD’nin S-400 meselesi ardından masaya koyacağı ilk konular.

Bunun daha ötesinde Bölge’deki Rus etkinliğinin kırılması için Türkiye ve Suriye arasındaki açık bir savaş, ABD çıkarlarına uygun bir senaryo. Ayrıca ABD ile bu Bölge’deki iyi ilişkilerin sürdürülmesinin Bölge’deki terör örgütü varlığı ve bu varlığın kuvvetlenmesi açısından da sonuçları olacak.

Sığınmacılar
Suriye’deki iç karışıklıkların başlamasından bu yana uygulanan açık kapı politikası ile ülkemize kabul edilen sığınmacıların mevcut ve bundan sonraki durumları ile konunun AB ile ilişkilere etkisi ise ayrı bir gündem konusu.

Moskova Anlaşması ardından İdlib konusu süratli bir şekilde gündemden düştü ve Avrupa’ya geçmek isteyen sığınmacıların durumu ön plana çıktı. Avrupa Birliği ile 2016 yılında Geri Kabul Anlaşması imzalanması, 2019 yılında bu Anlaşma’nın askıya alınması, sığınmacıların bir kısmına vatandaşlık hakkının verilmesi, sığınmacıların ülkemizde kalmalarına karşılık AB’den belli oranda nakdi destek alınması, daha da alınması gerektiği ifadeleri, çeşitli vesilelerle sığınmacıların Avrupa’ya geçişlerinin serbest bırakılacağına dair resmi demeçler ve nihayetinde İdlib Krizi ardından sınırların açıldığı ve geçişlerin serbest bırakıldığı açıklamaları, deniz veya karadan Yunanistan’a geçmek isteyen sığınmacıların durumu ile son dönemde denizde ve karada ortaya çıkan görüntüler dikkat çeken aşamalar.

Konu insani yönünün dışında; Avrupa bağlamında pek çok siyasetçi için iktidarın kaybedilmesine dahi yol açabilecek nitelikteki bir kriz. Bu anlamda AB’nin kısa vadede vereceği bir takım tavizlerle sığınmacıların Türkiye’de tutulmasına yönelik gayret göstermesi mümkün. Ancak başlangıçta başarı olarak görünebilecek bu durumun asimetrik gerekçelerle uzun vadede sürdürülebilir olması çok olası değil. Öte yandan denizden yapılan geçişlerin engellenmesine yönelik AB faaliyetlerinin; Ege’de karasularının sınırlandırılması ve genişliği, hava sahasının genişliği ve uçuş malumat bölgesi, aidiyeti anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar ile gayri askeri statüdeki adaların askerileştirilmesine yönelik tezleri bakımından Yunanistan tarafından istismar edilmesi ve bu durumun çok taraflı gerilimlere yol açması riski de yüksek.

Sığınmacılar konusunun insani boyutu ise üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir diğer konu. Kısa bir süre sonra sığınmacıların Avrupa’ya kabul edilmediğinin bu anlamda kara ve deniz sınırlarında karşılaştıkları davranışların unutulması ve Türkiye aleyhine bir kampanya başlatılması ihtimâl dahilinde.

Avrupa basınında Türkiye’nin sığınmacılar konusundaki yaklaşımına yönelik yorumlar ise Türkiye’deki siyasi otoritenin daha ziyade konunun maddi boyutuna odaklandığı ve sığınmacıların bir araç olarak kullanıldığı yönünde.

Tüm bu gelişmeler sığınmacılar konusunun masaya getirilişi ve getiriliş şeklinin ivedi bir şekilde yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Sonuç
Sonuç olarak dış siyasette atılan her adım sahayı, sahada atılan her adım müzakere masasını, müzakere masasında atılan her adım da yeniden sahayı etkiliyor.

Şubat ayında harekât alanında unsurlarımıza yöneltilen saldırıları, bu maksatla kullanılan saldırı araçlarını ve bu saldırılarla verilmek istenen mesajları da bu gözle değerlendirmek gerekiyor.

Moskova Anlaşması ile yavaşlamış, Koronavirüs tehdidi ile gündemin arka sıralarına gitmiş olsa da Suriye meselesi ve sığınmacılara ilişkin durum devam ediyor.

Üstelik daha Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki terörist unsurlara yönelik bir adım da atılmış değil. Bu Terör Örgütü’nün hem ABD hem de Rusya tarafından korunacağı açık. Çünkü her iki güç de bu Terör Örgütü’nden istifade etmek istiyor.

Mevcut durumda Terör Örgütü’nün Suriye ve Irak kuzeyinde Türkiye için daha büyük bir tehdit olduğu düşünüldüğünde Suriye’nin kuzeyine yönelik politikanın buna göre şekillendirilmesi, ayrıca konunun Doğu Akdeniz ve Kıbrıs ile yakın irtibatının hatırdan hiç çıkarılmaması bir şart.

Bu haber/makale kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.