Bandırma Vapuru, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı deyince muhakkak ki aklımıza gelir. Bu gemi, Millî Mücadele Dönemi’nin liderini ve önemli aktörlerini 16 Mayıs 1919 tarihinde İstanbul’dan alarak 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsun’a ulaştırmıştır. Bu seyir büyük zorluklarla geçmiş olabilir ama Samsun’dan başlayan mücadele, Türk tarihimizde, yıllar sonra başarıya ulaşacak önemli bir sürecin başlangıcını ifade eder.
Denizciler olarak ayrıca dikkat çekmemiz gereken husus da Millî Mücadelemizin denizden başladığı gerçeğidir. Tarihi belgelerin gösterdiği üzere pusulası çalışmayan bir gemi ile oldukça zorlu ve gergin geçen bir seyir, özgürlük ve bağımsızlık bilincinin oluşturulması gereğinin tezahürü gibidir. Birinci Dünya Savaşı sonunda yenik bir Türk Devleti, başkentinin düşman donanmaları tarafından ele geçirilmesi ve denizlerini kontrol edemediği gerçeği bu mücadeleyi kamçılar.
Bu tarihi gemi, 1878 yılında Glasgow’da Hutson & Corbett tarafından inşa edilmiş ve 1894 yılında Osmanlı gemisi olana kadar çeşitli bandıralar altında genel yük / yolcu taşımacılığı yapmış buharlı bir gemidir. Pendarma ismindeki bu gemi, 1894 yılında, İstanbul’da İtalyan broker Rama P. D’Erasmo tarafından satın alınıp aynı yıl İdâre-i Mahsûsa’ya satıldı. Gemi Bandırma adını aldı. 1910 yılında ismi Osmanlı Seyrüsefain İdaresi olarak değişen bu kuruluştaki kaydı Bandırma ismiyle kayıtlanmış ve aynı şekilde Türk sularında hizmete devam etmiştir. Birinci Dünya Harbi sırasında nakliye gemisi olarak hizmete alınmıştır. Ağustos 1915’te Marmara’da konvoy hâlinde seyrederken İngiliz HMS E-14 denizaltısı tarafından atılan torpidonun isabet etmemesi sayesinde batmaktan kurtulmuştur (Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü).
192 ton ağırlığında, 47,97 metre uzunluğunda ve 9,11 metre genişliğindeki bu vapurda birinci mevki kamarasında 20, ikinci mevki kamarasında 16 yatak bulunuyordu (Karabulut).
Seyir öncesi…
Mustafa Kemal Paşa Şişli’deki evinde hazırlıklar ile ilgilenirken Bandırma Vapuru ve mürettebatı için yeni bir tarih yazılıyordu. 1919 yılında epey yaş almış olan Bandırma Vapurunun bu seyir sırasında kaptanı İsmail Hakkı olacaktır. Kaptanın Mustafa Kemal Paşa ile tanışması, seyir konularının ve rota hususunun belirlenmesi önemliydi. O nedenle seyir öncesinde Paşa’nın evinde bir araya geldiler. Gerekli bilgi alışverişi akabinde Kaptan gemiyi hazırlamaya koyuldu.
Karadeniz’i tanıyan bu işinin ehli kaptan yaşlı gemiyi Karadeniz’in zorlu şartlarına dayanacak şekilde idare edecektir fakat ilkin geminin hazırlık süreci söz konusu oldu. Eldeki olanaklara bakıldığında Paşa’nın seyri için bu gemi ayrılabilmişti ama gemi çok da iyi durumda değildi. Karadeniz’den ziyade Marmara sularında seyreden bir gemi olduğu için hırçın Karadeniz’e karşı dayanıklılığı dönemin şahitleri tarafından soru işaretleri taşıyordu.
Gemi Süvarisi İsmail Hakkı (Atatürk tarafından verilen Durusu soyadını alacaktır) dışında gemide ikinci kaptan, gemi kâtibi, lostromo, serdümen, tayfa, çarkçı, ateşçi, kömürcü, ambarcı, kamarot gibi görevleri olan 21 personel bulunmaktaydı. Bu personel içerisinde sonradan Atatürk tarafından verilen Ulusu soyadını alacak olan ve Paşa ile doğrudan ilgilenen Hacı Tevfik, Atatürk’ün kütüphanecisi olacak Nurettin Ulusu’nun babasıdır. Mustafa Kemal Paşa ve Karargâhı 22 kişi, er ve erbaşlar 25, Müşavir ve kâtipler 8 kişiydi (Ulusu) (Gemide bulunan kişi sayısı kaynaklarda farklılık göstermektedir).
Seyirden birkaç gün evvel 9’uncu Ordu Müfettişliği’ne tayin edilen Mustafa Kemal Paşa, maiyeti ile İtilaf Devletlerinin talebi ve İstanbul Hükûmeti’nin görevlendirmesi neticesinde 16 Mayıs’ta yola çıkabilecekti. Bu görevlendirme, Karadeniz Bölgesi’ndeki karışıklıkların bitirilmesi maksadını taşıyordu. Burada, Mustafa Kemal’in özellikle padişah Vahdettin tarafından gizli görevle yollandığı söylemlerinden ziyade gerçekte var olan bu görevlendirmeye dikkat göstermek gerekmektedir. Ancak Samsun’da yakılacak meşale ulusun kurtuluşu için başlatılan Millî Mücadele’ye dönüşecektir ve Mustafa Kemal bu mücadelenin lideri olarak fikirsel dönüşümün de temellerini atacaktır.
Yine seyir öncesi neler olduğuna dönecek olursak, işgal yıllarında İstanbul Boğazı geçişlerinde deniz ulaşımını kontrol etmek üzere İngiliz güçleri tarafından askerî bir üs olarak Kız Kulesi kullanımdaydı. Dolayısıyla İstanbul Limanı’ndan kalkan ve Karadeniz yönlü gidiş-geliş gemi trafiği, bu bölgedeki güçler tarafından kontrol altında tutuluyordu. Bu durum bile bu seyrin akıbetini riskli kılıyordu. O nedenle Rauf Orbay’ın anılarında bu seyir dikkat çekicidir. Rauf Orbay riskin farkındadır ve seyirden dakikalar önce Mustafa Kemal Paşa’yı uyarmak istemektedir:
“Gitme Kemal! Aldığım bilgiye göre bineceğin vapuru Karadeniz’de batıracaklar” diyen Rauf Bey’e Mustafa Kemal’in düşüncesi netti: gidersem tutacaklar… Gitmezsem ne olacak?! Gene tutacaklar; hem daha kolaylıkla… ve hapsedecekler… Kim bilir neler yapacaklar ve fakat memleket ve millet ne olacak?!.. Paşa, Rauf Bey’e dönerek: “Rauf, ben gideceğim. Senin de başın sıkışınca hemen bana katıl” demiş ve kendisini bekleyen bir motorla Bandırma Vapuruna geçmiştir (Nutuk, s. 39-40).
Alargada bekleyen Bandırma Vapuru Mustafa Kemal ve silâh arkadaşlarını aldıktan sonra, 16 Mayıs 1919 günü akşam saatlerine doğru Kız Kulesi kontrol noktasına vardığında İngiliz kontrol subayları tarafından arandı. Kontrol sırasında kuşkulu bir durum oluşmadığından vapurun Karadeniz yönüne geçişine izin verildi (Özbey, s. 30). Geminin İngiliz güçleri tarafından alıkonulma ihtimâli oluşmuşsa da denetim sonucunda onay çıkmasının hemen akabinde gemi seyrine başlayabilmiştir. Zira Paşa, kaptana şu emri verdi: “Bütün süratinle Karadeniz’e”.
Seyir hâli
16 Mayıs’ta başlayan yolculuk 19 Mayıs sabahı Samsun’a varılması suretiyle son bulmuştur. Bu gemi lüks konforu olmayan ve görece yaşını almış küçük bir gemiydi. Ayrıca pusulası bozuk ve paraketası yoktu. Bu tarihi yolculuğa katılanlardan bazıları hatıratlarında geminin durumunu şu şekilde açıklamaktaydı:
“Yarbay Mehmed Arif Bey,1925 tarihli Anadolu İnkılabı Mücahedat-ı Milliye Hatıratı isimli eserinde vapurdan “küçük vapurumuz” şeklinde bahsetmektedir. Yolculuğa Karargâh Erkan-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyaset Şubesi Müdürü olarak katılan Hüsrev Bey (Gerede) ise anılarında, ufacık vapurun Karadeniz’in dalgalarında sallandığından bahsetmektedir. Müfettişlik Başyaveri Cevat Abbas (Gürer) ise, vapurun güçlükle, hep sahil boyunca yol alarak dört günde zorlukla Samsun’a vardığını söyleyerek vapurun küçük oluşu ve yolculuğu zor tamamladığına dikkat çeker. Yıllar sonra Hayat dergisine anılarını anlatan Kurmay Mülhakı Arif Hikmet Bey (Gerçekçi) de benzer ifadeleri kullanır ve Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında Bandırma Vapurunun, fındık kabuğu gibi oynamaya başladığını söyler. Ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın Kaptanla konuşmasında geminin eksiklerinden bahsedildiğini belirtir… Müfettişlik İkinci Yaveri Muzaffer Bey (Kılıç) ise vapurun küçüklüğünün yanı sıra eski oluşundan da bahsetmiştir” (Karabulut).
Seyir sırasında karaya yakın yol almak Paşa’nın özel isteğidir. Böylece işgal kuvvetlerinden gelecek olası tehlikeler daha kolay atlatılabilecek ve gerekirse gemi karaya oturtulabilecektir. Zira seyir başlangıcının hemen akabinde İtilaf Devletlerinin gemiyi batırma ihtimâli, bu teknik olarak zaten zor olan yolculuğun daha zorlu geçmesinin başka bir nedeni olmuştur.
Gemi Sinop’a vardığında, Paşa, karadan devam etme vasıta ve yöntemlerini sorguladıysa da olumsuz durum üzerine “… daha bir gecelik tehlike var; onu da atlatabiliriz” diyerek seyrin devam etmesine onay vermiştir. “Samsun’a kadar köhne Bandırma Vapurunun kıç tarafındaki I. mevki kamaraların güvertesinde bulunan küçük salonda, başının altına koyduğu yastıkla kanepeye uzanmak suretiyle, gece ve gündüzü geçiren Paşa, düşman tarafından takip edileceği ve hatta geminin batırılacağını hesap ederek” tetikte kalmıştır (Ulusu).
Bandırma Vapuru, dalgalar arasında yuvarlanarak Samsun’a vardığında, Samsun’da yanaşabileceği bir liman bulunmamasından dolayı açıkta demir atmıştır. Yolcular ve eşyaları, küçük bir motor ve bir kayıkla kıyıdaki Tütün İskelesi’ne taşınmışlardır (Özbey, s. 30).
Rauf Orbay, gemi Samsun’a varıncaya kadar bir hayli endişelenmiştir. Bandırma Vapurunun köhneliği onu bu huzursuzluğa yöneltmişti ve kendisinin hatıratlarında aktardığı gibi, “Nihayet … Paşa’nın salimen [Samsun’a] çıktığı haberini alınca, büyük bir ferahlık duydum.”
Samsun
Her ne kadar bu bölgede ayaklanan çeteleri ortadan kaldırmak Paşa ve arkadaşlarının Samsun’a geliş amacı gibi görünüyorsa da aslında bugün Kurtuluş Savaşı tarihimizin önemli bir günü olarak tarihe yazılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa’nın aktardığı üzere, ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmıştı, yurdun her yanında yabancı devletlerin subay ve görevlileri ve özel adamları çalışıyordu, İtilaf Devletleri, ateşkes antlaşmasının hükümlerine uymayı dahi gerekli görmüyorlardı. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum itibarıyla İstanbul’dan bahsi geçen hazin düzeni yok edecek bir hareket olmayacağı oldukça aşikârdı.
Samsun’a ulaşan Mustafa Kemal Paşa tarafından bağımsızlık mücadelesi Türk tarihini değiştirmek üzere yazılıyordu ve ulusun yeniden yükselişini ifade eden bu mücadele denizden başlamıştı…
Bandırma Vapurunun sonu
Bandırma Vapuru, 1919 mayıs ayı sonrasında Osmanlı Seyrüsefain İdaresi’nde hizmet vermeye devam etmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla birlikte ismi Türkiye Seyrüsefain İdaresi olarak değiştirilen kuruluşta kısa bir süre daha hizmette kalmıştır. Ancak motorunda ciddi bir arıza çıkması nedeniyle İdare Meclisi’nin 5 Kasım 1925 tarihli ve 355 sayılı kararı uyarınca enkaz hâlinde Balat’ta faaliyet gösteren gemi sökümcüsü İlhami Bey’e satılıp orada parçalanmıştır.
Tarihi seyrinden bu kadar kısa bir süre sonra söküme ayrılması, geminin ne kadar eski ve seyir güvenliğinden yoksun bir gemi olduğunu da kanıtlamaktadır.
Diğer taraftan, Bandırma Vapurunun bu şekilde yok olması tarihi bir kayıp olarak ifade edilmelidir. Zira Kurtuluş Savaşımızın anlatısı içinde özel bir yeri olan bu gemi, hurda olmaktan kurtulamamıştır. İlerleyen zamanlarda yalnızca birkaç kez bu vapurun gün yüzüne çıkarılmasına ilişkin çabaların olduğunu belirtmemiz gerekir. İlki, 1933 yılında Ankara Halkevinin, Seyrisefain Müdüriyeti’ne bu konuya ilişkin yönelttiği sorulardır. Bu “yazışmalardan anlaşıldığı üzere, 1933 yılında bir müze kurulması gündeme gelene dek Bandırma’nın tarihi öneminin farkına varılmamış ve vapur, o tarihe dek çoktan parçalanıp yok olmuştur”. Vapurun müze olarak muhafazası ile ilgili bir diğer girişim 28 Ağustos 1957 tarihindedir. Bu araştırmanın sonunda da görülmüştür ki “devletin, Bandırma’yı bulma ve teşhir etme girişimi her iki seferde de sonuçsuz kalmış ve vapurun söküldüğü gerçeği anlaşılmıştır” (Karabulut).
Ancak çok sonraları bir replika yapımı gündeme gelmiştir. Samsun Valiliği tarafından aktarıldığı üzere, bu replika müze projesi, 1999 yılında vapurun özgün boyutlarında yeniden yapımı fikriyle ortaya çıkmıştır. Samsun Valiliği İl Özel İdaresi ve Samsun Büyükşehir Belediyesi, 2001 yılında replikanın inşasını başlatmış ve aynı yıl tamamlatmıştır. Müze gemi, 18 Mayıs 2003 tarihinde Samsun ili Canik ilçesinde ziyarete açılmış olup iki alan şeklinde teşkil edilerek müze olarak işletilmeye devam etmektedir.
Bağımsızlık ruhumuz denizlerde başlar… Unutmadığımız ve gönülden bağlı kaldığımız Nice 19 Mayıs’lara!
Kaynakça
Hatıratlarla Karşılaştırmalı Nutuk, İBB Kültür AŞ., İstanbul, 2020.
Mustafa Kemal Ulusu, Atatürk’ün Yanı Başında, İstek Yayınları, 2017, İstanbul.
Veysel Özbey, “Türk Kurtuluş Savaşı Anıt ve Müze Gemileri”, Savunma ve Savaş Araştırmaları Dergisi, https://kho.msu.edu.tr/arsiv/2024-1/3.pdf
Umut Karabulut, “Bandırma Vapuru”, Atatürk Ansiklopedisi, https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/684/Bandırma-Vapuru
Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Bandırma Gemi Müzesi, https://samsun.ktb.gov.tr/TR-362756/bandirma-gemi-muzesi.html
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





