
“12 Gün Savaşı” sonrasında yaşananların devamı olarak, yakın coğrafyamızda ve uluslararası arenada neler yaşanabilir? Öngörülebilir bir gelecekte bölge halkları için iyi bir haber var mı? Dr. Tuğamiral (E) Yalçın Özkütük yazdı
İsrail’in “savaş” olarak isimlendirmediği “Yükselen Aslan” harekâtı, İran’a karşı 13 Haziran 2025’te hava harekâtı ve eş zamanlı MOSSAD suikastleri ile başladı, 24 Haziran 2025’te varılan “muğlak bir ateşkes” anlaşmasıyla “şimdilik” sona erdi. Kullanılan askerî unsurlar bakımından “konvansiyonel”, analiz düzeyine göre “devletlerarası, sınırlı ve asimetrik” olma özelliklerini taşıyan savaş;1 ABD’nin oluruyla İsrail tarafından başlatıldı, ABD tarafından sona erdirildi. Çin ve Rusya’nın da gelişmelerden haberdar olduğu ve savaşın “sınırlı” kalmasında dahlinin olduğunu iddia etmek mümkün.
Öncesinde İran, 13 Nisan ve 1 Ekim 2024 tarihlerinde toplamda yaklaşık 500 füze ve insansız hava aracıyla İsrail’e karşı “test” maksatlı saldırılar düzenledi. Bu kez ABD-İsrail ikilisi, İran’a karşı daha kapsamlı “test” saldırıları düzenledi ve tarafların karşılıklı yaptıkları “test”ler ile İsrail’in doğrudan İran’ın kilit personeline yönelik etkisizleştirme eylemlerinden sonra, sonuç alınacağı düşünülen asıl savaş için çok boyutlu hazırlık safhasına geçildi. Bu safha sadece anılan aktörler için değil, tüm bölge devletleri ve vekil yapıları, uluslararası örgütler ile küresel güçler için de ne zaman ve ne şekilde başlayacağı ve ne yöne evrileceği kestirilemeyen bir savaşa hazırlık safhasıdır.
Yaşanan savaş sürecinde; tarafların iç dinamiklerini, bölge ülkelerinin yaklaşımını, küresel güçlerin etkisini ve dünya hegemonyasına dair genel mücadeleyi bir arada değerlendirmeyen, bu sebeple bazı açılardan maksadını aşan, taktik seviyedeki gelişmelere bakıldığında aceleci, yanıltıcı ve asıl odaklanılması gereken noktaları gözardı eden, çeşitli saiklerle “İrancılar”, “İsrailciler” ve “tarafsızlar” şeklinde, dünya ve ülkemiz kamuoyunda keskin gruplaşmalara şahit olundu. Şimdi bu zafiyetlerden ders çıkarma, yaşanılan gelişmelerden daha sağlıklı veriler elde ederek jeopolitik temelli bir bakışla öngörülebilir bir gelecek okuması yapma zamanıdır. Bu yazıda, gelişmelerin omurgasını oluşturan “sabit” olarak nitelenebilecek iki hususu kısaca ele almayı müteakip, söz konusu hazırlık safhasında ne tür gelişmelerin yaşanabileceğine dair başat öngörülerde bulunuldu. (Takdir edilecektir ki fiziksel sınırlamalar sebebiyle bahse konu öngörüler başlıklar hâlinde ele alındı.)
ABD: İsrail olmasaydı yaratırdık, çünkü BOP’u İsrail’e teslim edeceğiz
Sabitlerden ilki, ABD’de işbaşına gelen yönetimlerin “yaklaşım farklılıklarını barındıran ancak özü değişmeyen” bölgeye ilişkin hedefleri kapsamında ABD’nin bölgedeki en uzun soluklu ve en stratejik hedefi, her şartta ve konuda desteklediği İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Bahse konu güvenlik çerçevesi içerisinde İsrail’in; etrafındaki düşmanlarının etkisiz hâle getirilmesi, enerji ve su güvenliğinin sağlanması, stratejik seviyede derinlik kazanması ve gerçek bir “bölgesel güç” hâline getirilmesi hususları önceliklidir.2 Çünkü İsrail, ABD’nin bölgede sarsılmaz bağları olan, tüm temel konularda aynı politik çizgiyi paylaştığı yegâne “stratejik müttefik”idir.3 Dolayısıyla ABD’nin bölge politikasını anlamaya çalışırken “İsrail”i merkeze almak bir tercih değil, zorunluluktur.
İkinci sabit; kökleri 20’nci yüzyıl başına kadar giden, Sovyetler’in dengeleyici etkisinden ötürü Soğuk Savaş süresince ertelenmesi sebebiyle fiilen 2001’de başlatılan, dünya hegemonu ABD ve Batı emperyalizminin çıkarlarına göre Orta Doğu ülkelerini aşamalı bir şekilde etnik ve/veya mezhepsel ayrımlar esasına göre parçalara bölerek, kontrol etme ve sömürme maksatlı “Büyük Orta Doğu Projesi (BOP)”dir.
Aynı zamanda ABD-Batı’nın; Rusya’yı çevreleyerek kıtada tutma, Çin’in ekonomik temelli Kuşak Yol Projesi (KYP)’nin Avrupa, Orta Doğu ve Afrika’ya olan erişimini sekteye uğratma ve Orta Doğu çıkışlı enerjiye ulaşımını güçleştirme hedefleri doğrultusunda BOP, emperyalist ruhlu ve stratejik bir projedir.
12 Gün Savaşı’yla da doğrudan bağlantılı olan, proje içerisindeki en önemli adımlardan birisi; Türkiye, İran, Irak ve Suriye topraklarından bölünecek parçalar üzerinde ve İsrail güdümünde bir “Kürt Devleti” kurma adımıdır. Böylece Orta Doğu’da kurulacak düzenin İsrail’in kontrolüne bırakılması ve ABD’nin hegemonya mücadelesi çerçevesinde engelsiz bir şekilde Çin’e yönelmesi mümkün olacaktır.4
Bahse konu emperyal proje, bölge için bir ilk değildir. Nitekim tarihsel süreçte İsrail de benzer bir yöntemle kurulmuş ve günümüzde BOP’un gerçekleştirilmesinde en kullanışlı araç olarak İsrail’e görevler verilmektedir.

İki “sabit”e kısaca değinmeyi müteakip, 12 Gün Savaşı’ndan sonra yaşanabilecek gelişmelere dair başat öngörüleri olabildiğince aktör bazlı olarak sıralamaya çalıştığımızda şöyle bir durumla karşılaşılmaktadır:
Batı–ABD–İsrail bazlı öngörüler
- Malûmun ilânı olmakla birlikte, ABD–İsrail’in Gazze’yi boşaltma planıyla eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki Filistinlileri göçe zorlama süreci hız kazanacaktır. Nitekim sözde ateşkes olmasına rağmen Gazze’yi bombalamaya devam ederek Filistinlileri göçe zorlayan İsrail’in taktik seviyedeki son adımı, Gazze Şeridi’nin güneyinde 600 bin Filistinliyi barındıracak bir çadır kent kurma planıdır. Buraya yerleştirilen insanların daha sonra kuzeye dönmesinin mümkün olmayacağını ve bunun bir tür “toplama kampı” olacağını ifade etmek mümkündür.
Yaklaşık 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze’de, Ekim 2023’te başlayan Hamas–İsrail Savaşı’nda şu ana kadar yaklaşık 61 bin Filistinlinin öldüğü açıklanmakla birlikte, çok büyük oranda vurulan binaların enkazları altında kaldıkları için sayılmayanlar ve Gazze’yi terk edenler sebebiyle gerçek sayının 377 bin civarında olduğu ve şimdi de 600 bin kişinin “toplama kampı”na gönderileceği dikkate alındığında, İsrail’in Gazze’deki Filistinlilerin neredeyse yarısını etkisizleştirerek Gazze’yi boşaltma planında bir hayli yol aldığı görülmektedir.5
(Gazze’nin boşaltılması planının detaylarına https://fikirturu.com/jeo-politika/gazzeden-de-otesi/ adresinde yer alan yazımda yer verilmiştir.)
Batı Şeria’da yıllardan beri süregelen planlı, aşamalı, çeşitli yıldırma politikaları kapsamında bölgenin kuzeyinde 21 Ocak 2025’te başlayan, büyük çaplı zorla yerinden etme, kampların yıkımı ve diğer şiddet türlerini içeren İsrail operasyonu ve bölge genelinde yoğun hareket ve erişim kısıtlamaları devam etmekte, Kudüs Eski Kent bölgesi, El Aksâ Câmii’nin de kapatılması da dâhil olmak üzere fiilî bir karantina yaşanmaktadır.6
Gündemde yer bulamamakla birlikte, 7 Ekim 2023–19 Haziran 2025 tarihleri arasında, Doğu Kudüs de dâhil olmak üzere 2,5 milyon Filistinlinin yaşadığı Batı Şeria’da en az 200’ü çocuk olmak üzere 949 Filistinli öldürülmüştür.
Bu sürece paralel olarak Gazze’de, Filistinli farklı gruplardan/aşiretlerden Hamas karşıtı yapı/yapıların oluşturulması, devamında Hamas’ın yeni yapı/yapılar ile çatışmaya sürüklenerek zayıflatılması ve Gazze’deki “göçe karşı direniş örgütlenmesi”nin yok edilmesinin de planlandığı anlaşılmaktadır.7
Ayrıca Hamas haricinde, İran’ın bölgedeki vekil yapıları olan Lübnan’da Hizbullah’a ve Yemen’de Husiler’e yönelik etkisizleştirme saldırılarının da farklı şekillerde ve kesintisiz olarak devam edeceğini öngörmek güç olmasa gerek.
- İsrail’in çevresindeki Arap ülkeleriyle “normalleşme”si dolayısıyla tehditleri azaltması sürecinde, kısa vadede Suudi Arabistan ve Suriye’nin İsrail’i “tanıma”sı olasıdır. Suudi Arabistan’ın “Gazze’den de ötesi” başlıklı yazıda yer verilen hususlar paralelinde İran’dan algıladığı tehdidi somut olarak bu savaşta görmesi ve ABD’nin terör listesinden çıkartarak İsrail’in her tür zorbalığı karşısında sessiz kalmakla görevlendirdiği HTŞ’nin ise ABD–İsrail’in Suriye’deki kontrolünü kabullenmiş olması, olası tanımayı kolaylaştıracak etmenlerdir.
- ABD–İsrail’in; Irak’taki ve Suriye’deki Kürtlerle, Suriye’deki ve Lübnan’daki Dürzîlerle ve HTŞ ile bağlarını, ilişkilerini asimetrik bir şekilde güçlendirmesi beklenmelidir. Bu beklenti çerçevesinde, Suriye’nin güneyindeki İsrail işgallerinin sınırlarının genişletilerek kalıcı hâle getirilmesi sürpriz olmayacaktır. Nitekim İsrail, Suriye’nin güneyinde işgal ettiği Der‘â ve Kuneytra’da son 3 ayda 6 yeni askerî üs inşa etmiştir.
Daha önemli diğer bir gelişme ise İsrail’in “Dâvut Koridoru” projesini yaşama geçirmesinde yaşanacaktır. Suriye’nin güneyinde işgal altındaki Golan’dan başlayarak, Dürzîlerin yaşadığı bölgeden ve PYD kontrolündeki bölgeden geçerek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’ne kadar uzanacak bir nüfuz alanı sağlaması öngörülen koridor sayesinde;
- İsrail’in stratejik bir derinlik kazanması,
- İran–Hizbullah arasındaki kara ulaşımının tamamen kesilmesi,
- İsrail’in Kürt müttefiklerine lojistik ve istihbarat desteğinin kolaylaşması,
- IKBY’den İsrail’e petrol/doğal gaz akışının gerçekleşmesi (Ben Gurion Boru Hattı),
- Irak geçişli lojistik koridorların kontrol edilmesi,
- Irak’taki etnik–mezhepsel temelli çatışmaların daha kolay kontrol edilmesi,
- İsrail’in ve yerel müttefiklerinin, İran’ın batı sınırlarına olası savaş öncesinde kara unsurları yığması sonucunda İran’a askerî baskıyı artırması mümkün olabilecektir.
Aynı zamanda, kurulması planlanan Kürt Devleti’nin Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e çıkışının mevcut durumda gerçekleşmesi pek mümkün görünmediğinden, ilerleyen süreçte Dâvut Koridoru Doğu Akdeniz’e çıkış için alternatif bir rota görevi yapabilecektir.8
Irak petrolü ve doğalgazını, Körfez ülkelerinin enerji ihracatıyla birlikte Irak üzerinden taşıyarak Ürdün–Suriye sınırını takip edecek şekilde İsrail’e ulaştırmayı ve buradan Avrupa’ya yönlendirmeyi hedefleyen Ben Gurion Boru Hattı sayesinde:
- Doğu Akdeniz’den çıkarılan doğal gazla birlikte, İsrail büyük bir enerji merkezi konumuna getirilebilecek,
- İran, Katar ve Rusya gibi bölgedeki diğer enerji ihracatçılarının tekeli kırılabilecek,
- Çin’in KYP’i zayıflatılabilecek ve Batı’ya alternatif bir enerji koridoru sunulabilecek,
- İsrail’e Azerbaycan petrolünü taşıyan Bakü–Ceyhan Petrol Boru Hattı’ndan ötürü İsrail’in Türkiye’ye olan bağımlılığı azaltılabilecektir.
Ancak bu boru hattının güvence altına alınabilmesi için ise İsrail’in önce Dâvut Koridoru’nu yaşama geçirmesi gerekmektedir.9
Nitekim son birkaç haftada HTŞ’nin Dürzîlere saldırtılması sonucunda, İsrail’in “Hâmî” sıfatını kullanarak Dürzî bölgesinde “meşruluk” algısı ile gerçekleştirdiği konuşlanma faaliyetlerini, Dâvut Koridoru’nun inşa çalışmasında bir safha olarak görmek mümkündür. Bu bağlamda, nihai hedefte bir ara hedef olarak, uzun yıllardan bu yana planlanan Suriye’nin etnik–mezhepsel bir parçalanma ile Irak benzeri bir yapıya (Kürt, Sünnî, Nusayrî, Dürzî bölgeleri ile çok zayıf bir olasılık Türkmen bölgesi) kavuşturulması yakın/orta vadede gerçekleşebilecektir.

- Rusya–Ukrayna Savaşı’nın verdiği hasardan ötürü Rusya’nın 12 Gün Savaşı’nda pasif kaldığı değerlendirmesine istinaden, İsrail’in de dâhil olduğu Batı Bloku, olası İran Savaşı’nda mevcut zorluklarına rağmen İran’ın yanında yer alması olasılığına karşı Rusya için yeni bir savaş cephesi açabilir. Nitekim son dönemde Güney Kafkasya’da ABD’nin; Azerbaycan–Rusya ilişkilerini gerginleştirmeye yönelik girişimlerini, Zengezur Koridoru’na ilişkin teklifini, AB’nin gerçekçi olmamakla birlikte Ermenistan ve Gürcistan’ın AB üyesi yapılmasına dair açıklamalarını, İsrail’in; Azerbaycan ile farklı sektörlerde işbirliğini geliştirme çabalarını, bahse konu cephenin açılması maksatlı adımlar olarak görmek mümkündür.
Doğu–Avrasya–İran bazlı öngörüler
- İran’daki Türk bölgesi (Güney Azerbaycan), Kürt bölgesi (Kürdistan), Arap bölgesi (Huzistan) ve Belûcî bölgesi (Sistan ve Belûcistan)’nde yoğunlaşan farklı azınlıkların “dış güçler” destekli ayrılma/bağımsızlık arzularını, muhalif kesimin rejim karşıtı eylemlerini, mevcut ekonomik zorluklara ilâve olarak silahlanmaya ayrılacak payın artacak olmasından dolayı halkın daha da azalacak refah düzeyinden duyduğu rahatsızlığı baskılamak ve MOSSAD’ın ülke içindeki faaliyetlerini engellemek maksadıyla, İran’ın iç cephede her tür özgürlüğü yok etme seviyesine geleceğini öngörmek mümkündür. Ancak buna rağmen, 4–5 yılda bir denenen rejim karşıtı kitlesel eylemlerin bugüne kadar başarılı olamamasının halkta yarattığı ümitsizlik ve bağlantılı olarak Arendt’in ifadesiyle “Korku içinde yaşamak, bir halkın ruhunu öldürür, o halk artık özgür olamaz.”10 tespiti esas alındığında, İran’da iç dinamiklerin etkisiyle bir rejim değişikliği beklenmemelidir.
- İran’ın komşusu Pakistan ile ilişkilerini güçlendirmesi muhtemeldir. Genel jeopolitik mücadele çerçevesinde İran’ı doğrudan ilgilendiren yakın bölgesinde; ABD–İsrail–Hindistan üçlüsünün karşısında Çin–Pakistan–İran üçlüsü konumludur. Pakistan’ın Belûcistan eyaleti üzerinden Çin’e uzanan alternatif enerji hattının kesilmesini ve İran’da mezhepsel ayrıma dayalı bölünmeyi de içeren BOP kapsamında, İran’dan ve Pakistan’dan koparılacak topraklarda kurulması planlanan “Belûcistan” devletinin, her iki aktörü dayanışmaya zorunlu kılması beklenmelidir. Ayrıca Pakistan’ın sahip olduğu nükleer silâh tecrübesinden ve Mayıs 2025’deki Pakistan–Hindistan çatışmasında başarısı kanıtlanan Çin menşeli savaş uçaklarına dair tecrübelerinden İran’ın yararlanmak isteyeceği düşünülebilir. (Çin’den bahse konu uçakları aldığı takdirde)
- Rusya ve Çin’in “kendilerince haklı sebeplerle”, savaşta İran’a desteklerinin (en azından görünürde) müzakere çağrıları ve uzlaştırmacılık girişimleriyle sınırlı kalmasının, her ne kadar askerî nitelikleri olmasa da BRICS ve ŞİÖ’nün İran yanlısı ortak bir tavır sergileyememesinin, hattâ BRICS üyesi Hindistan’ın doğrudan İsrail’in yanında saf tutmasının, BRICS–ŞİÖ’nün diğer üyelerinde “çok kutupluluk ve dayanışma” söylemine dair bir güvensizlik yarattığını, tüm bu olanların ABD–Batı’nın hanesine bir kazanım olarak kaydedildiğini ifade etmek mümkündür. Nitekim bu duruma istinaden İran’ın, çok zorlu bir denklem olmakla birlikte mevcut dış politikasında revizeye giderek yeni açılımlarda bulunması beklenebilir.11 Bununla birlikte savaşın hemen ertesinde Rusya ve Çin’in İran’a “fiilî destek”te bulunmaya başladığı yönünde haberler gelmeye başlamıştır. Bahse konu desteğin içeriğinin ve sürekli olması durumunun, Rusya ve Çin’in ABD–İsrail’i olası savaşı başlatmaktan caydırma hamlesi ve savaş çıktığı takdirde bu kez “fiilî” olarak İran’ın yanında yer alma mesajı şeklinde yorumlamak mümkündür.
Bölge halklarına dair öngörü
- Birbirlerinden algıladıkları tehdit seviyesi yükselen İsrail, İran ve bölge ülkelerinin normalde dünya ortalamasının üzerinde olan silah tedarikine bütçelerinden daha da fazla pay ayıracak olması, buna bağlı olarak başta ABD olmak üzere silah ihraç eden büyük güçlerin daha çok kazanacak, silah tedarikini artıran ülkelerin halklarının ise daha fazla kaybedecek olması, öngörüden ziyade kaçınılmaz bir gerçekliktir. Böylece İsrail, emperyalist sistemdeki görevlerinden birisini başarılı bir şekilde sürdürmüş olacaktır. Çünkü kuruluş amaçlarından birisi de Orta Doğu’da sürekli bir şiddet yaratmak olan İsrail’in, emperyalist sistemin işlerliğine bağımlı varlığı bu görevini yerine getirmesine bağlıdır.12
Tüm bu gelişmeler yaşanırken gerek iç gerekse dış dinamiklerin iç içe geçmişlik oranının bir hayli yüksek olmasından kaynaklı “süratli ve öngörülemez değişkenlikler” sebebiyle, Türkiye’nin gelişmeleri yönlendirebilme etkinliği, atacağı adımlar, bunların sonuçları vb. konularda, çok sağlıklı olmayacağı endişesiyle öngörüde bulunulmamıştır.
Sonuç olarak; müteakip savaşın ne zaman ve ne şekilde başlayacağını, hangi aktörlerin katılacağını, nasıl gelişeceğini ve sonuçlanacağını öngörmek gerçekçi değildir. Ancak bahse konu savaşa hazırlık sürecinde bölgenin birçok olumsuz gelişmeye tanıklık edeceğini, bugününe ve yarınına sahip çıkamayan halkların ezilmişliğinin ve acılarının süreceğini öngörmek ise mümkündür.
Kaynakça
1 Canan Sokullu, “Savaş Türleri”, Güvenlik Yazıları Serisi, No.22, Ekim 2019, https://trguvenlikportali.com/wpcontent/uploads/2019/11/SavasTurleri_EbruCananSokullu_v.1.pdf (Erişim Tarihi: 01.07.2025).
2 Mehmet Ali Yılmaz, “ABD Emperyalizmi Ortadoğu’dan Vazgeçmez, Vazgeçirilir”, ABD Emperyalizmi ve Ortadoğu, ed.Mehmet Ali Yılmaz (Ankara: İmge Kitabevi, 2014): 47.
3 Stratejik müttefiklik; işbirliği, ortaklık veya ittifakın en güçlü ifadesidir. Stratejik müttefiklik için, ülkeler arasında hiçbir üçüncü ülkeyle olmayan derecede teknoloji transferi dahil yüksek bir askeri ve ekonomik işbirliği, iki ülkenin kamuoylarının ve parlamentolarının birbirlerine karşı olumlu hissiyat beslemesi ve iki ülkenin dış politikalarının büyük ölçüde örtüşmesi gereklidir. Bkz. Çağrı Erhan, Türk Dış Politikasının Güncel Sorunları (Ankara: İmaj Yayınevi, 2010): 84.
4 Osman Aydoğan, “21. Yüzyılda Büyük Oyun (The Great Game)” 3 Ocak 2025, https://www.sehriyar.info/?pnum=1134 (Erişim Tarihi: 02.07.2025).; M.Ali Güller, “ABD’nin yeni harita niyeti”, 19 Haziran 2025, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/abd-nin-yeni-harita-niyeti-2410545 (Erişim Tarihi: 02.07.2025).
5 “İsrail Gazze'de yaklaşık 400 bin Filistinliyi ‘kaybetti': Yarısı çocuk”, Haziran 2025, https://www.diken.com.tr/israil-gazzede-yaklasik-400-bin-filistinliyi-kaybetti-yarisi-cocuk/[Erişim Tarihi: 21.07.2025].
6 ”UNRWA Situation Report #177 on the Humanitarian Crisis in the Gaza Strip and the West Bank, including East Jerusalem”, https://www.unrwa.org/resources/reports/unrwa-situation-report-177-situation-gaza-strip-and-west-bank-including-east-jerusalem (Erişim Tarihi: 14.07.2025).
7 “Gazze'de İsrail desteğiyle Hamas'a karşı savaşan Filistinli grup hakkında neler biliniyor?”, https://www.mepanews.com/gazzede-israil-destegiyle-hamasa-karsi-savasan-filistinli-grup-hakkinda-neler-72546h.htm (Erişim Tarihi: 14.07.2025).
8 Mehdi Yaghi,”David’s Corridor: Israel's shadow project to redraw the Levant”, 4 April 2025, https://thecradle.co/articles/davids-corridor-israels-shadow-project-to-redraw-the-levant (Erişim Tarihi: 03.07.2025); Tevfik Kadan, “İsrail'in planı: ‘Davut Koridoru'”, 21 Ekim 2023, Aydınlık Gazetesi (Erişim Tarihi: 05.07.2025).
9 Mert İnan, “Çok katmanlı Levant planı, İran’ı kuşat Türkiye’yi sıkıştır”, 2025, https://haberglobal.com.tr/yazarlar/cok-katmanli-levant-plani-irani-kusat-turkiyeyi-sikistir-464700 (Erişim Tarihi: 15.07.2025).
10 Hannah Arendt (1906-1975): Alman asıllı Amerikalı tarihçi, filozof ve siyaset kuramcısı
11 Serap Emir, “İran-İsrail Savaşı Dersleri – 3: Sırtımızı kime dayamalıyız?” 27 Haziran 2025, https://haber.sol.org.tr/haber/iran-israil-savasi-dersleri-3-sirtimizi-kime-dayamaliyiz-399347 (Erişim Tarihi: 05.07.2025); Hüseyin Korkmaz, “Çin’in İran Sınavı ve Jeopolitik Denge Arayışı”, 16 Haziran 2025, aa.com.tr/tr/analiz/cinin-iran-sinavi-ve-jeopolitik-denge-arayisi/3600077 (Erişim Tarihi: 10.07.2025); Volkan Özdemir, “İran neden hedefte? ABD-Çin rekabeti ve Rusya’nın sessizliği”, 25 Haziran 2025, https://www.atasam.org.tr/arastirma-analiz/gorus/iran-neden-hedefte-abd-cin-rekabeti-ve-rusya-nin-sessizligi (Erişim Tarihi: 07.07.2025).
12 Nevzat Evrim Önal, “Emperyalist Sistemin Bütünselliğinden Bakıldığında Görülen İsrail”, Gelenek, Sayı 164, Kasım 2024, (Erişim Tarihi: 17.07.2025).
Dr. (E) Tuğamiral Yalçın Özkütük – 30 yıl TSK’da görev yaptıktan sonra, 2021’de Dz.K.K.lığı İstihbarat Başkanlığı görevinden emekli oldu. 1987’de Deniz Lisesi’nden, 1991’de Deniz Harp Okulu’ndan, 2003’te Deniz Harp Akademisi’nden, 2009’da Silâhlı Kuvvetler Akademisi’nden, 2010’da ABD Silâhlı Kuvvetler Akademisi’nden, 2012’de NATO Savunma Koleji’nden mezun olan yazar, 2006’da Bilgi Üniversitesi’nde e-MBA İşletme programında yüksek lisans ve 2025’te MSB Alparslan Savunma Bilimleri Enstitüsü’nde Uluslararası Güvenlik ve Terörizm programında doktora eğitimini tamamladı. Yazarın çalışma alanları; Doğu Akdeniz, Orta Doğu, uluslararası jeopolitik sorun alanları ve Köy Enstitüleridir.
Bu haberin/makalenin tamamı ya da bir kısmı kaynak gösterilmeden yayımlanamaz. Kaynak gösterilse dahi aktif link verilerek kullanılabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayımlayanlar hakkında yasal işlem başlatılır.





