Ana sayfa Haberler Deniz Savunma Geciken milli savunma sanayi programlarımızın Türkiye’ye maliyeti

Geciken milli savunma sanayi programlarımızın Türkiye’ye maliyeti

0

Koramiral (E) Kadir Sağdıç, “Biz Ortadoğu bataklığında komşu ülkelerle sürtüşerek potansiyel müşterilerimizi kaybederken, MİLGEM ayarı platformlarda rakibimiz ülkeler bu müthiş pazardaki paylarını gittikçe artırmaktalar’’

Geciktirilen ve iptal ettirilen projeler…

MİLGEM  (Korvet Tipi Milli Gemi Yapımı) Projesi Türk Deniz Kuvvetlerinin, Türk savunma sanayinin başarıyla taçlandırdığı muhteşem bir projedir. 1990’larda Gemi Modernizasyonları ve KAAN Sınıfı Sahil Güvenlik Botlarıyla başlayan çağdaş teknolojiler ile bir Milli Gemi Yapımı hülyası bu projeyle gerçekleşmiştir.

Benzer şekilde Savunma Sanayii Müsteşarlığı koordinesinde yürütülen projelerden Milli Tank ALTAY da, Kundağı Motorlu Top ve Zırhlı Personel Taşıyıcı Platform modernizasyonlarını takiben Kara Muharebe Sistemleri ürün gamının en vurucu donanımı özelliğindedir.

Aynı yaklaşımla Milli Hava Harp Silah ve araçlarında Taarruz Helikopterleri ve İnsansız Hava Araçları ile çeşitli tipte başarıyla üretmeye başladığımız Güdümlü Mermi ve Silahları sayabiliriz.

Maalesef MİLGEM Projesi Eylül 2013’te siyasi ağırlıklı gerekçelerle, Şubat 2017’de de ALTAY Tankı Motor Ambargosu ve diğer gerekçelerle geciktirildiler.

GEMİ ve TANK gibi Ana Muharip Platformlar münferit silah ve mühimmat projelerinden farklı olarak milyarlarca dolar/euro boyutunda dev projelerdir. Bu projeler doğrudan ve dolaylı olarak muazzam bir şekilde tüm endüstri alt yapısını, akademik dünyayı ve dış ticaret parametreleri başta olmak üzere milli ekonomiyi etkiler düzeydedir.

Savunma projelerinin etkilediği sektörler

Her bir Ana Muharip Proje, çeşitli evreleri kapsamaktadır.  Bu evre ya da aşamalar Konsept, Tasarım, Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge), Prototip Üretimi, Seri Üretim, İşletme/Hizmette Kalma Dönemi, Kısmi Modernizasyon (Upgrade) ve Hizmet Dışına Çıkartılma süreçlerini içermektedir.  Her aşamada başta temel bilimler alanı olmak üzere akademik dünya, Ar-Ge alt yapısı ve teknoparklar, imalat ve yan sanayi, ekonominin istihdam ve dış ticaret verileri milli savunma sanayi projelerinden doğrudan ve dolaylı olarak olumlu yönde etkilenir.

Bir bütün olarak milli savunma sanayi çarkı başarıyla döndürebildiği taktirde;

  • Ülkenin ulusal bağımsızlığı somut bir şekilde pekişir, caydırıcılığı ve istikrara katkısı artar,
  • Cehaleti yenme ve çağdaş gelişme yönünde tüm eğitim kurumlarında önemli mesafe alınır,
  • Çok verimli ve katma değeri yüksek bir alanda istihdam artar, ekonomi büyür ve dış ticaret dengelerinde muazzam olumlu etkileri olur,
  • Ar-Ge alanlarında tüm yan sektörlerde çağdaş sıçrama olanakları doğar,
  • Doğası gereği savunma sanayi ürünleri “Nesnelerin İnterneti” ve “Endüstri 4.0” özellikli olduğundan, bu kavram ve uygulamaları diğer sektörlere de kazandırır.  Bu nitelikleriyle savunma sanayi ‘Yapay Zeka’ ortamında, ‘İnsan-Makine’ etkileşiminde diğer sektörlere de öncülük eder,
  • Milli gücün artmasında çarpan etkisi yaratır,
  • Dış siyasetin ve güvenlik politikalarının öncüsü bir manivela olarak işlev görür,
  • Ayrıca, deniz projeleri anavatana ilave olarak çevre denizlerden kaynaklı (Mavi Vatan) ulusal çıkarlarımızın (doğal gaz, petrol, diğer maden ve balıkçılık dahil) savunulmasını sağlar.

Dolayısıyla milli savunma sanayi projeleri iptal edildiği ya da geciktirildiği taktirde sayılan bu alanlarda somut ve soyut çok büyük değer kayıpları yaşanacağı açıktır.  Ayrıca, savunma sanayi alanında kıyasıya bir dış ticaret ve güvenlik politikaları rekabeti bulunduğundan, gecikmenin her bir zaman dilimi içindeki kaybının gelecekte telafisi misliyle efor ve kaynak gerektirecektir.  Özellikle teknolojik üstünlükleri yakalamanın ve sürdürülebilir olmasının ilk koşulu, bu alanlarda gelişmenin ve akademik desteğin kesintisizliğidir.

Somut bir örnek olarak MİLGEM Projesi’nin geciktirilmesinin oluşturduğu fırsat maliyetleri

MİLGEM Projesi her bir Deniz Kuvvetleri personelinin gurur duyduğu kolektif bir projedir.  Proje özellikle Kıbrıs Harekâtı sonrasında ABD Ambargosunun yarattığı hayal kırıklığına karşı oluşan “Milli Gemi Yapma” iradesinin somut bir sonucudur. Ancak Proje, bir gemi inşa konusu olmanın çok ötesindedir.  Amaç, bir taraftan modern bir donanmayı işletecek bilgi, beceri ve yeteneklere sahip olmak. Diğer taraftan, özel sektör gemi inşa işlevini kendisi üstlenecek bir seviyeye ulaşana kadar daha fazla gecikmeksizin çağdaş platformları mümkün olduğu kadar ‘Milli Olanaklar’ ile üretecek şekilde tüm kuvvet kurumlarının yapısal değişikliğe tabi tutulmasıdır.  Bu süreçte, çeşitli evrelerden geçerken uygun kaynak ve siyasi zemin bulunduğunda dönemin komuta kademelerinin, Kuvvete değişim ve sıçrama yaptırmada öncü rolü olmuştur.

O yıllardan itibaren artan bir ivme ile Deniz Kuvvetleri personeli bir yandan elindeki donanımı etkinlikle işletirken, diğer taraftan da Ar-Ge’ye dayalı özgün milli çözümler geliştirmeye başlamıştır.  Deniz okullarının eğitim ve öğretim alt yapısı, araştırma merkezinin teşkili dahil Kuvvetin kurumsal yapısı ve tedarik modellerinde milli çözümlere öncelik verilmesi ona göre düzenlenmiştir.  Bu gelişmeler Deniz Kuvvetleri’nin ülkemizde ve NATO ittifakı içindeki performansı dahil uluslararası arenada belirgin yükselişini desteklemiştir.

Sonuçta 2000’li yılların ilk on yılı içinde, Akdeniz ve çevre denizlerdeki görevleri etkinlikle yapabilecek korvet boyutlarında helikopterli bir deniz platformu olan MİLGEM, yapısal değişimin somut bir ürünü olarak gerçekleştirilebilmiştir.  Projede dizayn yeteneği dahil, yüzde 70’e varan bir yerlilik söz konusudur. Kaldı ki, ABD dahil hiçbir ülkede bu tarz platformlarda yüzde yüz yerlilik diye bir ısrar yoktur, önemli olan dizayn ve savaş sistemleri entegrasyonundaki yazılımların ve kritik donanımların yerliliğidir. MİLGEM ile 60’ın üzerindeki yerli yüklenici ve onların irtibatta olduğu yüzlerce teknik birim teknolojik ve idari değerler üretmiş, kendi alanlarında çağı yakalamışlardır. Teknik Üniversiteler, TÜBİTAK, Havelsan, Aselsan, Roketsan ve Deniz Kuvvetleri Tersaneleri dahil birçok kurum projeye katkıda bulunmuş, karşılığında kendilerini de geliştirmişlerdir.  MİLGEM ve diğer gemi inşa projeleriyle özel sektör tersanelerine gerekli teknoloji transferi yapılmış, yeni savaş gemisi yapımı alanında ihracat ile milli ekonomiye büyük katkı sağlama olanakları kazandırılmıştır.

Ancak bu kazanımların somut akademik, teknolojik, ekonomik ve güvenlik siyaseti değerlerine dönüşebilmesi için projelerde devamlılık ve uygun kamu politikalarıyla desteklenmeleri şarttır.

MİLGEM’in ilk gemisi TCG HEYBELİADA çevre denizlerde görülmeye başladığı 2011 yılından itibaren özellikle Ortadoğu ve Asya’da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Suudi Arabistan, Pakistan, Bangladeş, Malezya, Kazakistan ve Endonezya, ayrıca Ukrayna ve Kanada projeye ilgi duymuşlardır. Bir kısmıyla ortak üretim konusunda görüşmelerde mesafe de kaydedilmiştir.  Ancak RMK Tersanesi’nce yapılacak özel sektör MİLGEM yapımı projesi siyasi gerekçelerce iptal edilince, dış sipariş momentumu kaybedilmiştir.  Özellikle Ortadoğu krizi bataklığına saplandığımız son 3-4 yıl içinde Türkiye’ye karşı tarafta polarize olan Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerle harp gemisi inşa proje görüşmeleri bıçak gibi kesilirken, başta gelen potansiyel rakipler olarak Fransa ve onu takiben de İtalya fırkateyn ve korvet yapımında MİLGEM’e rakip olarak öne çıkmıştır.  Oysa MİLGEM’in göreceli üstünlüğü teknoloji olarak Avrupalı rakipleriyle yaklaşık değerlere sahip iken, uygun fiyat ve Ortadoğu kültürleriyle sosyal yakınlık nedeniyle sempati avantajına sahip olması idi.  Son gelişmelerden sonra “sempati” boyutunu artık kaybetmiş gibiyiz.

Günümüzde Fransız (Naval Group)-İtalyan (Fincantieri) Ortak Fırkateyn Projesi FREEM, ile Fransız Naval Group (eski adıyla DCNS) yapımı GOWIND Tipi Helikopter konuşlanabilen korvetler MİLGEM’in tonajı dolayındadır ve bölge ülkelerinden büyük talep görmektedirler.  ABD ve Avustralya bile yeni gemi projelerinde FREEM platformuna ilgi duymaktadırlar.  Önümüzdeki yıllarda Akdeniz’de toplam 25-30 adet Fransız ve İtalyan FREEM’leri göreceğiz. Kanada, Fransızlardan tanesi 2 milyar dolardan 15 FREEM tedarikini değerlendirmektedir.

Biz kendi dertlerimize gömülürken, Ortadoğu ülkelerinin son zamanlardaki hücumbot/korvet/fırkateyn siparişleri şöyledir;

  • Mısır’da 1 Adet FREEM (FR) tipi fırkateyn hizmete girmiştir, 4 Adet GOWIND tipi korvet inşa halindedir,
  • Fas’ta 1 Adet FREEM (FR) tipi fırkateyn 2014 yılında hizmete girmiştir,
  • Suudi Arabistan, Lübnan adına finanse ettiği 3 adet GOWIND korveti teslim alma aşamasındadır,
  • Yine Suudi Arabistan, Almanya’dan (LÜRSSEN) 1.5 milyar dolar karşılığında 45 karakol botu tedarik sözleşmesi yapmıştır. Ayrıca ABD’den LCS, tedarik görüşmeleri yapmaktadır,
  • Yunanistan, Fransa’dan 2 adet FREEM platformu tedariği için görüşmelere başlamıştır,
  • Malezya 6 adet GOWIND (FR) korveti kendi ülkesinde inşa ettirmektedir,
  • Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Arjantin muhatabı ile bu yıl Davos’ta Arjantin Deniz Kuvvetleri için 4 GOWIND inşasını görüşmüştür,
  • Yine Fransa Cumhurbaşkanı Macron geçen ay Dubai’de BAE için 2 adet GOWIND inşa edeceklerini açıklamıştır.

Görüldüğü gibi, biz Ortadoğu bataklığında komşu ülkelerle sürtüşerek potansiyel müşterilerimizi kaybederken, başta Fransa olmak üzere MİLGEM ayarı platformlarda rakibimiz ülkeler bu müthiş pazardaki paylarını gittikçe artırmaktadırlar.  Yazık, bir altın fırsat elimizden kaçıyor…

Sonuçta, başta eğitim sistemimiz, uluslararası ilişkilerimiz ve yatırım önceliklerimiz olmak üzere süratle iç ve dış siyasetimize bir çeki düzen vermek ve savunma sanayi projelerimizi gecikmeksizin sürdürmek zorundayız.  Daha fazla gecikmeyelim, büyük ekonomik kayıpların ötesinde elimizdeki teknoloji tabanını da kaybederiz…