Ana sayfa Haberler Çevre Yok edici bir tür olarak insan

Yok edici bir tür olarak insan

0
Böyle giderse insanlığın doymak bilmeyen iştahı kendini yiyen bir ağız gibi yok oluşuna yol açacak. Tarihte yaşam kaynaklarını yok eden, dünyayı fütursuzca sömüren bir tür olarak yer alacak

Kötü bir kehanet gibi olmasın, sanki insanlığın sonu uzak değil. Sadece bu canlı türünün tam olarak ne zaman yok olacağı bilinmiyor. Ama dünyadaki canlı türlerinin yok oluşunda etkisi o denli büyük ki, bunun bir gün gelip kendisini de vurmayacağını söylemek saflık olur. Sözünü ettiğimiz, milyonlarca yıl önce dinozorların da yeryüzünden silinmesine neden olmuş olaylar gibi bir kitlesel yok oluş…
Birleşmiş Milletler (BM)’in yalancısıyız. Geçtiğimiz ay yayımlanan BM raporu, bir milyon bitki ve hayvan türünün yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu söylüyordu. 1,800 sayfalık raporda, başta tarım alanında olmak üzere acilen köklü değişiklikler yapılması gerektiği konusunda uyarılar vardı. Çünkü insanlık kendi geçim kaynaklarına zarar verip, yok ediyor. Bu nedenle rapor, başta tarım olmak üzere özellikle tüketim ve doğayı koruma konularında acilen köklü değişiklikler yapılmasının zorunluluğuna işaret ediyordu.
Ancak bu rapordan önce başka bir araştırmanın verilerini okumak yararlı olabilir. Birçoğu dünyadaki en gelişmiş ülkeler arasında yer alan Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin doğal kaynakları tüketme hızı baz alınarak yapılan bu araştırma önemli bir sonuç içeriyor. Araştırma sonuçlarına göre, bu ülkelerin tüketim hızıyla 2019 yılını tamamlayabilmek için 2,8 Dünya’ya daha ihtiyaç var. Dünya Doğayı Koruma Vakfı ve Küresel Ayak İzi Ağı’nın imzasını taşıyan araştırma, “Dünya’nın sunabildiği yıllık kaynakların 10 Mayıs itibarıyla tükendiğini” söylüyor. Yani, AB, Avrupa kıtasının doğal ekosisteminin sunduğundan iki kat daha fazla kaynak tüketiyor. AB’de, doğal kaynaklarını en hızlı tüketen ülke Lüksemburg, ardından Almanya geliyor. Kaynaklarını en tasarruflu kullanan ülke ise Romanya.
Doğal kaynaklara yönelik en büyük tehdidin iklim değişikliğine de neden olan sera gazlarının salınımı olduğu biliniyor.

Önce böcekler gitti
Dönelim BM’nin son raporuna… Rapora göre, en fazla böcekler tehdit altında. Ayrıca mercanlar da yok olmak üzere. Avrupa’da böceklerin sayısı, son otuz yılda yüzde 80 oranında azalmış durumda.
Bu konuda Şubat 2019’da yayımlanan bir başka araştırma; kelebeklerden arılara, tüm böcek türlerinin yüzde 40’ından fazlasının önümüzdeki birkaç on yılda yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu söylüyordu. Biological Conservation dergisinde yayınlanan araştırmada, etkilenen türler şöyle sıralanıyordu: Kelebekler ve güveler, arılar ve eşekarıları, kın kanatlılar, yusufçuklar ve diğerleri. Aynı araştırma sorun olarak başta habitat kaybı, kirlilik, böcek ilacı ve patojenler gibi biyolojik etmenlere dikkat çekiyordu. Ve uyarıyordu: Bu eğilimin devam etmesi dünya ölçeğinde gıda güvenliğini riske sokuyor. Bunun anlamını biliyoruz sanırım, açıkça, gelecek nesillerin büyük tehdit altında olduğuna işaret ediyor.
Araştırmanın durumu değiştirmek için getirdiği öneriler ise mevcut tarımsal uygulamaların gözden geçirilerek değiştirilmesi yönündeydi. Böylece azalan böcek popülasyonlarının tekrar kazanılması, devamında da bu canlıların sağladığı hayati nitelikteki ekosistemin korunması amaçlanıyor.
Altını çizerek belirtelim. Gıda güvenliği BM raporunda da yer alıyor, türlerin yok olması nedeniyle büyük risk taşıdığı vurgulanıyor.
Bir de belirtmekte fayda var. Türlerin yok oluşu iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha fazla hissetmemizle birlikte artacak. Eğer iklimin ısınması durdurulamazsa yakın gelecekte canlı türlerinin, bugün bizi kaygılandırandan çok daha fazlasını ortadan kaldırabilir.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF)’nın iki yılda bir hazırlanan ve dünyanın mevcut durumunu özetleyen Yaşayan Gezegen Raporu, uzun bir süredir 2020 itibarıyla yeryüzündeki canlı popülasyonunun üçte ikisini kaybedebileceğimize dikkat çekiyor. Ne yazık ki etrafımızı yok etme hızımız her geçen gün artıyor.

Sorumlu belli
Peki, birçok türün yol olmak üzere olmasının sorumlusu kim? Cevabı biliyoruz aslında: İnsanlar. Yanlış tarım politikaları, çeşitli nedenlerle sürekli ağaçların kesilmesi, madencilik, fütursuz bir tavırla yapılan balıkçılık ve avcılık çok sayıda türün yok olma nedenlerinin ilk sıralarında.
Tam da bu meseleler nedeniyle BM uzmanları sürdürülebilir tarımcılık, balıkçılıkta etkili kota uygulamaları ve doğanın korunması için yapılan kamu yardımlarında reform gerekliliğinden bahsediyor. Unutmamak lazım; artık hayatımızı ve geleceğimizi belirleyen kavram, sürdürülebilirlik. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir tarım, vs… Sadece tüketime yönelik olanı, sürdürülebilir olmayanı geride bırakmayı öğrenmeliyiz.
Öğrenmek zorundayız, çünkü azalan biyoçeşitlilik ve doğadaki yıkım insanlık tarihinde eşi benzeri görülmemiş düzeyde. Rapora göre, hayvan ve bitkilerin ortalama yüzde 25’i tehdit altında. Tekrar edelim: Bu, bir milyona yakın tür tehdit altında demek.
Nasıl bu hale geldik? Büyüyen kentler ki son 25 yılda kapladıkları alan iki katına çıkmış halde… İnsanların yaşam tarzı ve şirketlerin “ihtiyaçları” nedeniyle sulak alanların büyük bölümünün kaybedilmesi… Milyonlarca hektar ormanın yok edilmesi… Sürekli artarak büyüyen dünya nüfusu… Sınır tanımaz biçimde büyüyen ekonominin ihtiyaçları için dünyadaki kaynakların talan edilmesi…
Rapordan korkutucu bir başka veri de doğal ekosistemlerin ortalama yüzde 47 oranında azaldığını gösteriyor.
Ayrıca toprakların da görülmemiş düzeyde çoraklaştığı belirtiliyor. Buna göre, dünyadaki toprakların verimliliği yüzde 23 oranında azalmış bulunuyor.
Ve denizler… Tam anlamıyla sömürülüyor. İnsanlık tarihinde bu kadar balık tüketilen bir dönem yaşanmamıştı. Rakamlar şöyle diyor: 2015 yılında balık stoklarının yüzde 33’ü sürdürülebilir olmayan düzeyde tüketildi.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi her yıl yeryüzündeki sulara 300-400 milyon ton hacminde ağır metal, çözücü maddeler, zehirli tortular ve diğer atıkların karıştığını ve bunun biz insanların kurduğu düzenin sonucu olduğunu da hatırlatalım.

Ne yapmalı?
Kendi türümüzün bu gezegeni insafsızca sömürmesinin, yaşam kaynaklarını tüketmesinin, diğer canlıların yaşam alanlarını fütursuzca yok etmesinin önüne geçmek zorundayız.
Kâr hırsından vazgeçip, doğayla sürdürülebilir bir uyum içinde olacak yeni bir yaşam biçimi yaratmak zorundayız.
Türlerin korunması için iklim değişikliğini durdurmak zorundayız. Bunun için de hükümetlere Paris İklim Anlaşması’nı tam sadakatle uygulamaları yönünde baskı yapmalıyız.
Tarım politikalarının, sürdürülebilirlik ilkesi üzerine inşa edilmesini sağlamak zorundayız. Bu yönde yeni yasalar çıkarılmasını, politikalar üretilmesini talep etmek zorundayız. Ve hepsinin hayata geçirilmesinin takipçisi olmak, denetimin devletlerden bağımsız, şirketlerin etki alanının dışında kurumlar tarafından yapılmasının yollarını bulmak zorundayız.
Unutmamalıyız: Geleceğimiz bu gezegendeki yaşama bağlı. Umut peşindeki yüreğimiz ne derse desin, başka gezegenlere gitmeye vakit yok.