Ana sayfa Haberler Deniz Ticareti Türkiye denizci devlet olmak zorunda!

Türkiye denizci devlet olmak zorunda!

0

Bu söylemi son yıllarda çok sık duymaya başladık; “Türkiye denizci devlet olmalı!” Demek ki, temelde eksik veya sorunlu giden meseleler var ve kangren olup vücudu sarmadan çözüm bekleniyor. Sektör yetkilileri denizci devletlerin stratejik önemde gördükleri denizcilik endüstrisine nasıl hassas eğildiklerine işaret edip yapısal reformları ve akıllı projeleri bir bir sıralıyorlar. Ama nafile… Herkesin diline pelesenk olan bürokrasi yok mu, o bürokrasi, gülerken ısırıyor, ya çileden çıkarıyor ya şevk kırıyor ya çok ağır işliyor ya kestirip atıyor ya da çok alıngan…Ancak belli ki temelde stratejik bir körlük var ve yapısal olan bu durum atlanıp o nitelikli sıçrama bir türlü yapılamıyor. Aslında Dünya tarihinin akışını değiştiren iki büyük dehamıza dönüp baksak hepimize yetecek fikri birikime sahibiz. Tüm açılışlarda bürokratların İdari yetkililerin adından sıkça söz ettiği Büyük Deha Fatih Sultan Mehmet’ten niye feyz alınmıyor? İstanbul’u nasıl aldı? Matematikle, stratejiyle, hayallerine inanarak, ama önce aklıyla, deniz stratejisi kurarak. Gemiyle ve topla. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşımızı nasıl başlattı ve bizlere bu mavi vatanı emanet etti? Bandırma gemisiyle… Modern Türkiye’yi dünyaya nasıl tanıttı, Karadeniz gemisiyle… İki Büyük Deha da bu topraklardan, içimizden çıktı, ve “taktik, strateji ve deha”larında denizi, denizciliği es geçmediler, hep öncelediler. Bu da başarılarını taçlandırdı.

Peki ya bugün…. Akıllara durgunluk verecek cinsten acı ama gerçek; Türk armatörü gemisinde yana yakıla Türk bayrağı taşımak istiyor, ancak mevcut şartlarda mevzuat günün sonunda “taşımamam daha iyi” dedirttiriyor, iyi mi! Türk armatörü gemisini yabancı ülkeler yerine tamir bakım için Türk tersanelerine getirmek istiyor, ama mevzuat, “getirmemem hayrıma” dedirttiriyor. Türk gemi acente sahiplerinin hizmetleri “döviz kazandıran hizmetler”den sayılmıyor ama gelin görün ki; kestikleri faturaların yüzde 90’ı yabancı gemilere! Yıllardır Türk tersanecisi sorunları tek tek sabırla anlatıyor. Teşvik istemediğini, sadece diğer devletlerle ve denizcilerle eşit rekabet hakkı verilmesinin ülkemizin menfaatine olduğunu ve maalesef rekabet edemediğini, altını çize çize sakin sakin anlatıyor ama çizdiği büyük resim yine görülmüyor. Milli Takım nasıl oyun aldığında seviniyorsak türlü engelleri aşan Denizcilerimiz de yarattıkları nitelikli istihdamın yanı sıra ülkemize misliyle döviz ve itibar kazandırıyorlar.

Bu yeni yılda, bu yapısal sorunun gündemini korumaya devam edeceği aşikâr… Bu bağlamda çeşitli meslek gruplarından, karar merciinde olan temsilcilerimize yine yeni sorular sorduk. İstedikleri sorulara yanıt vermelerini istedik.
Umarız; önce Devletimiz sonra Milletimiz gerçekten ‘denizci’ olur…
“Türkiye denizci devlet olmalı” söyleminin yeni dünya düzeninde gerekleri nelerdir? Olamamasının altında yatan temel faktörler nelerdir? Bu bağlamda önümüzde ne tür olumlu/olumsuz gelişmeler bizleri beklemektedir? Dev endüstri olan denizcilikte, ulus kimliklerin önemi var mıdır? Ülkemizde denizcilik sektörü, gelmiş geçmiş siyasi iktidarlar nezdinde yeterince ilgi görmüş müdür? En çok hangi yıllarda? Sektörün lokomotifi olan ana ve alt iş kolları uyumlu bir işbirliği içinde mi? Türk armatörleri uluslararası deniz taşımacılığında değişim/dönüşüme uyum sağlıyor mu? 1950’leri milat alırsak, şu an yönetimde söz sahibi ikinci ve üçüncü kuşak liderliğinde Türk denizciliğinde ne gibi gelişmelere imza atıldı? Yeni nesil denizcilikte, bu iki kuşak dünya denizci devletleriyle yeterince rekabet edebiliyor mu? Kendimize bir ayna tutalım… Dünya Denizciliğinde Türk armatörü ve tersanecisi güven telkin ediyor mu? “Söz senettir!” düsturu tarih mi oluyor? Mesleki etik değerler nereye evriliyor? Sizce, Türk denizcilik sektörü “Milli Ruhu”nu koruyor mu?

Her başarılı işin ardında cesur bir insan marifeti vardır

Tamer Kıran / DTO Yönetim Kurulu Başkanı

Devlet, çağdaş toplumlarda en önemli kurumdur. Üstün bir yaptırım gücü vardır. Tarih boyu denizler, devlet olmayı başarmış toplumlarda denize kıyısı olan ülkeler için stratejik önemde olmuştur. Ülke savunması, temel gıda ve daha bir çok unsurda kilit önemdedir.
Devlet öncü olur, denizcilik politikaları geliştirir ve bunu bütüncül bir sistem ve disiplin içinde sürdürürse, halkımızın denizcileşmeye olan ilgisi ve deniz/denizcilik bilgisi direkt veya dolaylı olarak toplumun çoğunluğuna yansır ve o toplumun bireyleri geleceğin dünyasında sağlıklı yükselir. Büyüklerimizin bizlere aktardıklarını şimdi de bizlerin halkımızın bütününe yayma sorumluluğuna sahibiz. Türk denizcileri bu bilince haizdir.
Dünya genelinde rakipleri inceleyelim; güçlü ve zayıf yanlarına bakalım, duruşlarını, stratejilerini, potansiyel kararlarını araştıralım, içlerinde denizci toplumların gelişmişlik seviyesinin karacı toplumlara oranla açık ara daha üstün olduğunu ilk bakışta farkedebilirsiniz. Bu çok net. Biz sektör temsilcileri olarak yıllardır iyi niyet düzleminde çabamızı gösteriyoruz. Bu bizim milletimize, ülkemize, devletimize bitmeyecek bir borcumuzdur. Bilgimizi ve tecrübelerimizi nesillerimize aktarma gayretimiz sürekli devam edecek. Özetle neler yapıyoruz diye bakarsak, denizcilik gücünü oluşturan tüm unsurlarla koordineli, şeffaf bir ilişki içinde varlıklarımızı öne çıkarıyor ve sahip olunması gereken yeni hususları İdaremize, ilgili birimlere aktarıyoruz. Gayemiz nedir, dünya ticaret filosunda bayrağımızı en iyi seviyede temsil etmek. Ülkemizde inşa edilen, bakım tutum ve onarımı yapılan tüm dünya denizcilerine bu iş en iyi Türkiye’de yapılır dedirttirmek. Diyorlar da… Varolsun tüm üyelerimiz eşit rekabet koşullarına sahip olmasalar da ülke ekonomisine döviz kazandırmada başarıyı gögüslüyorlar. Yan sanayi üreticilerimiz yerli üretim için seferberler. Liman hizmetlerimiz, hizmet sektörü derken her bir temsilcimiz bir bütünlük içinde dünya ile rekabet eden iyi birer oyuncu.
Dünya genelinde artan çevre sorunları, çetin ticaret koşulları gün geçmiyor ki artmasın yeni bir bilgi veya sorun yaratmasın. Ama bu alanda yetkin deniz hukukçularımız, banka ve finans yetkililerimiz, yükümüzü veya varlıklarımızı emniyete alan dürüst sigortacılarımız, daha nice işleri çözen yüzlerce mühendisimiz, kaptanımız, gemi adamımız, tüm deniz emekçisi kardeşlerimiz oldukça, her zorluğu aştık aşarız. O zaman temelde en kıymetli hazinemiz kim? İnsanımız. Önce onlara denizi ve denizcilik kültürünü milli eğitimle aşılamalıyız.
Etik uygulamaları olmazsa olmazımız ve zengin bir içgörü ile korunması mühim değerlerimizdir. İhmale gelmez ve insanımız için kilit önemdedir. Deniz Ticaret Odası bu değerleri özel bir ihtimamla koruyor. Kesin bir hükümle söyleyemeyiz ancak denizcilik sektörünün kendi içinde bir dinamiği vardır, kendinden olmayanı yani iyi olmayanı önünde sonunda mutlaka kıyısına vurur. Önce sisteme kazanmaya çalışmalıyız ancak niyet iyi değilse sistemin dışına zayıf halka olarak itmeliyiz ki kurulu düzenin ahengini bozmasın. Ticari hayat güvene dayalıysa o güveni, ilke ve prensiplerinizi zedelemeden korumak çok uluslu bir sektörde daha da zor. Ancak denizcilikte gelişmişlik seviyesine erişmiş ülkeler aynı zamanda uluslararası kuralları yazanlardan oluşuyor. Gelişmekte olanlar sınıfına koyulan ülkeler ise o kurallara harfiyen uyanlar oluyorlar. Burada yazılı kurallar ve gelenekler değil bazen de uluslararası devletlerin politik menfaatleri devreye girebiliyor.

Peki hal böyleyken çevremizi ve dünyamızı korumak için neden kuralları bizler koymayalım? İş dünyasında prestij kazanma, ticaret dünyasında karar verici olabilme, rakiplerin dünyasında geleceğimizi başkaları şekillendirmeden önce şekillendirmenin ayrıcalığını ancak Devletimizin gücü ve kararlılığı ile aşabiliriz. Bu sebeple, ülkemiz için ortalama bir başarıyı değil de daha yüksek bir hedefe ulaşmayı amaç edinmeliyiz. Teknoloji dünyasında; bilgisayar, mobil teknolojiler, biyoteknoloji, nanoteknoloji, yapay zeka, siber teknoloji ve yazılım sistemleri ve daha bir çok disiplinde nitelikli insana ihtiyacımız var. Yetiştirmeliyiz… Hem Türk denizcilik sektörü hem dünyanın gelecek ihtiyacını karşılamak için nitelikli insan gücüne sahip olmalıyız. İşte bu koordinasyonu özel sektör olarak bizler bir yere kadar yapabiliriz ama ya Devletimiz? Strateji karar vermekse, “denizci devlet” olma vizyonu, Devletimizin bir kararına bakar. Nerede ve nasıl rekabet edeceğiz, nasıl para kazanılacak, bu kararlılıkla net gidişatı işlevsel aktvitelerle tutarlı bir zemine nasıl oturtabiliriz, odak noktamız nedir, küçük birimden en büyük birime görev ve sorumluluklar neler olmalı, tüm bunları devletler belirler, millet uygular. Öncelikle ‘neden denizci devlet olmalı?’ sorusuna cevap bulmalıyız. Bu konudaki vizyonumuzu ortaya koyup akabinde, örneğin 2030 yılında dünya ticaret filosunda Türk bayraklı ve Türk sahipli genç filomuzla hangi sırada olmayı hedeflediğimizi birlikte belirlemeliyiz. Bu nasıl başarılacak kısmında Devletin tüm mekanizmalarını bu hedefe göre aksiyon alacak planları uygulamaya teşvik etmeliyiz.
Oda olarak, temelde, deniz ticaretinde; proaktif politikalarla gelecek hakkında yeni bakış açıları oluşturmaya, geleceğin nasıl şekilleneceği üzerine senaryolar geliştirmeye, katmadeğeri yüksek inovasyonları ticari performansa dönüştürmek için yol haritası belirlemeye ciddi zaman harcıyoruz.

Devletimiz denizciliği sosyal, kültürel ve ekonomik çerçevede stratejik üstünlüğe sahip sektör olarak görürse, halkımızın yüzü denize seve seve döner. Genç nüfusumuzu düşündüğümüzde bir çok alanda söz sahibi olmak istiyorsak, yetişkinler olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeli ve rakipler düzleminde kazananın halkımız olması için büyük düşünmeliyiz. Halkımız denizi sevmese bile doğruluğunu araştırarak şuna inanmalıdır; “denizcilik ülkemiz savunması ve ekonomimiz ile dünya lider ülkeleri arasında etkin söz sahibi olmamız için stratejik önemde bir sektörümüzdür. Korumalıyım!”

Tabii, temelde dev bir endüstriden bahsediyorum. Deniz dediğimizde sadece yazları denize gitmekten veya denizde yüzmeyi sevmekten behsetmiyorum. Bunlar da insanın deniz ve denizcilikle ilişkisinin gelişimi için hem psikolojik hem sosyolojik açıdan önemli ama denizcilik kendi kendini sınırlayan bir sektör değil, aksine, çok geniş bir alana tesir eden uluslararası tanınırlık ve ehliyet veren, kapsama alanı sınırsız dev bir arena…

Peki neden denizcilik? Çünkü toplumumuza; bilgi, inovasyon ve verimlilik ortamı sağlar. Çağı yaşar ve geleceği yakalarsınız. Bu sözüm özellikle gençlerimize. Devletimiz bu konu üzerine ciddi ciddi düşünmeli ve varsa eksiklikler için biz sektör temsilcilerini göreve davet etmelidir ya da bizim tespit ettiğimiz sorunları İdare ve sektör el ele verip gidermelidir. Türkiye’nin yeni ilhama ihtiyacı varsa, denizciler olarak diyoruz ki; gelin bu ülküyü birlikte gerçekleştirelim.

Deniz kültürünü kazanmış ve bu konuda yüzyılı devirmiş, deniz kültürü ile yoğrulmuş toplumlar, devlet yapısı içinde sağlıklı bir iş bölümü ile gelişmişlik düzeyini ortaya koyabilir. Nerede başarılı bir iş varsa onun arkasında mutlaka cesur bir insan marifeti vardır. İnsan, ihtiyaçları nedeniyle sürekli bir gelişim içindedir ve öngöremediği doğa koşulları kişilerin veya toplumların kendini bir çok anlamda güvende hissettirecek çareler aramaya itmiştir. Biz denizciler diyoruz ki, Devletimiz deniz kültürünü hiç vakit kaybetmeden halkın bütününe yayacak politikalar geliştirmelidir. Özendirmeli ve doğru bilgi ile bilinçlendirmelidir. Bu konuda bizler de üzerimize düşen görev ne ise fazlasını büyük bir şevkle ve onurla yaparız. Burada somut sorunları, rakamsal verileri sıralamak yerine dostça hepimizin ortak geleceği için bir vizyon çizmeye çalıştım.

A. Bedri İnce / Türk Armatörler Birliği Yönetim Kurulu Başkanı

Denizci devlet olmak için devletimizin denizci devlet olmayı istemesi gerekmektedir
Denize kıyısı olan tüm ülkeler gibi Türkiye de denizci devlet olmak zorundadır. Denizci devlet demek denizi ülkesi için, dünya için kullanabilen ülke demektir. Deniz mavi ekonomidir. Deniz, üretiminizi millerce, kilometrelerce uzaklara kendi gemilerinizle taşıyabilmek ve bu ülkelerin zenginliklerini ülkenize getirebilmek demektir. Deniz, altında ve üzerinde yatan ekonomik kaynakları ülkelerinin insanlarına sunabilmek demektir. Deniz güzel bir iklim demektir. Deniz insanlar için cezbedicidir. Eğer bu deniz, suyollarını birbirine bağlayan Doğu Akdeniz gibi, Ege gibi bir deniz ise tüm ülkeler için stratejik açıdan cezbedicidir. Eğer bu denizlerde çok uzun kıyı mesafesine sahipseniz bu suyolunu kontrol etmeniz gerekeceği anlamına geldiğinden deniz daha da önemlidir.
Denizci devlet olmak için denizden gelmiş olmak mı gereklidir, yoksa denizcilik sonradan edinilebilir mi? Bence edinilebilir. Bu nedenle öncelikle bir denizci karaktere sahip olmamız ve bunun önemini anlamış olmamız gerekmektedir. Biz hâlâ bunun önemini idrak etme konusunda yeterli beceriye ve kültüre sahip değiliz diye düşünmekteyim. Örneğin Çin inisiyatifinde kuşak ve yol projesi kapsamında başlatılan ve Çin’i Avrupa’ya taşıyacak olan ipek yolu bağlantısında Türkiye demir yolları ile bu inisiyatife destek sağlayıp orta hat projesini desteklerken, Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülkelerden biri olarak deniz ulaşımındaki inisiyatifi elde edememiş, bunun yerine Yunanistan’ın Pire Limanı bu bağlantıyı kurmuştur. Doğu Akdeniz’deki deniz dibi kaynaklarının kullanımı konusunda ise malumları olduğu üzere inisiyatif kazanma çabaları yeni oluşumlarla devam etmektedir. Bunun gibi örnekleri daha çoğaltabiliriz.
Denizci devlet olmak için öncelikle devletimizin denizci devlet olmayı istemesi gerekmektedir. Geçmiş dönemlere baktığımızda devlet ne zaman denizciliğe önem verdiyse o dönemlerde denizciliğimiz bir sıçrama kaydetmiş, ancak hiçbir zaman sürdürülebilir hale gelmemiştir. Devletimizin denizci devlet olma konusundaki ilk gayretlerinin, bu sektörü stratejik bir sektör ilan ederek verdiği önemi göstermesinden geçmektedir. Bundan sonra devletin denizcilik anlamındaki kurumsal yapısını güçlendirmesi, yani bir denizcilik bakanlığı kurulması da ayrıca devletimizin denizci devlet olmak istediğini gösterebilecek en önemli göstergelerdendir. Denizci devlet olamamamızın en önemli sebebi bizlerin devlet olarak, millet olarak denizlerimize gereken önemi göstermememiz ya da önemini bir türlü kavrayamamış olmamızdan ileri gelmektedir. Bunun önemini kavrayıp eğer denizi benliğimizde stratejik bir enstrüman durumuna getirirsek işte o zaman denizlerde bizlere sahip çıkar ve denizciliğimizi daha sürdürülebilir hale getirebiliriz diye düşünmekteyim.
Yeni veya eski dünya düzeninde denizlerin önemi, gerekliliği hiçbir zaman değişmemiştir. Değişen tek şey ülkelerin denizleri nasıl kullandığıdır.

Dünyanın en zor armatörleri sayılabilecek Norveçli armatörlere yeni inşalarla, hızlı ve kaliteli tamirle hizmet veriyoruz

Murat Kıran / GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı

Denizci büyüğümüz, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa tarafından söylenen “Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur” sözünün geçerliliği tüm tarih boyunca kanıtlanmıştır. Tarihin en önemli dönüm noktaları hep denizcilikle, denizyolu taşımacılığı ile ilişkili olmuştur. Geçmişte denizciliğe hâkim olan ülkeler bu hâkimiyetleri sayesinde yeni ülkeler ve yeni rotalar keşfederek güçlerini daha da artırmayı başardılar. Günümüzde taşımacılık gücünü elinde bulundurmak, rotaları belirlemek yine ticarete yön verebilme gücünü beraberinde getiriyor. Ayrıca artık denizin sadece üstü ile değil altı ile de ciddi kazanımlar elde etmek, devletler için kritik önem arz ediyor. Bu bakış açısı ile Türkiye ticari güç için filosuyla, üretebilme gücü için tersaneleriyle ülke güvenliği için deniz kuvvetleri ile, ekonomik güç dengelerinde iyi pozisyonda olmak için ise deniz dibi kaynaklarını araştırma altyapısı ile denizci devlet olmalıdır. Savunma sanayi projeleri, denizcilik politikaları, yerli üretim, deniz dibi araştırmaları ile “Denizci devlet olma” yönünde önemli adımlar, devletimiz tarafından atılmıştır. Devamı için de ciddi adımlar atılmaya devam edilecektir. Gemi inşa sektörü olarak Türkiye’nin denizci devlet olması için biz de gereken tüm çabayı gösteriyoruz.
Savunma sanayi projeleri alanında attığımız adımların ülkemize hem savunma sanayi gücü anlamında, hem de üretip dünyaya satabilme gücü yönünden katkıları açıkça ortada. Şu anda ülke olarak en önem verdiğimiz diğer bir stratejik konu da enerji konusu. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin deniz dibi rezervleri ile ilgili araştırma ve sondaj ihtiyacı, near-shore Rüzgâr Türbini alanlarına yönelik ülke hedeflerimiz de dikkate alınarak; sondaj dahil tüm bu stratejik faaliyetlerdeki deniz araçlarının da yerli olması konusunda savunma sanayi projelerindeki yaklaşımın izlenmesi gerektiğini değerlendirmekteyiz. Bu konuyu başta Enerji Bakanlığımız olmak üzere devletimizin ilgili organlarıyla paylaştık. Yakın dönemde bu faaliyetler için de sektörümüz adına önemli gelişmeler olacağını düşünüyoruz. Ayrıca, taşımacılık alanındaki gücümüzün en zayıf halkası olan yaşlı koster filosu yenilenmelidir. Bu yönde çalışmalar mevcut olmakla birlikte, hayata geçirilme sürecinin uygun değişiklikler yapılarak hızlandırılması gerekiyor. Ticari konular alanında son dönemde bazı zorluklar yaşıyoruz. Gemi inşa sektörü olarak Türk bankalarının teminat mektuplarının kabul edilmemesi problemi, bizim için hayati önemde ve hâlâ net çözümler üretilmiş durumda değil. Ancak bu sıkıntının aşılması için devletimiz ve Türk Eximbank ile çeşitli görüşmeler ve temaslar sağladık, olumlu bir sonuca ulaşmasını umuyoruz.

GİSBİR olarak sektörel güvenilirliğimizi koruma konusunu da çok önemsiyoruz. Üyelerimizin başarıyla tamamladığı somut projeler ile sektörümüze duyulan bu güvene layık olduğumuzu kanıtlar durumdayız. Dünyanın en zor armatörleri sayılabilecek Norveçli armatörlere teslim ettiğimiz yeni inşalarla, hızlı ve kaliteli tamirle denizcilik sektöründe adımızdan söz ettiriyoruz. Üyesi olduğumuz SEAEurope ve ASEF toplantılarında uluslararası platformda güvenilir bulunduğumuzu duyuyor, ilaveten yeni gemi inşa, tamir ve bakımdaki başarılarımız nedeniyle önemli bir rakip olarak algılandığımızı da görüyoruz.

Askeri projelerde devlet desteği devam etmelidir

Cem Melikoğlu / Türk Loydu Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı

Ülkemiz savunma sanayi yatırımlarındaki payının önemli oranda artış kaydetmesi ve özellikle son yıllarda Türkiye’nin Savunma Sanayi Başkanlığı’nın vermiş olduğu destek ve liderliği ile MİLGEM, LHD, YTKB, LCT, LST, KURYED, MOSHIP ve benzeri milli askeri projelerin gerçekleştirilmesi, deniz savunma sanayi ve tüm bunlara hizmet veren yan sanayine çok büyük destek sağlayarak, geniş iş hacmi ve tecrübe yaratmıştır.
Bu alanda yapılan yatırımların ilgili kurallar ve şartnamelere uygunluğunun bağımsız kuruluşlarca denetlenmesi ihtiyacı bulunmaktadır. Aynı zamanda da bu bilgilerin milli güvenlik hassasiyetleri gerektirmesi nedeniyle denetleyici kuruluşun görevi çok yüksek öneme sahiptir. Türkiye’de inşa edilen tüm askeri projelerde yaklaşık 20 yıldır yer alan ve yurtiçi/yurtdışı projelerde bugüne kadar toplam 150’den fazla askeri gemi klaslayan Türk Loydu, yüzde 100 yerli, yüzde 100 milli bir kuruluş olarak ülkemize uluslararası arenada güç ve itibar sağlayacak olan askeri projelerdeki klaslama faaliyetlerine her zaman milli görev şuuruyla bakmış ve hizmetlerine uzman personeli ile hızla devam etmiştir.
Türkiye’de inşa edilen askeri projeler için devlet desteğinin devam etmesi, bu projelerde millileştirme oranlarının artırılması hedeflenmelidir. İçinde yaşadığımız bölgenin gerçekleri, güçlü bir savunma sanayine sahip olmamızı zorunlu kılmaktadır. Bu alanda yaptığımız her gelişim bize yalnızca askeri alanda değil, ticari alanda da kazanç olarak dönmektedir. Yakın gelecekte geliştireceğimiz kendimize has yüksek teknolojilerle, dünya savunma sanayi pazarından çok daha geniş bir pay almamız hiç de sürpriz olmaz. Elbette Türkiye’mizin denizcilik dışındaki savunma sanayi gelişim süreçlerinde de milli kuruluşumuz olan Türk Loydu’nun klaslama, muayene ve belgelendirme hizmetlerini sağlamak üzere çalışması, süreçleri daha da hızlandıracak ve teknolojik bilgilerimizin güvenliğini artıracaktır.

Son dönemde ticari gemiler alanında da Türkiye adına güzel gelişmeler olmaktadır. Geçtiğimiz aralık ayında Türk Loydu kurallarının IMO tarafından onaylanmasının, Türk Loydu ve Türk denizcilik sektörü açısından oldukça önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Türk Loydu bu başarı ile 150 mt ve üzeri tanker ve dökme kuru yük gemilerinin inşasına yönelik, kuralları IMO tarafından onaylanan IACS üyesi olmayan ilk ve tek klas kuruluşu oldu. Bu önemli başarı Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, Dışişleri Bakanlığının, Londra Büyükelçiliğimizin, İMEAK Deniz Ticaret Odası, GİSBİR ve Türk Armatörler Birliğinin itibarı ve etkinliği ile kazanılmış ve yurtdışında müşterek çalışmanın önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Artık IMO nezdinde onaylı bir klas kuruluşuz. Türk Loydu’nun bir sonraki hedefi olan IACS üyeliği mücadelesinde de çok kritik bir adım olarak görüyoruz.

Yeni hizmet vermeye başladığımız sektörler olan nükleer enerji, yenilenebilir enerjiler ve raylı sistemlerle ilgili alanlarda büyümemiz devam edecektir. Türkiye’mizin ihtiyaçları doğrultusunda gereken tüm sorumluluk ve görevleri alacağımızdan ve başarıyla gerçekleştireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
Türk bayrağının gittiği her yere nitelikli hizmet götürmek öncelikli hedefimizdir.

Akdeniz çanağında çok ciddi bir rekabet mevcut

Orhan Dinç / DTO Bodrum Şube Başkanı

“Türkiye denizci devlet olmalı” söyleminin yeni dünya düzeninde en önemli gereği halkımıza denizcilik kültürünü sevdirmek ve aşılamaktan geçiyor. Bu kapsamda T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımız ilk adımı atmış, 1 milyon denizci sloganı ile “amatör denizci” ehliyet ve eğitimlerine erişimi kolaylaştırmıştır.
Bilinmesi gereken diğer konu, deniz turizminin öğesi olan tekneler ve deniz taşımacılığının öğesi olan gemilerin, gerek teknik ve gerekse ekonomik yönden ömürlü yapılar olduğudur. Çalışma şartları ve özellikle deniz suyunun korozif etkileri altında yıpranan tekne ve gemiler yaşlandıkça bakım tutum ve onarım masrafları artmakta ve ekonomik verimliliğini yitirmektedir.
Ayrıca deniz turizmi açısından en stratejik bölgesinde olduğumuz Akdeniz çanağında çok ciddi bir rekabet mevcut. Sürdürülebilirliği sağlamamız ve rakiplerimizin arasından sıyrılarak tercih sebebi olmamız için sürekli yenilik şarttır. Turizmin her dalında olduğu gibi deniz turizminin en önemli öğesi hizmet kalitesi ve memnuniyettir. Memnuniyet sürekliliği sağlar ve hizmet kalitesi ile doğru orantılı olarak artış gösterdiği gibi düşebilir de. Hizmet kalitesi ise tamamen özelleşmiş, temel denizcilik bilgi ve kültürünün yanında destekleyici, deniz turizmine özgü eğitimle artırılabilir olduğundan, üzerine düşülmesi gerekmektedir. Bodrum Deniz Ticaret Odası olarak biz, bölgemizin ihtiyacı olan kalifiye hizmet personelinin yetiştirilmesi konusunda gerekli çalışmaya başlamış bulunuyoruz.
Ülkemizin gemi ve yat inşa sanayinin karşılaştığı risklere bakacak olursak; gemi ve yat inşa – bakım sanayisi uluslararası çalışan bir sanayi dalıdır. Bunun bir sonucu olarak döviz kuru riskine maruz kalınması olasıdır. Gemi ve yat inşa sanayisi ve uluslararası ticarette dünyadaki en geçerli para birimi Amerikan Doları’dır. Dünyada yüzde 60 oranında kullanılmaktadır. Bu sebepten dolayı gemi – yat inşa işiyle uğraşılan ülkelerdeki yerel para biriminin dolar karşısındaki değeri, gemi inşasında maliyetleri ve kazancı belirleyici en önemli etkenlerden biridir. Özellikle yat inşa sanayimiz, yurtdışı tanıtım eksiklikleri ve bakım-garanti ağının olmaması sebebiyle, daha kaliteli ürünün daha ucuza arz edilmesine rağmen dış pazarda hak ettiği yerde değildir. Döviz kuru riski iç pazara yönelen yat inşa sanayimiz için ciddi risk oluşturmaktadır. Amerikan Doları’nın Türk Lirası karşısında değer kazanması, genel olarak ithalata bağlı yat inşa sanayimizde maliyetleri artırmakta, iç pazarda rekabet edebilirliği azaltmaktadır. Hâlbuki dış pazarda durum tam tersinedir. Türk Lirası’nın değer kaybetmesi durumunda düşen işçilik maliyetleri göz önüne alındığında son ürün fiyatı, yabancı alıcı için çok daha uygundur. Yurtdışı tanıtımları ve yeterli servis ağının kurulması ile bu durum ülkemiz için çok iyi bir fırsata çevrilebilir.

Türk bayraklı gemi sahipleri cezalandırılıyor

Cihan Ergenç / Er Denizcilik Yönetim Kurulu Başkanı

“Denizci Millet, Denizci Devlet” vizyonunu çok değerli bulmakla birlikte söylemde kalmamalı diye düşünüyorum ve bu konuda artık Ankara’nın samimi karar alması elzem. Türk armatörleri olarak İdare’nin eylem ve çözümlerini ivedilikle bekliyoruz. Çok geç kalındı. Üzücüdür ki, Türk armatörleri olarak Türk bayraklı gemilerimizin sorunlarını Ankara’ya çeşitli platformlardan, heyet olarak ziyaretlerimizde veya ikili görüşmelerde defalarca izah etmemize karşın, maalesef problemin ülkemiz için ne denli önemli olduğunu anlatamadık ve sorunlarımız çözülmedi.
Biz yıllardır Türk bayraklı gemilerimizi gururla dünya denizlerinde çalıştırıyoruz. En ağır şartları yerine getirerek Beyaz bayrakta ülkemizi temsil ediyoruz. Ekonomimize, sektör için yetiştirdiğimiz stajyerlere, istihdama, yan sanayimize direkt ve dolaylı çok ciddi katkılarda bulunuyoruz. Ancak Türk bayraklı gemilere dünya armatörleri ile eşit rekabet imkânlarının verilmemesini bir türlü anlayamıyor karşı karşıya bırakıldığımız bu durumu hazmedemiyoruz. Devletimizden tek isteğimiz; eşit rekabet imkânlarının verilmesi, cezalandırma ve haksız rekabet koşullarına maruz kalmamıza engel olunup son verilmesidir. İlgili Bakanlığımızdan ve farklı Bakanlıklarımızdan yıllardır çözüm bekleyen problemlerimiz bulunuyor. Türk armatörleri hayal kırıklığı ve tabir caizse bezginlik içinde Türk bayrağından çıkıp istemeye istemeye yabancı bayrağa geçmek zorunda kalıyor. Neden? Nedenleri ortada çünkü yıllardır çözüm bulamadık. Türk bayraklı filo gittikçe eriyor. Mevcut şartlarda erimeye de devam edecek. Büyük tonajlı Türk bayraklı gemiler parmakla sayılacak kadar azaldı, Ülke olarak dünya ticaret filosunda bayrağımızla temsil edilemeyecek hale gelmemiz hazin değil mi?

Bizler uluslararası alanda birer neferiz ancak bu acı tablo ulusal, ekonomik, askeri ve stratejik çıkarlarımıza oldukça ters ve hatta daha da kötüye gidiyor. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Acil tedbirler alınması gerekiyor. Hatta Devletimizin, yabancı bayrağa geçen Türk sahipli gemilerin de Türk ticaret filosuna dönüşünü sağlamak için özendirici denizcilik politikaları geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum.
Devletimizden istirhamımız bir karar vermesidir: Türk bayraklı gemiler mi Türk sahipli gemiler mi? Bu karar ile önümüzdeki engellerin en kısa sürede kaldırılması gerekmektedir. Biz de bilirsek rotamızı Türk bayraklı veya Türk sahipli gemiler olarak çizelim. Ve dünya armatörleri ile rekabet edelim.

Denizcilikte kurumsallaşmaya, eğitim ve tecrübelerimizi geliştirmeye eğilmezsek, varolma mücadelesi veremeyiz. yok olmaya karşı dayanamayız. Denizcilikte özellikle eğitim seviyemizi yükseltip, staj sürelerini daha makul sürelere çekip, en yüksek kalitede denizci personel yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Tüm paydaşlar olarak denizcilikte yeni bir eğitim seferberliği başlatıp, piramidin en üst seviyesinden en alt birimine kadar bir organizasyon şeması çıkartıp kara personelinden deniz personeline sürekli eğitimi teşvik etmeliyiz. Dünya denizciliği her geçen gün daha da zorlaşıyor; yeni kurallar, rekabet ettiğimiz dev şirketler, hatta devletler ile Devletimizin gücü olmadan başetmemiz gerçekten zor ve bu ekonomik şartların ağırlığıyla zorlaşmaya devam edeceği de aşikâr. Çok geç kalmadan bu olumsuz tabloyu birlik beraberlik içinde ülkemiz ve sektörümüz için avantajlı duruma çevirmeliyiz ve de çevirebiliriz. Bu yetenek ve kabiliyetteyiz. Yeter ki önce Denizci Devlet olalım, sonra Denizci Millet olabiliriz, ve lütfen buna ciddiyetle karar verip rotamızı çok geç kalmadan çizelim. Sizin aracılığınızla hepimize mutlu, sağlıklı ve başarılı bir yıl diliyorum.

Her denizci yetiştiren ülke, denizcilikte ileri sayılmıyor

Ufuk Teker / Türk P ve I Sigorta A.Ş. Genel Müdürü

Ben TDİ Denizyolları İşletmesi’ne ait gemilerde zabit olarak denizciliğe başladım. Şirkete katıldığımda yolcu ve araç taşıyan 21 adet gemimiz vardı. DB Deniz Nakliyat şirketinin ise 60 parçanın üzerinde gemisi vardı. Şu anda her iki şirketimiz de faal değil. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki büyük atılımı takip eden genç Cumhuriyet Dönemi’nde de denizcilik yatırımları yapılmıştı. Aslında okul niteliğindeki TDİ Deniz Yolları İşletmesi ve DB Deniz Nakliyat ekibi daha sonra kurulmuş olan birçok denizcilik firmasına temel teşkil etmiştir. Bugünkü dünya düzeninde Devlet sahipli bir filo hayali kurmak hiç gerçekçi olmaz. Ama geçmişte bu şirketlerimizin aldıkları rolleri de hiç unutmamak lazım. Bence sivil denizciliğin desteklenmesi ve gelişimine katkı verilmesi için en uygun ortam, bir önceki kabine dönemiydi. Yanlış hatırlamıyorsam kabinede 5 bakan denizcilik kökenliydi. Türk Pandi Sigorta şirketinin kuruluşu da bu anlayış ile vücuda gelmiştir. Denizciliğe aşina olmayan bir bürokrata denizcilik ile ilgili projeleri anlatmanın imkânsız olabileceğini, birçok defa şahsen yaşadığım için çok iyi biliyorum. İçerisinde bulunduğumuz dönem aslında denizciliğin ciddi değişimlerinin ortaya çıkmaya başladığı bir dönem ve bizler bunlara şahitlik ediyoruz. Ben ilk zabit olarak gemiye katıldığımda elektronik hiçbir cihaz olmayan köprü üstünde, şu anda neredeyse tüm cihazlar elektronik ve hızla otonom teknolojiye doğru ilerlenmekte. O yüzden değişimden faydalanılarak bazı noktalarda gelişim vagonuna doğrudan katılabiliriz.

Devlet filolarından sonraki sivil denizciliğin gelişimi, özellikle malum navlun krizinden önce tavan seviyeye ulaştı. Birçok büyük grubumuz denizcilik yatırımları ile sektöre ciddi bir atılım sağladı. Kırkambar taşımacılığından kuru yük taşımacılığına, sonrasında ise konteyner taşımacılığına doğru bir geçiş yaşandı. Öte yandan tanker ve kimyasal tanker taşımacılığında tersanelerimiz sayesinde ciddi bir filo oluşturuldu. Fakat dünya şu anda gaz taşımacılığına evriliyor. Biz bunun neresinde kaldık diye baktığımızda, önemli bir yatırım ve gelişim gözlemleyemiyoruz. Ne yatırım ne de eğitim alanında bu konuda bir çalışmamız maalesef yok gibi. Diğer denizci devletlere baktığımızdaysa, denizci yetiştiren ve armatör firmalara sahip ülkeler diye ayırım yapmak şart. Her denizci yetiştiren ülke, denizcilikte ileri sayılmıyor. Bizde de kalifiye olmayan denizci sayısı çok ama gemi kapasitesi olarak dünyada 13’üncü, 14’üncü sıralardayız. Kamunun söylemlerinde Çin’den sonra ikinci en büyük denizci sayısına sahibiz ama bu denizciler maalesef sadece Türk sahipli gemilerde çalışıyor. Deniz finansmanı konusunda ise dışa bağımlı durumdayız. Yeni nesil denizcilik firması yöneticileri bence aile fertlerinden birisini denizcilik alanında eğitim aldırtırken en az birisinin de finans eğitimi almasını hatta mümkün ise hukuk konusunda donanımlı olmasını sağlamalıdır. Bunu yapan aile firmalarının diğerlerine fark atacağı bence kesindir.

Uluslararası arenada mal ve hizmet üreten kaç Türk müteşebbisi var?

Aygün Özgen / Özgen Shipsupply Yönetim Kurulu Başkanı

“Söz senettir!” düsturunun ticari hayatta “tarih” olmadığına, kendi kuruluşumuzun ilkeleri ve iş yapış prensipleri ışığında bakarsam ‘hâlâ vardır’ diyebilirim. Ancak bu bütünün koruması altına alınır ve içselleştirilebilirse, hepimize uzun soluklu fayda sağlar. Söz verip sözünü tutmamak dilin bir afetidir der bir düşünür. Eğer bir sözleşme yapıyorsan bunu sakın bozma, cömertliğin temeli; sözleşmeyi yerine getirmek ve hileden uzak durmaktır der bir başka düşünür, ve insana yakışan da bu ve benzeri değerlerdir. Esas temas etmek istediğim ise üzerinde yıllardır ciddi endişelendiğim ve her fırsatta dile getirdiğim, “Mesleki etik değerler nereye evriliyor?” sorunuz.
Aksiyoloji (değer bilim) dalı olan etik, felsefenin dört ana dalından biridir. Etik, doğruluğu ve dürüstlüğü ahlâki dağılımda oluşturma sanatıdır. İş hayatında profesyonel sorumluluk adil davranış ve empati yaparak ilişkiler yaratmaktır. Pozitif bakış toplumda iyiliği ve gelişimi sağlar. Toplumların olmazsa olmazı, yaşam şekillerini, dürüstlüğe ve doğruluğa taşımasını olgunlaştırmasıdır. Denizcilik sektörümüz, bu toplumsal tecrübe ve bilgiye sahiptir. Kültürel gelişimlerimiz de, bıkmadan ve ısrarla devamını, tüm meslektaşlarımızı da içimize alarak yüceltmektedir. Çinli Filozof Konfüçyüs Doğu uygarlığının en önemli öğretmenlerindendir. Fikir ve öğretileri günümüzde değerini korumaktadır. Tabii doğru bilgiyi almak isteyen için (!). Bakın ne diyor: Doğruluk dışındaki hiçbir düşünceyi, ne kafanızda ne de yüreğinizde yaşatın. Türk toplumu asırlar boyunca kültürel farklılıklarını zenginliğe çevirmeyi bilmiştir. Vicdan, doğruluk ve dürüstlük, güven, alçakgönüllülük, dostluk, iyilik, istişare, görev bilinci, kendine ve çevrene karşı sorumluluk, sağduyu ve hoşgörü sahibi olmak ve daha nice değere sahibiz. Bu noktada eğer işveren dürüst olur, yasalara uyarsa kontrol ve disipline gerek kalır mı? Dürüst insan mücadeleyi ve muhasebeyi önce kendinde başlatırsa kendine ve çevresine iyi niyet temelinde hakim olur. Toplum olarak ne ekersek gelecek nesillerimiz de onu biçeceklerdir.
Türk denizcilik sektörüne 69 yıldır gemi ve sarf malzemeleri (shipsupply) tedariği alanında hizmet veren bir şirket olarak, kaliteli ve doğru malı sevk etmeyi ilk günden günümüze kadar büyük dikkat, bilgi ve titizlikle yapmaya çalıştık, bu çizgimizi de hiçbir zaman değiştirmedik. Bugün görüyorum ki, denizcilikteki ekonomik kırılmalar sektörün ihtiyacı olan kalite ve dayanıklılık özelliğini yitirme yolunu hızla gerçekleştirmektedir. Bu durum yarınlar için tehlike sinyalleri vermektedir, öyle ki her birimiz aslında bütünü temsil ediyoruz, birimizin ihmali aslında hiç tanımadığımız bir diğerini etkiliyor diye düşünüyorum. Kalitesiz bir ürün satmak veya almaya meyil etmek demek, yerli sanayimizi baltalayacağı gibi yurt dışı sevkiyatlarında Türkiye’nin tercih edilmeme durumunu doğurur, ki bunun sinyalleri, kayalıklardaki fener uyarıları gibi sıklaşarak çakmaktadır.

Boğazlarımızdan transit geçen yabancı gemilere ikmallerde, gerek supply gerek demirlemelerdeki yanlış uygulamalar telafisi olumsuz bir sorun haline gelmektedir. Bu maalesef Türk Denizcilik sektörünün “ayıp” hanesine yazılacaktır. Armatörlerimiz, gemi ihtiyaç malzemeleri satın almalarındaki hassasiyetlerini gözden geçirmeli ve sektörü disipline etmelidirler. Yapısını etik ve dinamik ruhla geliştiren biz shipsupply firmaları, yurt içi ve yurt dışında ülkemizi ve firmalarımızı kalite ve hizmette sınırsızlık ilkesiyle gururla temsil etmekteyiz. Üç nesildir şirket olarak işimizin başındayız. Büyüyen Türk Denizcilik sektörü, Türk sanayisi yerli mallarını ve ihtiyaç malzemelerini talep ederek ekonomimize önemli katkılar vermektedir. Ancak yeterli mi? Hayır. Uluslararası alanda ne kadar milli markamız ve müteşebbisimiz var buna odaklanalım. Şu biliniyor mu, acaba; Türk denizciliğinden, yan sanayi dalında, uluslararası arenada mal ve hizmet üreten kaç Türk müteşebbisi var? Bizler, sizler kararlılığımızı gösterip, ülkemizin ürettiği sanayi ürünlerinin ve bayrağımızın dünya sularında dalgalanmasını, güvenerek ve inanarak istersek ve bunu durmadan işlersek, olmaması için bir sebep var mı? Anlımız ak, bilgimiz tam, Türk müteşebbisine, ‘doğrudan şaşmadan yürüyelim’ diyorum ve yürekten inanıyorum, her daim yolumuz açık olacaktır.

Günümüz dünyasında ulus değil coğrafi kimlik önem kazanıyor

Av. Ayhan Yıldızel / Artı Denizcilik Şirket Ortağı

‘Denizci Devlet’ denilince anlaşılması gereken, ülkenin milli gelirinin önemli bir kısmının denizden ve denizle ilgili sanayilerden elde ediliyor olmasıdır. Bu anlamda “Denizci Millet” ve “Denizci Devlet” kavramlarının farklı anlamlar taşıdığını düşünüyorum. Bu bakış açısıyla yeni dünyada denizci devlet olmak için ilk yapılması gereken, denizciliği armatör, tersane kıskacından çıkararak gelişen teknolojiler ışığında deniz yan sanayinde dünya çapında marka yaratmak olmalıdır.
Bugün hiçbir sanayide, geçmişteki anlamıyla ulus kimliğin önemi kalmamıştır, sadece yaratılan katma değerin hangi ülkede olduğu, dolayısıyla hangi ülkenin refahına katkı sağladığıdır önemli olan. Sermayenin ve teknolojinin uluslararası/uluslarüstü olduğu günümüz dünyasında ulus değil coğrafi kimlik önem kazanıyor.
Güçlü olmak için var gücüyle çalışan ve küresel krizlere direnç gösteren denizciliğimizin geleceğini olumlu yönde şekillendirmesi için; gelişen teknolojiler alanında uluslararası marka yaratmak, deniz turizmini katma değeri daha yüksek olacak şekilde konumlandırmak ve halkın denizcileşmesi için projeler üretmek gerektiğini düşünmekteyim.

İyilik, kurum kültürünün bir bileşeni olmalıdır

Murat Ergen / Wartsila Türkiye – Gemi Makina Ekipmanları Genel Müdürü

Her geçen gün önemi artan fakat bir o kadar da göz ardı edilen önemli kavram ‘’etik’’ üzerinde naçizane görüşlerimi ve araştırdıklarımı paylaşmak isterim.
Etik; ahlâki davranış, eylem ve yargıları ilgilendiren bir konu olarak felsefe ve pek çok bilim dalının önemli bir çalışma alanıdır. Yanlış-doğru, iyi-kötü, erdem ve kusur ile ilişkili davranışları ve bu davranışların sonuçlarının değerlendirilmesiyle ilgilidir. Burada belirtilen ahlâkın zorlayıcı gücü, insanın vicdanıdır. İnsan; tutumlarını ve davranışlarını “vicdanının sesine” kulak vererek doğru-yanlış, iyi-kötü, olumlu-olumsuz olarak değerlendirir. Böylelikle, kendisi ile başkaları arasındaki ilişkilerde denge, düzen, denetim ve uyum sağlar. Etik kuralların açık ve belirli bir alana ilişkin yazılı kuralları içermesi beklenir. Örneğin; sanat etiği, siyaset etiği, tıp etiği, hukuk etiği, çevre etiği, meslek etiği, medya etiği vb. alanlar için ortak ilkeler söz konusu olmakla birlikte, daha çok kendilerine özgü ilkeleri içerirler. Bu ilkeleri, onlara uyması beklenen bireylerin değerlerinden ve ilkelerinden ayırmak pek mümkün değildir. Çünkü bu kavramların varlığı etiğin güçlenmesine ve gelişimine katkıda bulunur.
Meslek etiği, özellikle doğrudan doğruya insanla ilgili mesleklerde uyulması gereken davranış kuralları olarak tanımlanabilir. Meslek etiğinin en önemli yanlarından biri, dünyanın neresinde olursa olsun, aynı meslekte çalışan bireylerin bu davranış kurallarına uygun davranmalarının gerekli olmasıdır. Mesleki etiğin temelinde insanlarla ilişkiler yatar. Aynı meslekten bireylerin birbirleri ile ilişkilerinde belli davranış kalıplarına uymaları meslek etiğinin gereğidir. Mesleki etik, her zaman bir grubun eseridir. Mesleki etik grup onu koruduğu sürece yürürlükte kalabilen ve bireylere emreden, onları şu ya da bu şekilde davranmaya zorlayan, kişisel eğilimlerine bir sınır çizen ve daha ileri gitmelerine engel olan kurallardan oluşmuştur. Mesleki etik kuralları olarak belirlenen ve üyelerinin genel ve ortak olan davranış biçimlerini tanımlayan ilkelerin üç temel işlevi vardır; Birincisi, yetersiz ve ilkesiz üyeleri ayırmak, ikincisi, meslek içi rekabeti düzenlemek ve üçüncüsü ise hizmet ideallerini korumaktır. Bu davranış biçimlerini gerçekleştirmek içinse sahip olunması gereken değerler; adalet, eşitlik, dürüstlük ve doğruluk, tarafsızlık, sorumluluk, insan hakları, hümanizm, bağlılık, hukukun üstünlüğü, sevgi, hoşgörü, saygı, tutumluluk, demokrasi, olumlu insan İlişkileri, hizmet standartlarının yükseltilmesi, açıklık, hak ve özgürlükler, emeğin hakkını verme ve yasa dışı emirlere karşı direnmedir.*

Peki, yasal olan her şey etik midir?
Serbest piyasanın hukuk sistemine tabi olmak yani yasalara uymak etik davranmak anlamına gelmiyor. Sektöre bakıldığında, ürün sağlayıcı şirketlerin bilgilerinin piyasada paylaşılması, işten ayrılan kişilerin özel şirket bilgilerini üçüncü şahıslar ile paylaşması, usulsüz bilgi ve know-how aktarımı, fiyatlandırma ve satış stratejilerinin paylaşımı, rakip ürün özelliklerinin paylaşımı, yaygın etik dışı davranışlar arasındadır. Pek çok durumda bu kişiler yaptıklarının yasal olduğunu savunuyorlar. Oysaki işletmelerin kurum kültürlerine, çalışanlarına etik değerleri işlemeleri gerekiyor. Kurumsal şirketlerin pek çoğunda etik davranış kuralları hazırlanır ve çalışanlara imzalatılır. Ne var ki, önemli olan çalışanların bu değerlerle yoğruluyor olmasıdır. Örneğin, Google davranış kurallarında: «Kötülük yapma» (Don’t be evil) mesajını her platformda çalışanlarıyla paylaşmaktadır. İyilik, kurum kültürünün bir bileşeni olmalıdır. Diğer yandan, çalışanların şirketlerine sadakatlerinin azaldığını görüyoruz. Kapitalizmin, küreselleşmenin ve değişen değerlerin de etkisiyle gençlerin şirketlerine eski kuşaklar kadar sadık olmadıklarını görüyoruz. Bu da, etik konusundaki sıkıntıları beraberinde getiriyor. Şirketlerin de liyakate önem vermesinin etik davranışlar yaratılmasında rolü büyük. Şirketler de, en önemli varlıkları olan insana daha fazla odaklanmalı, doğru insanı, adil bir süreçle işe alıp, motive edip sonra da sadakatlerini sağlamalıdır. Bunu yapan işletmelerin çalışanlarının mutlu ve sâdık olduğunu, kendilerinin de güçlü şirketler haline geldiğini görüyoruz.
*Aydın, İ. (2015). Kamuda Etik.

Askeri gemi inşada devletimiz 300 milyon euro tasarrufta

Burak Akartaş / Pasifik Denizcilik Grubu Yönetim Kurulu Başkanı
Son 10 senenin en yüksek küresel büyüme oranının yakalandığını düşünürsek, biz de bu pastadan hak ettiğimiz payı almalıyız diye düşünüyorum. Bunun için de, küresel ticarette en stratejik sektör konumundaki denizcilikte, “lider denizci ülkeler” arasına girmemiz gerekiyor. Bu, elbette kolay bir iş değil. Küresel rekabetin en üst seviyede görüldüğü sektör denizciliktir. Hem ayakta kalacaksın, hem de ülkemiz bayrağını tüm denizlerde dalgalandıracaksın. Dolayısıyla, burada sektörümüzü temsil eden tüm bireylere önemli görevler düşüyor.
Son bir senede navlun için ödediğimiz para, 10 milyar dolara yakın. Bu kadar büyük tutar, niye her sene yurtdışına gitsin? Neden ülkemizde, mili şirketlerimizde kalıp ülkemiz ekonomisine kazandırılmasın? Türkiye’nin gemi ekipman ihracatı 50 milyon dolar. Avrupa’daki 22 bin gemi ekipmanı firması, 241 bin kişiye istihdam sağlıyor ve 12 milyar euro ihracat yapıyor. Sadece ticari gemi inşa eden 300 Avrupalı işletmenin ulaştığı toplam üretim değeriyse 35 milyar euro. 500 milyar dolar ihracat hedefine uygun şekilde, gemi inşa sanayimizi, deniz taşımacılığını, limanlarımızı, daha da fazla büyütmeli ve desteklemeliyiz.
Türk denizcilik sektörü olarak son yıllarda oldukça yol kat ettiğimiz aşikâr. Denizcilik sektörü Türkiye’nin yıldız sayılabilecek sektörlerinden biri haline gelmektedir, gemi inşa sanayinde ise dünyada tanınan marka haline gelmiştir. Her türlü gemiyi anahtar teslim yapacak duruma ulaşmış bulunmaktayız. Gemi ve yat ihracatımızın geçen sene yaklaşık yüzde 60 artışla, 1 milyar 350 milyon dolar seviyesine ulaştığı görülüyor. Gemi inşa sektöründe, tek bir askeri geminin yerli olarak inşa edilmesinden devletin sağladığı tasarruf 300 milyon euro. O halde deniz filomuzu, tersanelerimizi, gemi sanayimizi güçlendirebilirsek dünya denizci devletleriyle daha fazla rekabet edebiliyor hale geliyor olacağız. Gemi filosunu geliştirmenin yolu da, önce tersanelerimizi güçlendirmekten geçiyor. Deniz filomuzu yenilemek için, yeni imkânlar, destekler gerekiyor. Her geçen gün artan ticaretimizi dikkate alarak, koster filomuzu yenileme projesi öncelikle devreye alınmalı. Kolay bayraklı gemiler finansa daha rahat ulaşıyor. Bu konuda mevzuat ve uygulamalarla ilgili yapılabilecekler var ve sektörün finans konusunda da önünün açılması lazım. Deniz turizmi konusunda alacağımız çok yol var. Özellikle kurvaziyer turizminde hak ettiğimiz payı alamıyoruz.