Ana sayfa Haberler Deniz Güvenliği Türkiye-ABD ilişkileri

Türkiye-ABD ilişkileri

0
Serter Tuçaltan
Dz. Kurmay Albay (E) Serter Tuçaltan, Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 meselesinin buzdağının görünen yüzü olduğunu, ABD’nin Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları üzerinde söz sahibi olmak üzere planlı adımlar atmakta olduğunu detaylarıyla değerlendirdi

Türkiye-ABD ilişkileri son dönemde zorlu ve karmaşık bir süreçten geçmektedir. Özellikle Mayıs-Haziran döneminde ikili ilişkiler açısından oldukça önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmelerden bazılarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

Doğu Akdeniz Güvenlik ve
Enerji Ortaklığı Yasa Tasarısı

10 Nisan tarihinde ABD “Kongre”sinin “Senato” kanadına sunulan “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” yasa tasarısı (S.1102) aynı isim ve küçük değişiklikler ile farklı Kongre üyeleri tarafından 22 Mayıs tarihinde (H.R. 2913) “Temsilciler Meclisi”ne sunulmuştur.
ABD mevzuatına göre, Kongre’nin iki kanadından da aynı şekilde geçen tasarıların, ABD Başkanı tarafından onaylanmasını takiben yasalaştığı dikkate alındığında bu gelişme önem arz etmektedir.
Hatırlamak gerekirse söz konusu yasa tasarısı; GKRY ruhsat sahalarındaki doğalgazın işletilmesinin ABD çıkarlarına katkı sağlayacağını ve engellenmemesi gerektiğini ifade etmekte, ABD’nin Doğu Akdeniz’deki ve özellikle enerji kaynakları üzerindeki varlığını ve etkisini güçlendirmekte, ABD hamiliğinde Ege’nin Yunanistan ve Doğu Akdeniz’in Yunanistan, GKRY ve İsrail tarafından kontrol edilmesini sağlayacak adımları içermekte, ayrıca S-400 sistemlerinin tedarik edilmesi halinde F-35 uçaklarının Türkiye’ye verilmemesi gibi hususları kapsamaktadır.

ABD’nin Doğu Akdeniz’e
yönelik enerji odaklı
yaklaşımı

5 Haziran tarihinde açık kaynaklarda ABD’nin Doğu Akdeniz’e yönelik enerji odaklı yaklaşımı ile ilgili bir makale yayımlanmıştır. Makalede özetle, Doğu Akdeniz’den çıkarılacak hidrokarbon kaynaklarının Avrupa’ya sevk edilmesi ile Avrupa’yı doğalgaz bakımından Rusya’dan kademeli olarak bağımsızlaştıracak adımlar ile bir haritaya yer verilmiştir.
Haritada son 10 yıllık dönemde Doğu Akdeniz’de tespit edilen doğalgaz ve petrol yatakları ile bu kaynakların AB’ye naklini/satışını kolaylaştıracak potansiyel güzergâhların gösterimi yapılmıştır. Makalede oluşturulan haritanın; Türkiye, Lübnan, İsrail ve “Kıbrıs” ile paylaşıldığı ve “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”nun (DAGF) kurulması için ABD Milli Güvenlik Konseyi üyelerini ikna ettiği vurgulanmıştır.
İlave olarak makalede;
n ABD’nin kuzeyde Ukrayna’yı devre dışı bırakan, Avrupa’nın RF’ye bağımlılığını artıracak Kuzey Akım-2 projesini engellemeye çalıştığı, güneyde ise Mısır tarafından geliştirilen ve bölgesel bir doğal gaz piyasası yaratabilecek inisiyatifleri desteklediği,
n ABD Yönetimi’nin Kongre gündeminde olan ve partiler üstü statüde mütalaa edilen “Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Ortaklığı” yasa tasarısı ile Kuzey Akım-2 boru hattı projesini destekleyen firmalara yaptırım uygulanmasına yönelik gayretlerin arkasında olduğu,
n Bu gayretlerin Rusya’nın bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki etkisini azaltmayı amaçladığı, “DAGF”nun da aynı maksat için stratejik bir fırsat olarak görüldüğü vurgulanmıştır.
Makalede ayrıca “DAGF”nun ABD’nin İran’a karşı oluşturmaya çalıştığı “Orta Doğu Stratejik İttifakı”nda yaşanan gelişmeler üzerine, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını geliştirmek maksadına yönelik birincil stratejik araç haline geldiği ifade edilmiştir.
ABD’nin “Orta Doğu Barış Planı”na da dolaylı olarak atıfta bulunulan makalede East-Med projesinin maliyeti ve uygunluğu konusundaki şüphelere rağmen desteklendiği, ancak gaz fiyatları üzerindeki etkisinin dikkate alınması gerektiği mesajı verilmiş, son olarak Doğu Akdeniz’de yeteri kadar kaynak olmaması durumunda Avrupa’nın ihtiyaç duyacağı gazın nereden temin edileceği sorusuna “İran” yanıtı verilmiştir.

ABD Savunma Bakan
Vekilinin mektubu

ABD Savunma Bakan Vekilinin Türk mevkidaşına 6 Haziran’da gönderdiği mektupta özetle; S-400 sistemlerinin alınması halinde F-35 uçaklarının Türkiye’ye verilmeyeceği, bu çerçevede yapılan eğitimlerin durdurulacağı, “ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası”nın uygulanacağı ve Türkiye’nin ekonomik kayıplar yaşayacağı ifade edilmiştir.

ABD-Türkiye ittifakına yönelik
endişelerin ifade edilmesi

ABD Temsilciler Meclisi, Türkiye’nin S-400 alması halinde F-35 programından çıkartılmasını ve Türkiye’ye “ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası”nın uygulanmasını öngören H.Res. 372 sayılı bağlayıcılığı olmayan karar tasarısını, 10 Haziran tarihinde oy birliğiyle kabul etmiştir. Kararda yaptırımlardan etkilenebilecek Patriot bataryalarının, Chinhook ve Blackhawk helikopterleri ile F-16 uçaklarının da Türkiye’ye verilemeyeceğinin belirtilmesi dikkat çekmiştir.

GKRY ile Amerikan Noble
Energy arasında
yapılan anlaşma

7 Haziran tarihinde GKRY ile Noble Energy Şirketi arasında GKRY’nin sözde 12 numaralı ruhsat sahasındaki Afrodit yatağı için ilk doğalgaz paylaşım anlaşmasının imzalandığı, Noble Enerji ve ortaklarının yataktan Mısır’a bir boru hattı inşa edeceği, ilk gazın 2022-2024 yılları arasında Mısır’a ulaşacağı ve sıvılaştırıldıktan sonra piyasaya verileceği duyurulmuştur.

Güvenli bölge
Haziran ayı içerisinde ayrıca Der Spiegel dergisi ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde bir tampon bölge kurarak SDG’yi Türkiye’den ve Suriye’den korumak istediğini, olası güvenli bölgeye Almanya’nın askeri destek sağlayacağını iddia etmiştir.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi 8 Haziran tarihinde Türkiye ve SDG’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda bir güvenli bölge kurulmasını kabul ettiklerini, “güvenli bölge”de Avrupa ülkelerinin yer almayacağını açıklamış, SDG ise cevaben 10 Haziran tarihinde “güvenli bölge” konusunda henüz kesinleşen bir anlaşmanın olmadığını ifade etmiştir.
14 Haziran tarihinde ABD’nin SDG’ye ağır silah ve zırhlı araçlar gönderdiği ayrıca ABD’nin Deyr er Zor ve Haseke bölgelerinde yeni üsler kuracağı haberleri açık kaynaklara yansımıştır. Aynı tarihte Suudi Arabistan’ın Körfez İlişkileri Bakanı, ABD’li yetkililer ile birlikte Suriye’de YPG kontrolü altında bulunan bölgeleri ziyaret ederek, Arap aşiretlerinden YPG’ye destek vermelerini istemiştir.

Değerlendirme
ABD’nin Doğu Akdeniz’e yönelik “yeni” yaklaşımının Doğu Akdeniz ve Doğu Akdeniz’i çevreleyen coğrafyadaki birçok önemli anlaşmazlığa rağmen bölge ülkelerini enerji kaynaklarının araştırılması, çıkarılması, işletilmesi ve nakli üzerinden birbirine bağlamak, gazın en ucuz şekli ile Avrupa’ya yönlendirilmesini sağlamak, bu suretle Avrupa’nın enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek, Rusya’nın pazar payını ve etkinliğini azaltmak olarak özetlenmesi mümkündür.
Esasen bu yaklaşım, ABD’nin “büyük” stratejisini tamamlayıcı bir görüntü sergilemektedir. Zira daha önce de vurguladığımız üzere ABD, küresel güç mücadelesi kapsamında,
– Rusya’yı Baltık (Estonya, Letonya, Litvanya, Polonya) ülkeleri, Karadeniz (Ukrayna, Romanya, Bulgaristan, Gürcistan) ve Hazar (Azerbaycan) hattı üzerinde kendi sınırlarından başlayacak şekilde çevrelemeye çalışmakta,
– Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan üzerinden Hazar Denizi’ne ve Asya içlerine girerek, bu bölgedeki enerji kaynaklarını, nakil hatlarını, ulaşım yollarını ve RF ile Çin’i kontrol edebilecek şekilde etkin olmayı hedeflemekte,
– Baltık’tan başlattığı kuşağı bir diğer koldan Ege’de Yunanistan’ı, Doğu Akdeniz’de GKRY’yi, Suriye ve Irak kuzeyinde YPG/PKK/SDG’yi destekleyerek ilerletmek suretiyle Rusya ile bölgesel işbirliğini sürdüren İran ve Türkiye’yi baskılamaya ve çevrelemeye çalışmakta,
– Çin’in “Tek Kuşak-Tek Yol” projesini Sincan Uygur Özerk Bölgesi, Keşmir, Belucistan, Umman Denizi ve Doğu Akdeniz’de karşılamaya, kendi etkinliğini öne çıkarmaya gayret etmekte,
– “Ortadoğu Stratejik İttifakı” ile Arap Yarımadası ve Afrika’nın kuzeyini etki altına almak, İran’a karşı bir eksen oluşturmak üzere çaba sarf etmekte,
– “Doğu Akdeniz Gaz Forumu”nu enerji kaynakları ve bölge siyaseti üzerinde etkin olmak üzere stratejik bir araç olarak kullanacağını iş’ar etmekte,
– Akdeniz’e açılımı olan bir Kürt devletinin kurulmasını sağlayarak bölgede kendisi için vekil olacak, gerektiğinde silahlı güç olarak kullanılabilecek, İsrail’in güvenliğine katkı sağlayacak, İran’ın etkinliğini kontr-ol altına alabilecek bir uydu devlet yaratmak istemekte,
– Bu amaçlarına ulaşmak üzere, Türkiye’nin Irak, Suriye, Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de kendi çıkarlarından çok ABD çıkarlarını önceleyen bir siyaset yaklaşımı izlemesini istemektedir.
ABD’nin Türkiye için önemli riskler içeren bu bakış açısı ve hedefleri, Türkiye ile ABD’nin bölgedeki çıkarlarını birbirinden uzaklaştırmakta ve tamamen farklı hale getirmektedir.
ABD bu hedeflerine ulaşmak üzere Türkiye’yi diplomatik nezaketin çok ötesine geçen usullerle -artık- tehdit etmekte, büyük resimde çıkarlarını Yunanistan ve GKRY ile PKK/YPG/SDG’ye destek sağlayarak hayata geçirebileceğine inanmaktadır.
Yunanistan ve GKRY ise bu durumdan istifade ederek Türkiye ile aralarındaki meseleleri kendi lehlerine çözmek üzere adımlar atmaktadır.
Mevcut durum önümüzdeki dönemde ABD’nin; Karadeniz ile Irak ve Suriye’nin kuzeyindeki gibi Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki yaşamsal çıkarlarını, hak ve menfaatlerini de doğrudan hedef alacağını, Doğu Akdeniz ve Ege’de Türkiye ve Yunanistan arasında bir anlaşma zemini oluşturma başlığı altında Yunanistan ve GKRY tezlerine açık destek sağlayacağını, bu maksatla NATO ve DAGF gibi kurumları kullanacağını, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları üzerinde söz sahibi olmak üzere adımlar atacağını göstermektedir.
Gelinen aşamada Türk-Amerikan ilişkilerinde S-400 meselesinin buzdağının görünen yüzünü oluşturan bir “sembol” olduğu, S-400 sistemleri alınsa da alınmasa da Türk-Amerikan ilişkilerinde kısa vadede önemli iyileşmeler yaşanmasının beklenmemesi gerektiği düşünülmekte, ABD Kongresi’ne sunulan yasa tasarılarının satır aralarında yer alan hususların bu durumu teyit ettiği değerlendirilmektedir.
Türkiye’nin bu gelişmelere başta dış politika olmak üzere her konuda olduğu gibi tam bağımsızlık ilkesini önceleyen, kendi gücüne dayanan, her türlü hayal ve maceradan uzak, aklın ve bilimin rehberliğine tesis edilmiş, milli gücün tüm unsurları ile diplomasiyi yerinde, zamanında ve koordine içinde kullanabilen, günlük siyasetin üzerinde tutulan bir tavırla yaklaşması gerekmektedir.