Şuanda bulunduğunuz yer: Anasayfa » Yazarlar » Deniz Mehmet Irak: Barış istiyorsan savaşa hazır olacaksın

Deniz Mehmet Irak: Barış istiyorsan savaşa hazır olacaksın

Deniz Mehmet Irak: Barış istiyorsan savaşa hazır olacaksın

Ülkem bir ateş çemberinden geçiyor!
Bir yanda Suriye’de Zeytin Dalı Harekâtı, diğer yanda Doğu Akdeniz’de enerji kavgası!
Bu iki mücadele birbirinden bağımsız olabilir mi?
Bütün kavga Akdeniz’e uzanan Amerikan mandasındaki bir Kürt koridoru için değil mi?
Diğer yanda Kardak üzerinden tartışılan Ege’deki adalar meselesi. Sadece kara parçası mı bunlar?
Bugün ülkemin ticaretinin yüzde 90’ı denizler üzerinden yapılıyor. Ege bizim nefes borumuz, dünyaya açılan penceremiz. Ege adalarının çevresinde ne tür enerji kaynakları ve madenler var henüz bilmiyoruz!
Peki, denizin nimetlerinden yararlanmak gelecek nesillerin hakkı değil mi?
Onların geleceklerine sahip çıkmak ise bizim boynumuza borç değil mi?
Mackinder duysa kahrından ölür(!)
Sorunları yönetmek, doğru kararlar almak, doğru düşünce sistematikleri gerektirir. Bu kapsamda birçok problemin anahtarını içinde bulunduran “stratejik düşünce” kavramı üç temel dinamiğe dayanır:
Kavramsal stratejiye hakim olmak,
Geçmişe ilişkin bilgi sahibi olup gelecekle ilgili bağlar kurmak ve de fütüristik yaklaşımları takip etmek. Bugün, ABD’deki senaryo bazlı oyunlar neyin ürünü? Bir aklın, bir yöntemin sonucu!
Yaşanan olayları sadece taktik düzlemde değerlendirirsek, stratejik hedefleri göremeyiz. Hal bu iken, “Deniz Körlüğü” yaşayan Türk aydını tehdidin farkında mı acaba?
Kardak Krizi’nin indirgendiği noktanın “Üç-beş keçi için mi savaşacağız!” cümlesi olması, Türk medyasının bilirkişi adlandırıp söz verdiği aklın yetersizliğinin resmi ilanı olmuş durumda!

“Türk Entelektüeli” bu mudur? 

Karnesi kırıklarla dolu, politik öngörü fakiri bu zihinler ne zaman fikrî utanma yaşayacaklar!
“Deniz Yetki Alanları” kavramını ne zaman öğrenecekler! “Karasuyunu”, “Kıta sahanlığını”, “Münhasır Ekonomik Bölge” kavramlarını ne zaman keşfedecekler! Dahası Ege adalarının Anadolu’nun ön savunma hattı olduğunun farkında değiller midir? Jeopolitikçilerin kemikleri sızlayacak!
Mackinder duysa kahrından ölür(!)
Amiral Nimitz, “Deniz Kuvvetlerinin görevi savaşı düşmana taşımaktır, böylece düşman savaşı ABD’ye taşıyamaz” der.  Almasını bilene derstir!
Bizim penceremizden tercüme edersek, “Donanmamız olsa idi, palikarya İzmir’e ayak basabilir miydi?”
Başka bir örnekle devam edersek, Büyük İskender bile Anadolu’ya girdiğinde Çanakkale’den Ege kıyılarına oradan da Akdeniz’e inerek Perslerin öncelikle deniz bağlantısını kesmiştir. Daha sonra Anadolu’nun içlerine yürümüştür.
Deme o ki: Bu coğrafyanın verdiği dersler, milattan önceden başlar!

Kriz Yönetimi
Her hâlükârda güney sınırımızda bir çatışma varken, öncelik alanımız bellidir. Lakin deniz krizleri de her an kapımızı çalabilir. Kriz yönetimi birbirine benzemeyen olaylardan oluşur. Dolayısı ile belli bir müdahale yöntemi yoktur.
Her kriz kendine özgüdür. Kriz yönetmenin bir reçetesi de yoktur! Bir krizde sizi doğru yönlendiren stratejiniz diğerinde sizi beklenmedik sonuçlara götürebilir.
Lakin hızlı karar alma sistemi, diplomatik yöntemlerin belirlenmesi ve askeri gücünüzün hazır olması sizi her şartta bir adım öne taşır. Krizlere müdahale eden siyasi ve askeri akılların bu hazırlıklarının tam olması sahaya ve diplomasiye hakim olmayı kolaylaştırır.
Bu anlamda ülkemde akademik olarak oluşturulmuş bir kriz yönetim arşivi/doktrini bulunmamaktadır. Oluşturulacak kayıtlar bir kütüphanenin oluşturulmasına ve de gelecekte yaşanabilecek kriz senaryolarının tahmin edilmesine katkı sağlayabilir. Devlet akademik kuruluşlar ile işbirliği yaparak öncü rol alabilir.
Bu tarz krizler genellikle beklenmedik anlarda oluşur, dolayısı ile fikrî hazırlığın yanında kuvvet hazırlığı da önem arz eder. Kardak Krizi son dönemde yaşadığımız en süratli gelişen krizlerden biridir. Bu anlamda benim de yararlandığım Aydın Şıhmantepe’nin “Kardak Krizi Sürecinin Kriz Yönetim Prensipleri Açısından İncelenmesi” makalesi örnek alınabilir.

Coğrafya “Kader”dir 
Kardak “Coğrafya kaderdir” yaklaşımının sahne aldığı krizlerden biridir.
Bir yarım ada devleti olan ülkemin Anadolu’sunun da, Trakya’sının da üç tarafı denizler ile çevrilidir.
Ve Ege, bu coğrafyanın Marmara’dan Karadeniz’e uzanmasındaki başlangıç düğümüdür. Ülkemiz açısından bakarsak enerji ve meta trafiğimiz Ege üzerinden sağlanmaktadır. Marmara bölgesinde gelişen sanayi Ege üzerinden dünya ile buluşabilmektedir.
Bu kadar sorunlu ve önemli bir denizde kriz ile karşılaşmamayı beklemek aklı terk etmek olur. Mesele krizleri ön görüp müdahale edebilmektir.
Diğer yandan Taşoz Krizi ve Bern Mutabakatı sonrasında oluşan düzende henüz Ege’den enerji elde edilememektedir. Fikrim o dur ki, bu durum da önümüzdeki dönemin kriz alanlarından biri olacaktır.

Kardak sadece iki ülkenin meydan okuma alanı mıdır?
Kardak Krizi, Türk Donanması’nın karşılaştığı en yüksek seviyeli kriz olarak adlandırılabilir.
Ege’nin her iki kıyıdaş devleti için de ders alınması gereken hususlar içermektedir. Kriz detaylı olarak incelendiğinde ABD’nin o günlerde arabulucu rolünü üstlendiği görülmektedir. O kadar ki, Kardak Krizi sırasında Yunanistan Dışişleri Bakanı olan Pangalos, Kriz döneminin ABD Dışişleri Bakanı Holbrooke ile Krizden beş-altı yıl sonra bir akşam yemeği sırasında yaptığı sohbette, kendisine, Kriz sırasında ABD’nin tarafların gemilerinden atılacak füzelerin diğerini vuramaması için bile Ege’de gerekli tedbirleri aldığını söylediğinden söz etmiştir. Tabi buradan çıkarılacak ana ders: “Milli Ateş Gücü Yeteneğine” olan ihtiyacımızdır.
Diğer taraftan akla gelen soru: “Bugün benzer bir kriz tekrar etse, ABD ya da AB ülkeleri krizde arabulucu rolünü ne nebzede yerine getirir mi? Ege Çin-ABD ekseninde değişen dünya düzeninin evrim geçirdiği bir ortamda bir kutuplaşmanın ana merkezi olur mu? Afrin’de oluşan yeni cepheler tuzlu suya taşınır mı?”
Kardak’ta gerginlik döneminde Ege’ye süratli çıkan donanmamız saha üstünlüğünü elde etmiştir. Bu süratli intikal bizim açımızdan büyük bir avantaj sağlamıştır. Lakin benzer bir krizde aynı sürat gösterilebilir mi bilemiyorum. Dolayısı ile Donanmanın Gölcük’te konuşlanması soru işaretlerini beraberinde getirir.
Ayrıca SAT timinin o gece gösterdiği operasyonel etki, asimetrik güçlerin harp sahasındaki “oyun değiştirici” etkisi anlamında temel örneklerden biri olarak adlandırılabilir. Bu sebeple, Cumhuriyet Donanması asimetrik harekat odaklı güç büyümesini de ajandasına almalıdır. Kaldı ki, Ege coğrafyası deniz aşırı harekat ve konvansiyonel yaklaşımlar ile etki altına alınamaz. Kuvvet yapılanmalarında bu coğrafyanın kendine has özellikleri mutlaka dikkate alınmalıdır.
Kardak Krizi Türk Donanması açısından başarılı olarak adlandırılabilir. Durumun kriz öncesine dönmesi ve bunun sıcak çatışma yaşanmadan sağlanması önem arz etmektedir. Yunan tarafından bakarsak, Ege’de yaşanacak bir sıcak çatışmanın ilk sonucu coğrafi olarak Anadolu yarımadasına ait olan ada/adacık ve kayalıkların hukuki durumunun sorgulanması olacaktır.
Emin olun ki savaş tanrıçası Ares bile buna yanaşmaz. Hesap bilen Ares, Yunan Donanması’nın hem materyal hem de insan kalitesi olarak “Barbaros’un Torunlarından” fersah fersah geride olduğunu bilir.
Lakin Avrupa’nın şımarık çocuğu dediğini yaptırabilmek için ağlamaya devam edecektir.
Biz ise Sezar’ın dediği gibi:
“Barış İstiyorsak Savaşa Hazır Olacağız!”

Diğerleri hakkında

yazı sayısı : 2875

© 2013 marinedealnews.com Tüm hakları saklıdır.
Yazı, fotoğraf ve illüstrasyonların tüm hakları MarineDeal News Gazetesi’ne aittir. Yazılı izin olmaksızın hiçbir şekilde yazı, fotoğraf ve illüstrasyonlardan alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara, yayınlanan ilanların sorumluluğu ise ilan sahiplerine aittir.

Scroll to top