Şuanda bulunduğunuz yer: Anasayfa » Yazarlar » Yeşim Yeliz Egeli – Bilginize sunarım.

Yeşim Yeliz Egeli – Bilginize sunarım.

Yeşim Yeliz Egeli – Bilginize sunarım.

MarineDeal News, Ağustos 2017 sayısında yayınlamak üzere temmuz ayında yerli motor üretimimizdeki başarısını dinlemek, o döneme ettiği şahitlikleri öğrenmek için portresini yazmak üzere bir araya geldiğimiz Yük. Müh. Ali Can ile gerçekleşen röportajımızda kendine ait olarak sözlü ifade ettiği cümlelerini, son aylarda Pendik Sultzer Motor Fabrikası ve kaderi ile ilgili konu, mesnetsiz iddialarla farklı mecralara çekildiği için gerek gördüğüm üzere bazı kısımları yeniden aktaracağım. O röportajımızda iddiası olan, “Pendik Sultzer Motor Fabrikası’nı, asker kapattı,” sözlerine anlam veremediğimden yazımda yer vermemiştim. 1986’da ayrıldığı için kronolojiye de uymuyordu. Konuyu kendi çapımda döneme birebir şahitlik eden bürokratlara sorarak objektik bir gözle kısa yollu araştırdım. Tesadüf olarak o dönem Pendik Sultzer’in Başmühendisi olan Recep Okur ile tanışınca gündemimde olmamasına karşın meraktan 2,5 saat sohbet ettim. Sağ olsun kendisi konuyu enine boyuna anlattı. İzin verdiği oranda yazmak istedim, zirâ Ali Bey’in iddiasına tam zıt bir görüştü. Özetle Recep Bey dedi ki: “Pendik Tersanesi’ni asker kurtardı.” Her iki değerli isim aynı kamu şirketinde çalışmış. Ali Bey 1986’da ayrılmış. Recep Bey ise, son motoru teslim edene kadar üstelik özel izinle çalışmış (1999). Bu özel izin konusunu da o döneme şahitlik eden değerli bir armatörümüzden ayrıca dinledim. Daha sonra konuyu o dönem orada staj yapan, günümüzde üst düzey görevlerde bulunan mühendislere sordum.
Sultzer ile yapılan anlaşmamız o dönem iyi niyetli bir girişim bunu hepimiz kabul ediyoruz. Dünya sıralamasında 28’inci Lisansiyeri olduğumuz Sultzer ile yüksek stroklu dizel motorlar üretmişiz. Ancak bunun devamlılığı maalesef daha başka nedenlerden olamamış, yani tersane askere devredilmeden öncesini bu makalemde anlatmaya çalışacağım.
Bu iyi niyetli ve ülke sanayisi için gerekli girişim maalesef inovatif bir adım iken o dönem teknokratların ve bürokratların misyonları seviyesinde kalmış. Mesela sermaye lazım. Bir ülkenin uzun soluklu deniz endüstrisi ve sanayi politikası olmazsa, siz bir şey yapamazsanız. Bunu Ali Bey de bize verdiği röportajda şu cümleler ile belirtiyor: “Özel sektörden teklif aldım (1986). Parada pulda hiç gözüm yok ama başladığım işlerin böyle kör topal gitmesi çok ağır gelmeye başladı.”
Hal böyleyken, Sayın Ali Can’ın ısrarla yukarıdaki iddiası da yürekleri acıtıyor, iyi yürekleri sızlatıyor. Üstelik Deniz Savunma Sanayinde bu kadar başarılı işler, özellikle MİLGEM, ülkemiz hayrına yapılmışken bu kadar yol katedilmişken. Özetle bu iddiası şahitlerde de karşılık bulmuyor. Ayrıca bu iddianın muhatabı olmamasına karşın, Türk Deniz Kuvvetleri’ne deprem sonrası devredilen Pendik Tersanesi’nde asker boş durmamış, ülkeye gelecek yıllara hizmet edecek, binlerce mühendise, işçiye istihdam yaratan, Ar-Ge üretmemize olanak vermiş, kendi milli gemimiz yapılmış, yapılmaya devam ediyor. Değer olarak karşılaştırıldığında yurtdışından almak yerine ülkenin kaynaklarının kendi Hazinemizde kalması sağlanıyor. Bugün ulaşılan yerlilik yüzde 70. Dolar cinsinden varın siz hesap edin. Bu milli gururdan bu ülkenin insanı ekmek yiyor, yine bu ülkenin insanı, bölgedeki Egemen ve en güçlü Donanmaya sahip ülke olarak, milli savunma gücümüzle korunuyor.
Belki de; “Ali Bey 1986 yılında ayrıldıktan sonra konuyla yeterince ilgilenemedi ve özel sektöre geçtiği için bilmediği hususlar var.” Bunu ben değil, döneme şahitlik eden ve Ali Bey’i tanıyan bir bürokrat söylüyor. Ali Bey’inki bir serzeniş ve temenni olsa anlardım ancak bu iddiayı anlamadığım için bir derleme yapma ihtiyacı duydum. Çünkü bugünlerde, Pendik Sultzer üzerinden bir haksız iddia ile rüzgârı arkaya alma gayreti niye, bir anlam veremedim? Yıllar sonra ikinci perdeyi açarak amaçlanan nedir, merak ediyorum? Çünkü şimdi de Pendik Tersanesi’nin atıl kullanıldığı algısı bazı sosyal platformlarda dile getirilmeye başlandı. En azından bende bu soruyu oluşturan ve beni düşünmeye zorlayan; Ali Bey’in, Recep Bey ile yaptığım röportajın ardından beni arayarak, “Cevap hakkı doğdu” diye yayınlamam için kaleme aldığı yazısının içeriğinde, Tersane’nin atıl kullanıldığı yönünde görüşlerini içeriyor. O aylar gündemimde olmadığı için yayınlamamıştım. Şimdi merak ettim ve sormadan edemiyorum, Pendik’e bir talip var da gündem mi oluşturuluyor, yoksa MİLGEM iyi niyetsiz birilerini rahatsız mı ediyor? Bunları sormak ve öğrenmek lazım ancak biz bildiklerimizle mesnetsiz iddiaya bir açıklık getirelim. Konuya ilişkin bazı derlemeler yaptım. Parçaları bir araya getirdim. Sabırla okuyacağınızı umuyorum. Evvelden yayınlananlar italik, şimdiki yorumlarım ise düz yazı şeklindedir.
Yük. Müh. Ali Can/Röportaj’dan bazı kısımlar…
– Neden ana makine değil de jeneratör?
“O zaman benim elime geçen fırsat oydu. 750 beygirlik makine bir kostere ana makine olabilir. 4 zamanlı makine. Biz arada fırsatı değerlendirdik. Oradan teknik iş birliği aldık (Polonya). Pendik Tersanesi daha kurulmamış. Biz bunu nerede yapacağız, saç işleme makinesinin bir kenarını aldık. Bir teşkilat kurduk ve orada yapmaya başladık. Pendik Tersanesi’nin içerisindeyiz, motor fabrikası daha ortada yok. Lisans aldıktan sonra Fabrikanın kurulumuna başladık. Pendik Tersanesi’nin atölyeleri boş o zamanlar; tezgahlar monte edilmemiş, sene 1979. Bir anda 750 kW’dan 14 bin beygire geçiyoruz. 20 katına falan çıkıyoruz. Bunu geçtik de. Ardından gemi siparişi derdine düştüm. ‘Bize sipariş verin’ dedim (Polonya’ya), birçok avantajları var hem çelik sac hem profil satacaksınız. Bizim ihtiyacımız olan elektrik donanımlarını da (bize) satacaksınız. Biz de sizin gemilerinizi sizin nezaretiniz de yapacağız. Yani işçiliği biz yapacağız bizim gemilerimizin malzemelerini de siz verin sizin nezaretinizde hem kendi gemilerimizin hem sizin gemilerinizi yapalım.”
Bugün MİLGEM kendi tasarımımız ve nicelerinin öncüsü oldu. Kendi gemimizi yaptığımız gibi bu gemileri dünyaya satmaya girişiyoruz. Binlerce Türk mühendis kendi tasarımı olan gemisini üretme hazzını yaşıyor.
– Neleri yapamıyorduk o zaman?
“Regülatör, turboşarj, krank yapamıyorduk. Bu 3 parçayı yapmaz diğer hepsini yapar haldeyiz. Onlar bize 5 tane gemi verdi. 26 bin 300 tonluk kargo yük gemisi siparişi aldık. Türkiye’nin aldığı ilk sipariş, 1982 Kasım. Dışişleri Bakanlığı’na bu malzeme takasını Kliring Antlaşması’na koydurdum. Dışişleri Bakanlığı da kabul etti. Biz bunları alınca, Sultzer’in kapısını çaldım. Büyük motorlar da yapacağız artık. Dedim ki; ‘8 ana makine 24’lük jeneratör yapmamız gerekiyor. Bize lisans verin.’ Kabul ettirdik. 1981 Temmuz ayında birçok Bakanlıktan geçmesi lazım. Ulaştırma Bakanı Mustafa Aysan’a rica ettim: “Kaç Bakanlığa gidecekse konu, bütün bakanların yetkili elemanlarını bir masada toplayınız, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı, Maliye Bakanlığı yetkilileri gelsin, ben anlatayım, yazıları göndereyim ve çabucak anlasınlar. Herkes kucağındaki taşı döksün, ne söyleyecekse söylesin istedim. Herkes memnun oldu, aslında yazıları gönderdik şakır şakır imzaladı herkes ama Maliye Bakanlığı imzalamadı. Maliye Bakanı İsmet Kaya Erdem.
Rahmetli Bülent Ulusu, denizcilik konularını görüşmek üzere ayda bir bizi toplardı. Genel Müdür gitmezdi ben giderdim. O toplantıda açtım konuyu; ‘Bütün Bakanlıklar ‘Evet’ dedi ama Maliye Bakanlığı tasdik etmedi’ dedim. Ulusu, ‘Hemen yarın tasdik edeceksiniz ve göndereceksiniz bu kadar’ dedi.”
Konuyu yine bir denizci Asker, vizyon sahibi bir Devlet Adamı dönemin Başbakanı çözüyor. Ve röportajı yaptığım gün aşağıdaki gibi ben de soruyorum. Konuyu aydınlatmaya devam edelim…
– Denizcilerin farkını bu kararda da görüyoruz değil mi? O aydınlığı ve ufku…
“Evet çok. Maliye Bakanına emir gidince ertesi gün onay geldi, tamamlandı ve lisansımız geçerli hale geldi. Ufak bir geri dönüş yapacağım, komik bir hikâye:
Lisansı yönetim kurulunda ilk önce tasdik ettirmem lazım bütün bu gelişmeleri anlattım, anlattım ve sanıyorum ki herkes benim alnımdan öpecek ne güzel iş yaptın diye ama kimseden ses çıkmıyor. Bir Yönetim Kurulu Üyesi ben anlatırken sözümü kesti elini kaldırdı, ‘Ali Can Bey, sen motor yapmaya kalktın ama hiç TV’de Kaptan Cousteau’yu seyrediyor musun? Adam orada güneş enerjisi ile gemisini çalıştırıyor. Bundan sonra moda, güneş enerjisi’ dedi. ‘Dizel yapıyorsun ama demode motor, vazgeç bundan güneş enerjisi çıkacak’ diye ekledi. Şok oldum tabii, ne diyeceğimi şaşırdım.  Derken, kapı açıldı benim sekreter, ‘Efendim Ulvi Bey telefonda sizi rica ediyor’ dedi. Ulvi Yenal, 25 sene evvel benim pozisyonumda olan kişi.
Ulvi Bey, ‘Ali Can, Pendik Sulzer işini sen ne yaptın?’ dedi. ‘Şimdi, lisansı Yönetim Kurulu’nda tasdik ettirmeye çalışıyorum ama başıma geleni sorma’ dedim. Yönetim Kurulu’ndan gelen itirazı aynen anlattım. Başladı kahkaha atmaya; ‘Yahu ben 1953 senesinde Yönetim Kurulu’nda bu konuyu açtığım zaman bir üye çıktı ne dese beğenirsin; ‘Sen şimdi dizel motor yapmaya kalkıyorsun ama şimdi gaz türbini modası var.’ Bunu söyler söylemez bütün üyeler sus pus oldu bak senin de başına aynı şey gelmiş,’ dedi. Dedim ki; ‘Abi benimki daha kötü. Adam yelkenden bahsediyor. Koca gemi güneş enerjisiyle gider mi! Jeneratörü bile çalıştıramayız,’ dedim ve öyle gülüştük. Alı al, moru mor ama gülerek tekrar toplantıya geçtim. ‘Hayrola?’ dediler hep bir ağızdan ‘Fıkra mı anlattı sana Ulvi Bey?’. Dedim ki; ‘Valla fıkra gibi bir şey anlattı.’ Üyelere aynen aktardım. Yönetim Kurulu Üyesi sus pus. Sonra dedi ki; ‘Ali Can Bey, ben bu işlerden anlamam. Esasında iki arkadaşınız geldi. Burada çalışıyorlar. Bu olayı anlattı; ‘Bu motoru yapma, bak güneş enerjisi çıkacak’ dedi. Ben de konuyu açtım ama anladım ki o arkadaşlar iyi niyetli değil.”
Deniz Harp Okulu kökenli bir Asker, dönemin Başkabakanı yerli motor üretiminin önünü açıyor, yine iyi niyetli Teknik Üniversite kökenli bir Vatan evladı, ülkesi için çırpınıyor, ancak bilgi ve vizyon sahibi olmayan kimi bürokratlar konuyu kulaktan dolma söylemlerle bir devri açmadan kapatmaya çalışıyor.
– Siz bu yanlışları görüp çıldırıyor olmalısınız?
“Bana yapılan yanlışları söyleyince siz de çıldıracaksınız ben de çıldıracağım. Ben 40 senedir ağır tansiyon hastasıyım bu adamlar yüzünden, çok uğraştım çünkü. Ben 8 sene yaşamadım. Pendik Tersanesi’ni devraldığım zaman topraktı, çamur deryası idi. 1977 başında devraldım. Genel Müdür Vekili’ydim, aynı zamanda inşaat müdürlüğü de planlama grubu da bana bağlıydı. Dolayısıyla Pendik inşaatının tamamlanması da bana aitti.
Her şeyimizi kaybettik. Denizcilik Bankası gibi… Devasa bir şirketti, bunu tamamen yok ettiler. Bürokrasi dağıttı. Gemilerin kimisini şehir hatlarına verdiler. Şehir hatları aldı, İDO’ya verdi. Deniz Nakliyat’a ait gemilerin hepsi satıldı. Onlar da başkalarına sattı. Vatana ihanet eden edene.
Emperyalizmin yapabileceği şeyler var yapamayacağı şeyler var. Adamını bulursa çok kolay buluyor.  Ama siz, bu tersanedeki motor fabrikasını çalıştırabilirsiniz en azından ticari gemilerinizin motorlarını yapabilirsiniz buna pek karışmıyorlar. Zaten karıştıkları, askeri gemiler!”
Yerli Motor için yol arayan Ali Bey bu sözlerinden sonra röportajımızda günümüze dönüyor. Bakın kendisine neler demişler…
“Bir koster projesi vardı onu arz edeyim. Armatörler Birliği evsahipliğinde bir toplantıya beni de çağırdılar. Dedim ki, ‘Kosterler bir, iki veya üç boyda yapılsın ve her biri için aynı motorları kullanalım. Pendik-Sultzer’i açın armatörlerin mutabık kalacakları bir lisansta birleşelim, oradan lisans alalım ve bu motorları yüzde 70 yerli katkı ile yapmaya başlayalım. Hem o motor fabrikası üretime geçsin hem de birçok tersane harekete geçsin. Bu teşvik gerektirir. Teşviki verin yoksa dışarıya gidecekler ve dışarıya borçlanacaklar. Türkiye’ye döviz kaybettirecekler. Halbuki siz teşvik verirseniz döviz kaybetmez en fazla Türk parasını kaybedersiniz. Teşvik vermekten korkmayın.’ Bunu söyledim ve bir tanesi çıktı, ‘Milliyetçi davranmaya mecbur değilim. Benim evimde çocuğum var ben ucuz olanı tercih ederim’ dedi.Toplantıda böyle konuşmalar da oldu. Ben ucuz olmasın  demiyorum ki; Devlete söylüyorum teşvik verin, teşvik edin insanları, bunu herkes tüm ülkeler yapıyor. Sanayiyi ayağa kaldırın. Sonra yüzde 35 yerli katkıyla Koster yapılsın diye kararname çıktı. Yüzde 35 yerli katkı ne demek? Motor mezarlığına çevirdiniz Türkiye’yi! Yedek parça getirmek için dışarıya mahkum olacaksınız, her birinin kullanım maliyetleri pahalıdır.”
***
Bu röportajda bize de söylediği üzere “Asker geldi ve Pendik Sultzer’i kapattı!” şeklinde her platformda bu iddiasını ortaya koyan Yüksek Mühendis Ali Can Bey’e bu iddiasının temelini o gün ve sonrasında da sormuştuk ve bu iddiasına anlam verememiştik, çünkü anlattıkları ile bilinen gerçekler “askerin kararıyla olduğu’ değil alakası olmadığı yönünde.
Türk Deniz Kuvvetleri müthiş bir irade göstererek Pendik Tersanesi’ni devraldıktan çok kısa bir süre sonra -dönemin tüm şartları içinde üstelik geçmişte yaşadığı onca ambargo ve engele karşın durmamış- Devletimize gurur duyulası MİLGEM’i kazandırmıştır. Bu Türkiye’nin kaynaklarının kendi Hazinesinde kalmasını sağladığı gibi, insanımızın ve özel sektör tersanelerinin kabiliyet ve güç kazanmasına, yan sanayinin güçlenmesine, Ar-Ge ile teknolojinin ilerlemesine katkı sağlamıştır. “MİLGEM’in Öyküsü” kitabında Amiral Özden Örnek çok kapsamlı ele alıyor, Kırmızı Kedi yayınlarından çıktı. Lütfen okuyunuz.
Ayrıca, MİLGEM projesinde aşama aşama artan yerlilik oranını kendisinden bizzat dinlediğim Amiral Özden Örnek, olayları bizzat yaşayan ve gerçekleşmesi için iradesini ortaya koyan kişi olarak o dönemi bize verdiği röportajda da ifade etmiştir. Yeni adımlar atan, yeni sözler söyleyen güçlü bir vatansever, sağ olsunlar bakınız röportajımızdaki iki soruma nasıl yanıt vermişti:
– ‘Yerli Malı, Yurdun Malı’, öyle değil mi Komutanım?
“Elbette. Bana en son verdikleri rakam MİLGEM’in yüzde 65’i tamamen yerli. Bu ilk gemideki oran. Diğer gemilerde bu gittikçe arttı. Ben gemiyi ancak 1 sene önce gezebildim. Mesela dokunuyorum ‘Bu yerli mi, yabancı mı?’ diye soruyorum, ‘Yerli Efendim’ diyorlar. Kendi kendime, ‘Galiba ben yanlış soru soruyorum. Direk yerli mi diye sormam gerekiyor’ dedim.”
– Yerli Ana Tahrik Sistemleri yapılmalı mı? Bunlara girişmeli mi Türkiye?
“Bunu Bahriye yapamaz ve yapmamalıdır da. Ama bir şirket, mesela dizel üreten bir şirket bunu yapabilir. Türkiye’nin çok fazla dizel ihtiyacı var. Bir şirket bunu yaparsa, biz elbette oradan alırız, kesinlikle alırız ve en iyisini yapacaklarından da eminiz. Tolga’nın (Örnek) filmini çektiği Devrim Arabaları’nın makinesi, motoru her şeyi ile yerli idi.”
Pendik Sultzer Motor Fabrikası’nda, Deniz Nakliyat’a ait geminin son makinasını teslim edene kadar çalışmış Baş Mühendis Recep Okur da yine Eylül sayımızda yer verdiğimiz röportajında “Pendik Tersanesi’ni asker kurtardı” dedi. Dikkatinizi çekerim, Pendik Tersanesi’ni. Yukarıdaki açıklamalarla birlikte bu malum iddiayı okuyucunun takdirine bırakıyorum.
Asker sayesinde bugün MİLGEM, ihtiyacı olan ülkelere satılacak hale geldi. Savunma Sanayimiz; Deniz, Hava ve Kara alanlarında ileri teknolojilerle kendi ihtiyaçlarını üretmeye başladı. Amiral Cem Gürdeniz’in uluslararası bir toplantıda Deprem sonrası Donanmamız ile ilgili bir yabancı amiralden aldığı kinayeli bir soru üzerine verdiği cevabını bir sohbetimizde bana aktarmıştı. Amiral Gürdeniz’in, zekası ve vâkur duruşu ile o amirale haddini bildirme iradesinden gurur duymuş, cevabına hayran kalmıştım. Cem Amiral’in o amirale dediği gibi: “Merak etmeyin, Türk Donanması Zümrüd-ü Anka Kuşu gibidir, küllerinden yeniden doğar.” Türk Donanması ve Gölcük Tersanesi, çok kısa bir sürede Depremin yaralarını sararak sualtı deniz unsurlarımız için çalışmalarını sürdürmeye devam etti ve ediyor.
MİLGEM bakın nelere kadir oldu
Türk özel tersanecilerinin müteşebbisi ile kurulan TAIS Shipyards tüm deniz savunma sanayi projelerinde edindiği tecrübelerle bugün dünyaya açılacak, yabancı devletlerin Savunma Sanayi ihalelerine talip olacak hale geldi. Yani bu başarılı iş de o devirden sonra Pendik (İstanbul) Tersanesi’nde hız kazandı ve gelişti.
***
Şimdi size soruyorum, bu Çılgın Türkler durdu mu? Hayır. Peki durdurulabilir mi? Hayır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bir konuşmasında Türk müteşebbislere yönelik; “Babayiğitler yok mu?” çağrısına, denizci işadamlarımız da yüksek irade ile yürekten karşılık verdi. Başta, Deniz Tipi Ana Makine ve Yan Ekipmanları’nı üretmek için, “Biz varız” dediler ve kolları sıvadılar. Türk müteşebbisi, kadim Devletinin iradesiyle her şeyi yapacak güçtedir. Umarım bu yolda da muvaffak olurlar.
Bu haberi ilk MarineDeal News’la paylaşan DTO Yönetim Kurulu Başkanı Metin Kalkavan’ın şahsıma verdiği demeçte dediği gibi, “Üreteceğimiz milli motor gelecek neslimize bir armağanımız,” olur. Ayrıca, GİSBİR Yönetim Kurulu Başkanı Murat Kıran’ın liderliğinde yapılan girişimler, özel sektör tersaneleri için mevyesini vermeye başlamıştır.
Değerli büyüğümüz Yük. Müh. Ali Can’a demem o ki: “Sizin gibi Çılgın Türkler, durmuyor. Arayı kapatmak için yürekten çalışıyor. Sanmar Denizcilik, römorkör inşada dünya ilklerinin ihracatında rekor üstüne rekor kırıyor. Cemre, Sefine ve Tersan Tersaneleri özellikle Norveç Pazarı’nda bayrağımızı gururla dalgalandırıyorlar. Beşiktaş, Gemak ve TK Tuzla Shipyard gemi bakım onarımda, dünya tersaneleri arasından sıyrılarak bulundukları bölgede öne çıkıyorlar. Ares Tersanesi ve Yonca Onuk harikalar yaratıyor. ADİK, İstanbul, Sedef, Sefine, Selah Tersaneleri özellikle askeri projelerde tam yol ilerliyor. Tüm bunların gerçekleşmesinde öyle yürekli yan sanayicilerimiz var ki, tüm yükü sırtlanıyor.
Sektörümüz dört koldan, el ele gayretlerini göstermektedir. Yüce Devletimizin liderliğinde, Deniz Endüstrimiz için; İdare, özel sektör ve yan sanayi, savunma sanayi, üniversite, sivil toplum kuruluşlarımızın birlik içinde gösterdikleri başarılar takdire şayandır. Daha iyilerini yapmaları için takipçisiyiz, başarılarını yazmaya da gönüllüyüz.
Ali Bey bir konuda haklı: Türkiye elbette kendi gemi sevk sistemlerini acilen üretmeye koyulmalıdır. Ancak gelecek teknolojiye uygun sistemler geliştirerek! Ticari ve askeri platformlarda yüzde 100 yerliliğe erişmek amaç edinilmelidir. Sanayi Devrimi’ni kaçırmış bir ülke olduğumuzu biliyoruz ancak aşmanın yoluna da koyulduk. Sadece bir gerçek var ki, geçmiş ile didişmenin gelecek nesile faydası ne yazık ki yoktur.
El insaf, boyacı küpü değil ki bu! İnsan yetiştirmek (yetişenleri de göz göre göre teslim etmemek), özel sektörü, kamuyu 10-20-30 yıllık kalkınma planları belirleyip bunlardan şaşmadan, iradeyi ortaya koymak lazım.
Türk Deniz Kuvvetleri bu iradeyi Devletinin aldığı kararla kendisine devredilen Pendik Tersanesi’nde tarih yazarak göstermiştir. Göstermeye de devam etmektedir. Ülkemiz için daha başarılı, göğsümüzü kabartacak projelere de göz kırpmaktadırlar. Rica ederim niyetimiz ne kadar iyi olursa olsun yaralayıcı söylemlerden kaçınalım ve destek olalım. Kapasitesini artırmasını destekleyen sözlerle gelelim.
Bugün Türkiye’de büyük tonajlı gemileri inşa etmeyi geçtim özel sektör tarafından “Koster projesi inşası” bile Türkiye’de efektif olmadığı için üretilemiyor. Çok yakında Akdeniz’de 20 yaşın altında, filosunda 10 gemisi olan armatörümüz kalmayacak. Yüzen koster filomuzu yitiriyoruz.
Bulunduğumuz bölgede en güçlü Donanmaya sahip ülke olarak bu nişan uluslararası maddi-manevi ve stratejik güçtür. MİLGEM projesiyle, Türk Deniz Kuvvetleri ve Savunma Sanayi Müsteşarlığı’mızın ülkemize kazandırdığı, yani yurtdışı yerine kasamızda bıraktığı milyarlarca dolar hesap ortadaki gerçektir. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi güçlü bir vatansever olan Ali Bey’in tecrübe ettiği ve yaşadığı zorluklara bizler maruz kalmayalım. Kazanımlarımızı zedeleyecek söylemlerden kaçınalım.
Bir de bir öneri sunalım. Mesela Pendik Tersanesi’nin özelleştirilmesini (anlam veremiyorum) ima etmek veya istemek yerine: ‘Akdeniz’de acilen ön alıp; ticari, askeri ve offshore platformlarını tam teşekküllü inşa edebilecek tersaneler açmalıyız. Yan sanayimizi acilen orada yapılanmak üzere teşvik etmeliyiz. Tarihi İpek Yolu güzergâhında yer almamızla ilgili daha hassas girişimler yapmalıyız’ deseler… Geçmiş başarıları perçinlemiş olmazlar mı? Bir kanaat önderi olarak, geçmişle beyhude ve iddia ettikleri gibi gerçek dahi olmayan bir durum ile kavga etmek yerine, geleceğe dair bir umut veriyor olsalar ve buna çalışsalar, daha güzel olmaz mı? Ben, Ali Bey gibi büyüklerimizden bizleri bu yönde teşvik edecek söylemler bekliyorum, üstelik çok hassas bir dönemden geçen Yurdum’da. Kahraman Mehmetçiğimiz Vatan için yine, haklı ve başarılı bir mücadele verirken, nurlar içinde olsunlar şehitlerimiz varken, bu söylemlerin gündemde tutulup, bugünlerde ısıtıp ısıtıp verilmesi gerçekten yürekleri acıtıyor.
Geçmiş tarihte bakın KİT’ler için hangi yıllarda ne kararlar alınmış bazı raporları inceledim ve sizler için derledim.
“1773’de Deniz Harp Okulu ve Teknik Üniversite’nin temeli kabul edilen Mühendishane-i Bahri Hümayun kurulmuş ve gemi inşa konusunda ilk teknik ve modern eğitime başlanmıştır. Cumhuriyet döneminde ticari gemilerin gelecekteki önemi görülmüş ve 1937 yılında Pendik’te 50.000 dwt gemi inşa kapasiteli bir tersane kurulmasına Mustafa Kemal Atatürk tarafından karar verilmiştir. Bu girişim II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla sonraki yıllara ertelenmiştir. 1950-1963 dönemi kamu tersanelerinin gelişmesi, özel sektör tersanelerinde ahşap teknelerden çelik tekne imalatına geçme devresidir. 1963 yılından itibaren başlayan planlı kalkınma döneminde, deniz sektörüne özel bir önem verilmiş, hemen hemen her plan döneminde mevcut durum dikkate alınarak denizciliğin geliştirilmesi konusu işlenmiştir.
Ülkemizdeki kamu tersaneleri, Türkiye Gemi Sanayi A.Ş.’nin mülkiyetinde olup, İstanbul’da Haliç ve Camialtı Tersanelerinden oluşmaktadır. Türkiye Gemi Sanayi A.Ş.’ne ait bakım onarım tersanesi olan İstinye Tersanesi 31 Aralık 1991 tarihinde kapatılmış, Pendik ve Alaybey Tersaneleri Ağustos 1999 depremi ardından Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na devredilmişlerdir. Pendik Tersanesi’nin adı bu devir ile İstanbul Tersanesi olarak değiştirilmiştir.
– Haliç Tersanesi: Tersanenin inşa edebileceği en büyük gemi 18.000 dwt’dir. Gemi yapım kapasitesi de 20.800 dwt/yıl’dır. Ancak yeni Galata Köprüsü’nün açılamaması nedeniyle Haliç ve Camialtı Tersaneleri atıl duruma gelmiş olup, gemi onarım, bakım, sac değişimi işleminde 2000 yılı itibariyle toplam kayıp 1.451.000 USD = 2.110.000.000.000 TL’dır (2002 para birimine göre). Bu toplama ek işler dahil değildir.
– Pendik Tersanesi: Pendik Kaynarca sahilinde 953.000 m2 sahayı kaplamaktadır. Kuru havuz ve 450 tonluk kreynin hizmete alınmasıyla bu tersanenin tek parçada inşa edilebileceği en büyük gemi 170.000 dwt’e, 31.790 ton/yıl çelik işleme ve 143.000 dwt/yıl gemi inşa değerine çıkmış bulunmaktadır.
– 1985-1989 Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemi: Bu dönemde kamu sektörü ve özel sektörde önemli gelişmeler görülmüştür. Türkiye Denizcilik Kurumu (eski Denizcilik Bankası T.A.O) bünyesindeki tersanelerin ayrılması suretiyle, Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Buraya ait olan Pendik Tersanesi Polonya’ya ihraç edilmek üzere 3 adet 26.300 dwt’lik dökme yük gemisi inşa etmiştir. Ayrıca Deniz Nakliyat T.A.Ş için Türkiye’de ilk defa 75.000 dwt’lik 2 adet dökme yük gemisi inşa edilmiştir. Yine Pendik Tersanesi’de 35.000 bhp’ye kadar dizel motoru imal etmek üzere motor fabrikası kurulmuştur. Aynı dönemde Pendik Tersanesi ikinci kademe yatırımına başlanarak 170.000 dwt büyüklüğe kadar olan gemilerin inşa edilebileceği 300mx70m ebatındaki kuru havuzun inşaatı tamamlanmıştır.
– 1995-1999 Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planı dönemi: Dünyada 1994-1999 yılları arasında gemi inşatında patlama görülmesine rağmen, 1999 yılında gemi inşa siparişlerinde yüksek oranda düşüş izlenmiştir. Finans sorunları, Türk armatörlerinin navlun krizinden çok ciddi bir şekilde etkilenmeleri, her tip ve yaştaki gemi ithal edilmesinin teşvik edilmesi bu düşüşün başlıca nedenlerindendir. Gölcük’te bulunan Um Tersanesi sanayiye kazandırıldığı takdirde yüksek tonajda tanker ve dökme yük gemisi üretimine geçilecektir. Bu tür gemilere Türk Deniz Ticaret filosunda büyük ihtiyaç vardır.
Özelleştirilmesine karar verilen Türkiye Gemi Sanayi A.Ş.’nin elinde kalan Haliç ve Camialtı Tersaneleri özelleştirme uygulamasının belirsizliği nedeniyle rasyonel bir şekilde çalışmamaktadır.
– Özel Sektör Tersaneleri: Tuzla Aydınlı Koyu’nun 22.9.1969 tarih ve 6/12421 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’yla tersane alanı olarak tahsis edilmesiyle büyük çoğunluğu Tuzla Özel Sektör Bölgesi’nde yerleşmiş tersanelerdir. 1980’li yılların başlarından itibaren Haliç ve İstanbul Boğazı’ndaki tersaneler de faaliyetleri için bu bölgeye alınmışlar ve müteşebbislere 49 yıllığına irtifak hakkı ile tahsis yapılmıştır. (YYE: Bu süre İdare’miz tarafından yenilenmiştir.)
Gemi İnşa Sanayi döviz ikame eden, yan sanayi yaratan, teknoloji üreten, istihdamı artıran ve savunma sanayi ihtiyaçlarını karşılayan bir sanayi koludur. Gemi ihracatında özel sektör 1997-1999 yılları arasında ortalama 12 gemi ihracı gerçekleştirmiştir.”
Kaynak: Deniz Günay, Araştırma Müdürlüğü, Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. / Gemi İnşaa Sanayi Sektör Araştırması, Mayıs 2002, Ankara. Rapor için kaynakça: 1992 İzmir Kongresi Bülteni, VIII. 5 yıllık Kalkınma Planının Özel İhtisas Komisyonu Raporu, Deniz Ticaret Odası 2000 Raporu, Türkiye Gemi Sanayi A.Ş. Raporları, Gemi İnşa Sanayicileri Birliği Sektör Raporu, Deniz Ticareti Dergisi Şubat 2001 Özel Baskısı, İ. Reşat Özkan: Türkiye’nin Deniz ve Denizcilik Sorunları.
***
Bakanlar Kurulu’nun 10.8.1993 tarih ve 93/4693 sayılı Kararı ile Türkiye Denizcilik İşletmeleri ve Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.; Yüksek Planlama Kurulu’nun Özelleştirme-93/16 sayılı Kararı ile 3, Özelleştirme-93/32 sayılı Kararı ile 6 adet KİT iştiraki ve Özelleştirme-93/35 sayılı Kararı ile KİT’lere ait 8 adet bağlı ortaklık özelleştirme kapsamına alınmıştır.*
*Kaynak: T.C. Başbakanlık DPT, Başlangıcından Bugüne Türkiye’de Özelleştirme Uygulamaları, (1984-1994), Metin Kilci, http://ekutup.dpt.gov.tr
YYE: Tersaneler deprem öncesi özelleştirme kapsamına alınmış. Ancak özel sektörden tek bir teklif dahi alamayınca iptal olmuş.
Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.:
28.05.1986 tarih ve 3291 sayılı Kanun gereği T.C. Başbakanlık Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı’na, bilahare 24 Kasım 1994 tarihinde kabul edilen 4046 sayılı Kanun gereği kurulan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na bağlanmış ve TDİ Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. adını alan Kuruluşun yeni ana sözleşmesi 4046 sayılı Kanunun 20. Maddesinin (A) bendine istinaden T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından 06.02.1995 tarihinde onaylanmıştır. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın 08.02.2002 tarih ve 1206 sayılı yazıları doğrultusunda, Türkiye Gemi Sanayii A.Ş.’nin tüzel kişiliği sona ermiş ve TDİ Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş. bünyesine dahil edilmiştir. Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun 31.01.2005 tarih ve 2005/03 sayılı Kararı uyarınca, Türkiye Denizcilik İşletmeleri A.Ş.’nin Şehirhatları İşletmesi ve Denizyoları İşletmesine ait bazı hatlarda faaliyet gösterdiği yolcu ve araç taşıma hizmetlerinden çekilmesi ve Haliç Tersanesi’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devrine karar verilmiştir. Kaynak: tdi.gov.tr / Tarihçe
***
Değerli okuyucularımız: 3 tarafı denizlerle çevrili ülkemizde yayınımızın mottosunu bize kazandıran Emekli Amiral Cem Gürdeniz’e teşekkür ediyor ve burada bir kez daha vurgulamak istiyorum: Savunma Denizde Başlar! Deniz Kuvvetlerimiz, Pendik Tersanesi’de hayırlı işler yapmaktadır, gelişerek yapmaya devam edecektir. Biz, kazanımlarımızı koruyup, büyük tonajlı gemi inşalarını, rekabetçi imkanları da tesis ederek, gelin el ele Akdeniz’de üstelik yerli ve milli kaynaklarla yeni işler yapmayı düşünelim.

Diğerleri hakkında

yazı sayısı : 2828

© 2013 marinedealnews.com Tüm hakları saklıdır.
Yazı, fotoğraf ve illüstrasyonların tüm hakları MarineDeal News Gazetesi’ne aittir. Yazılı izin olmaksızın hiçbir şekilde yazı, fotoğraf ve illüstrasyonlardan alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlara, yayınlanan ilanların sorumluluğu ise ilan sahiplerine aittir.

Scroll to top