<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>MarineDealNews</title>
	<atom:link href="http://www.marinedealnews.com?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.marinedealnews.com</link>
	<description>MarineDealNews Web Sitesi</description>
	<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 13:37:03 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.5.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Ağustos ayı enflasyon rakamları açıklandı</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2593</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2593#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 13:32:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Son Dakika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2593</guid>
		<description><![CDATA[Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 0,40 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,33 arttı.
Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) ise bir önceki aya göre yüzde 1,15 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,03 arttı.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 0,40 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,33 arttı.<br />
Üretici Fiyatları Endeksi (ÜFE) ise bir önceki aya göre yüzde 1,15 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,03 arttı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2593</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>AKLIN YOLU BİR (Mİ?)</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2581</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2581#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 07:08:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Esin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2581</guid>
		<description><![CDATA[“Gelecek on yılda dünya ekonomisi nasıl şekillenecek?” sorusu konusunda çeşitli tahminler yapılabilir. Veriler gösteriyor ki; FDI’yi (Foreign Direct Investment) akılcı kullanan bir ekonomi, bu sorunun cevabının verilmesinde başrol oynayacak. Hem nüfus yoğunluğu hem coğrafi alanı hem de uygulamalarıyla ayrıcalıklı bir ülke olan Çin’i izlemek göz ardı edilmemeli…
11 Eylül tüm dünyada psikolojik, sosyolojik ve de savunma <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2581"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h5>“Gelecek on yılda dünya ekonomisi nasıl şekillenecek?” sorusu konusunda çeşitli tahminler yapılabilir. Veriler gösteriyor ki; FDI’yi (Foreign Direct Investment) akılcı kullanan bir ekonomi, bu sorunun cevabının verilmesinde başrol oynayacak. Hem nüfus yoğunluğu hem coğrafi alanı hem de uygulamalarıyla ayrıcalıklı bir ülke olan Çin’i izlemek göz ardı edilmemeli…</h5>
<p>11 Eylül tüm dünyada psikolojik, sosyolojik ve de savunma kavramları açısından bir milat oldu ise; “2008 Küresel Finans Krizi” de dünya ekonomisi açısından benzer etkileşimi yaptı.  Bunu hatırlatmamın nedeni, beni izleyenlerin bu krizden sıklıkla söz etmemden sıkılmış olabilecekleri düşüncesidir. Ancak, tarihe karşı biraz ilgi duyan herkesin; hangi alanda olursa olsun bazı olayların etkilerinin çok uzun süre insanoğlunun yaşamını etkilediğini bildiklerinden eminim. İşte “2008 Dünya Krizi” de böyle bir olaydır.<br />
“2008 Küresel Finans Krizi” öncesinde, küresel ticaretin her yıl 1,1 katsayısı ile artacağını öngören birçok danışmanlık firmasının bu hesaplamalarındaki en önemli etken GSMH oranıydı. GSMH oranı ile perakende sektörü arasındaki ilgileşim nedeni ile; deniz ticareti ve bilhassa konteyner taşımacılığına yönelik tahminlerin GSMH oranı baz alınarak yapılması da yanlış değildi. Bu kısacık hatırlatmayı yapmamın nedeni; her türlü deniz ticaretinin dünya ekonomisindeki önemine bir kez daha vurgu yapmaktır. Şimdi gelelim 2008 krizinin etkilerini hâlâ yaşamakta olan dünya ekonomisinin geleceğindeki olası gelişmelerin analizine…<br />
En gelişmişinden en fakirine, tüm ülkeler için “Doğrudan Yabancı Yatırımları”nın, yani FDI’nin, hayati önemde olduğunu söylersem itirazı olanın çıkacağını sanmıyorum. Bu noktadan hareketle gelin bir büyük ülkeyi, Çin’i, mercek altına alalım.<br />
1979-1999 arasındaki 20 yıl içinde Çin’e akan FDI 306 milyar dolar oldu. Bu miktarın yıllara göre dengeli bir dağılımı var mı diye incelediğimizde ilginç verilerle karşılaşıyoruz. Şöyle ki; 1979 - 1983 arasında 1,8 milyar dolar, 1984 - 1991 arasında 21,5 milyar dolar ve 1991 - 1999 arasında 282,7 milyar dolar. İlginç bir gelişim süreci… Detaylandırdığımız bu 306 milyar dolarlık toplam FDI’nin yüzde 60’ının Çinlilerce üretim sektöründe kullanıldığını hatırlatıp, sonraki yıllarda Çin’e aktarılan FDI’leri de kayda geçirelim. 2002 - 2005 arasında yaklaşık 327 milyar dolar, 2006’da 70, 2007’de 84, 2008’de 108 ve 2009’da da 96 milyar dolar. Evet, yanlış okumadınız. 30 yılda neredeyse bir trilyon dolar. Kimileri “bir trilyon doları bize verseler, biz de kalkınırdık” yanlışına düşmemeliler. Çinliler bu bir trilyon doların yaklaşık bir hesapla yüzde 50’sini üretim sektörüne yatırmışlar. Yani aklın yolu bir!&#8230;</p>
<p><strong>Renminbi’yi nasıl bilirsiniz? </strong><br />
Biz “Yuan” diyoruz, Çinlilerin dünya ekonomisinin kurtarıcısı mı olacak yoksa tüm düzeni alt üst mü edecek olan “Renminbi”sine. 2002’de, yani üretime dönük yatırımları tamamlayan Çin’in ihracat patlamasından bu yana geçen 8 yıldır, ekonomistler renminbinin değerinin ne olacağı konusunda tahminler yürütüyor, geleceğe dönük hesaplamalar yapıyor. Neden? Renminbinin değer kazanması dünya ticaretinin yeniden şekillenmesi gibi radikal bir sonuç doğurabilir de ondan. İlk sorulacak soru renminbinin ne kadar değerleneceği olabilir. Ancak esas cevap aranması gereken olgu, 2002 – 2009 yılları arasında toplam 578 milyar dolar ihracat, 484 milyar dolar ithalat yaparak 94 milyar dolar dış ticaret fazlası oluşturan bir ülkenin döviz kurunun nasıl olup da değerlenmediği olmalı. Eldeki veriler, 2002 yılından günümüze Çin’in toplam 2,2 trilyon dolar değerinde renminbi satarak, zorlayarak da olsa renminbinin değer kazanmasını önlediğini gösteriyor. Bunun altında yatan gerçek neden, ne kadar spekülatif değerlendirme ve yorum yapılırsa yapılsın, Çin’in rekabetçi pozisyonunu koruma arzusudur.<br />
Nisan 2010’da Çin ile ABD arasında yapılan görüşmeler sonrasında renminbi gün be gün değer kazanmaya başladı ve geçtiğimiz temmuz ayında son beş yılın en yüksek değerine ulaştı. Bu gelişmenin öncelikle AB ülkelerinin dış ticaret potansiyelini epeyce olumlu etkileyeceği yadsınamaz. Sadece bu da değildi AB ülkelerini rahatlatacak olan. Çinliler 15 Temmuz 2010’dan itibaren geçerli olmak üzere, -bazı ürünlerde- ihracata yönelik vergi indirimini de kaldırdıklarını açıkladılar. Bu açıklamayı duyan AB çelik üreticilerinin keyiflendiğini söylemek abartı olmaz sanıyorum.<br />
“2008 Dünya Krizi”nin etkisini iyice hissettirdiği günlerde, bu krizin 2010’un ilk yarısı sonlarına doğru yavaş yavaş etkisini kaybedeceğini söylemiştim. Bu, belli verilerin analizine dayanan bir tahmindi. Buna karşılık; kriz öncesinde küresel ticaretin 1,1 çarpanı ile her yıl büyüyeceğini öngören danışman firmalar, 2010 yılı başlarındaki ticaret hacminin artışını, boşalan depoların yeniden doldurulmasına bağlayarak bunun geçici olduğunu söylemişlerdi. Onların bu söylemi piyasaları ikilemde bırakır gibi oldu ise de, günümüzde ticaretin aynı tempoda sürmesi onların yanıldığını göstermektedir.<br />
Buraya kadar batı dünyasının oyun masasına eli çok güçlü olarak oturan Çin’den söz ettik. Peki, acaba eli giderek güçlenen başka oyuncular yok mu? Olmaz olur mu? Gelecek ay yeni oyuncuyu; “Bu masada ben de varım!” diyen Hindistan&#8217;ı mercek altına alacağım. Asya’nın bu iki devini gözden ırak tutmamakta yarar var diye düşünüyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2581</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SÖZ KIRTASİYENİN</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2578</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2578#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 06:49:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mario Levi</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2578</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz yazı bizi Cağaloğlu Yokuşu’nun, daha çok sevdiğim adıyla da Babıâli’nin birkaç fotoğrafına götürüyordu. Bazı semtlerin ya da mahalle adlarının bize anlattıklarından yola çıkmıştık ne kadardır. Hikâyeler yine hikâyeleri çağırıyordu. Hatırlattıklarıyla, gösterdikleriyle&#8230; Yolumuzun buralara düşmesi elbette kaçınılmazdı. Sınırların beklediğimden de çok genişleyeceğini ise ancak bu sokaklarda sözlerin yolundan bir daha gittiğimde fark etmek zorunda kaldım. Yazı yine <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2578"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yazı bizi Cağaloğlu Yokuşu’nun, daha çok sevdiğim adıyla da Babıâli’nin birkaç fotoğrafına götürüyordu. Bazı semtlerin ya da mahalle adlarının bize anlattıklarından yola çıkmıştık ne kadardır. Hikâyeler yine hikâyeleri çağırıyordu. Hatırlattıklarıyla, gösterdikleriyle&#8230; Yolumuzun buralara düşmesi elbette kaçınılmazdı. Sınırların beklediğimden de çok genişleyeceğini ise ancak bu sokaklarda sözlerin yolundan bir daha gittiğimde fark etmek zorunda kaldım. Yazı yine o çok iyi bildiğim oyununu oynamıştı. Hatırladıklarım, bana bir daha Babıâli Yokuşu’nun ve çevresinin bendeki hikâyesini öyle birkaç satırla yeterince anlatılamayacağını söylüyordu. Başka yerlere gitmekten vazgeçmek zorundaydım. En azından bir süreliğine&#8230; Neydi bu duyguya kapılmama neden olan? Gazetelerin ve yayın dünyasının hayatımda bıraktıklarından söz etmiştim. Geriye dönen sadece şehrimle değil, benimle de ilgili çok özel bir tarihin görüntüleriydi&#8230; Beni durduran, başka bir yere gitmemi engelleyen de buydu. Sirkeci, Cağaloğlu, Eminönü&#8230; Bu yerler yazı erbaplarının çok iyi bildiği büyük kırtasiyecilerin de yıllar boyunca hayat bulduğu yerlerdi. Kırtasiye sizi de beni heyecanlandırdığı gibi heyecanlandırır mı? Yazı dünyasıyla ilişkim bana bu dünyanın birçok tarafının ne kadar anlamlı olduğunu da gösterdi. Doğan Hızlan’la birlikte iki kez Almanya’ya gitme fırsatı buldum. Onunla yapılan yolculuklar her zaman beklenmedik renklere açıktır. Ancak bir renk vardır ki o yaşanmadan olmaz. Nereye gidilirse gidilsin bir kırtasiyeci dükkânına mutlaka girilecek ve oradan alışveriş yapılacaktır. Bazen bir iki küçük defter, ama mutlaka kalem… Üstadın rakipsiz bir kalem, özellikle de dolma kalem koleksiyonuna sahip olduğunu bilenler bilir. Tabii bu arada kalemlerle ilgili bilgisinin adeta bir ansiklopedi zenginliğinde, şaşılacak kadar geniş olduğunu da&#8230; Onu bu konuda uzun bir sohbete dalmanız için küçük bir soruyla biraz kışkırtmanız yeterlidir. Bildiklerini size adeta bir çocuk sevinciyle büyük bir keyifle anlatır. İşte ben, biraz da galiba ondan etkilenerek, yurt dışına her gittiğimde kırtasiyeci dükkânlarına uğrar oldum. Belki yine küçük bir defter ya da değişik bir kalem bulma umuduyla&#8230; Kurşun kalemsiz bir yolculuktan döndüğümse vaki değildir. Bu merak yazıyla ilişkiden geliyor elbet. Yazıya bu kadar gönülden bağlı olmasaydım, kırtasiye bana hep kelimenin tam anlamıyla nefret ettiğim okul günlerimi hatırlatacak ve hayatımda bu kadar ayrıcalıklı bir yere oturmayacaktı kuşkusuz. Ne var ki hayat insanı yeni fotoğrafların, çerçevelerin içine alabiliyor.<br />
Kırtasiyeciler İstanbul’un bu tarafında hâlâ yaşamaya devam ediyor. Ancak kime sorsanız, belki günümüzün başka birçok meslekten insanın da ifade ettiği gibi, eski günlerin özlemiyle yüklü. Bilgisayarın nimetlerinden asla şikâyetçi değilsem de, hayatlarımızı bir örnekleştirdiğini, hatta sıradanlaştırdığını söylemenin tam zamanı. Şimdilerde muhasebe defterleri, öğrenebildiğim kadarıyla, bu sıradanlık ortamında tutuluyor. Hayatımın bir döneminde ticarete bulaştım. Ondan önce de dedemin, babamın yazıhanelerinde bulundum. Kullandığım bu kelimeden başlayalım: Yazıhane&#8230; Artık ofis deniyor. Bir aralar da büro denirdi. Ne yapalım. Fazla bir yoruma gerek yok. Kelimeler bile nereden nereye geldiğimizin ipuçlarını vermeye yetiyor. Benim için anlaşılmama tehlikesini göze alarak hâlâ kullanılmayı hak eden tek bir kelime var. Öyleyse yazıhaneye devam… İşte o günlerde büyük defterler vardı. Muhasebe, envanter, defter-i kebir&#8230; Bir muhasebeci okunaklı yazmayı öğrenmeliydi, bilmeliydi. Yazısı iyi olan da daha makbul sayılırdı. Muhasebeciye mali danışman değil de, kâtip denirdi zaten. Bütün bunlar ne zaman değişti? Söylediklerimi okuyanlar çok eski bir zamandan söz ettiğim izlenimine kapılabilir. Oysa hiç öyle değil. Tüm bu değerler 1990’lı yılların ortalarında hâlâ yaşamaya devam ediyordu. Zamanı geri çevirmeye niyetim yok. Hele hele eskiye, böyle bir eskiye özlem duymak hiç gelmiyor içimden. Ben mesleğin gizli sanatçılık kaygısı taşıyan tarafının yok oluşunu hatırladıkça, günümüz insanının ne kadar renksizleştiğini daha çok görmenin üzüntüsünü taşıyorum, hepsi bu. Bu işin malzemeleri de belliydi. Kurşun kalem ki bunların silinmeyenleri de vardı. Silgi ki mürekkebi silmek için kullanılanları yuvarlaktı. Ve elbette dolma kalem&#8230; Sonrası mürekkep ve mürekkep kâğıdı&#8230; Ama yine burada durmamız gerekiyor. Gelecek yazımızda yolculuğa devam etmek için küçük bir kapı araladık bile, fark ettiniz mi?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2578</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>MUSON MEVSİMİ BİTERKEN</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2577</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2577#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 06:45:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aret Taşçıyan</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2577</guid>
		<description><![CDATA[Ağustos ayının sıcak ve nemli günleri bir taraftan bizleri bunaltmaya devam ederken diğer taraftan Hint Okyanusu ve Aden Körfezi çevresindeki muson rüzgârlarının ve yağışlarının bittiğini fısıldar kulağımıza&#8230;
Bu fısıldama aynı zamanda her yıl ‘temmuz uykusuna’ yatan Somali korsanlarının tekrar uyanıp bir öncekine oranla daha dirayetli ve daha güçlü bir şekilde yeni mevsimlerini açtıklarının habercisi olur. Temmuz <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2577"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağustos ayının sıcak ve nemli günleri bir taraftan bizleri bunaltmaya devam ederken diğer taraftan Hint Okyanusu ve Aden Körfezi çevresindeki muson rüzgârlarının ve yağışlarının bittiğini fısıldar kulağımıza&#8230;<br />
Bu fısıldama aynı zamanda her yıl ‘temmuz uykusuna’ yatan Somali korsanlarının tekrar uyanıp bir öncekine oranla daha dirayetli ve daha güçlü bir şekilde yeni mevsimlerini açtıklarının habercisi olur. Temmuz ayında yine her şey sakindi ve kayda değer hiçbir vukuat yoktu; çünkü deniz ve hava koşulları, korsanların faaliyet göstermelerine uygun değildi. Bundan önceki temmuz ayı da böyle idi ve bir önceki de. Ancak gözden kaçan çok önemli bir olay var: Bu yılın ilk altı ayında korsanlar önceki yıllara oranla daha fazla balıkçı gemisi kaçırmışlar. Kaçırılan bu balıkçı gemileri fidye karşılığında serbest bırakılmadıkları için sigorta kayıtlarında ve haberlerde önemli yer tutmuyorlar, ancak bu balıkçı gemilerinin bilâhare korsan faaliyetlerinin bel kemiğini, ana gemileri (mother ships) oluşturduğunu unutmayalım. Somali korsanlarının ellerinde çok sayıda balıkçı gemisinin olması önümüzdeki aylarda daha fazla saldırı olacağının ve saldırıların Hint Okyanusu’nun sahilden uzak bölgelerine kadar ulaşacağının göstergesidir. Zaten 2010’un ilk aylarında bu saldırıların Kızıl Deniz’e ve Hint Okyanusu’nda sahilden 1000 mil uzaklara kadar ulaştığına şahit olduk. Bir yıl zarfında Aden Körfezi’nden 20,000 gemi geçmektedir ve bu da her yüz gemiden birinin saldırıya uğradığını göstermektedir. 2008&#8242;de 111 saldırı sonucu 42 gemi kaçırılmış iken, 2009&#8242;da kayıtlara geçen saldırı sayısı 217 olup kaçırılan gemi sayısı 47’dir. Bu da gemilerin ve personelin korsan saldırılarına karşı daha donanımlı ve hazırlıklı olduklarının göstergesidir. Ayrıca çok olmamakla birlikte ciddi sayıda geminin de bahis konusu bölgeden geçerken silahlı koruyucular aldıkları biliniyor. Bu silahlı koruyucular öldürücü olmayan (Non Lethal) silahlar kullanmak durumundalar ancak gerçek bir çatışma esnasında ne olup bittiğini orada olan bildiğinden, bu konuya isterseniz pek bir yorum getirmeyelim. Korsanların bu istirahat döneminden sonra faaliyetlerini yoğunlaştıracaklarını söylerken diğer taraftan bölgedeki ortak askeri güçler de eylül ayının başından başlamak üzere üç aylık bir misyona hazırlanmaktadır. 10 milyon dolar bütçe ayrılan bu ortak savunma misyonunun korsanlar için ciddi bir handikap oluşturacağı sanılmaktadır. Etkili olup olmayacağını da zaman gösterecektir.<br />
Etki sahasını, saldırı sayısını ve istenilen fidye miktarlarını gittikçe artıran Somali korsanları doğal olarak sigorta piyasasını da etkilemiş ve bölgeden geçerken alınan ek harp sigorta primleri, Fidye (Kidnap and Ransom) sigorta primleri ve bunlara bağlı kira / gelir kaybı sigorta primleri yüzde 20 - 50 oranında artmıştır. 2008’de istenilen ortalama fidye miktarı 2 milyon dolar iken ve pazarlık süresi de iki ay sürerken, bu yıl ortalama fidye miktarı 4 milyon dolara çıkmış ve pazarlık süresi de minimum 90 güne ulaşmıştır.<br />
Ağustos ayı başı itibariyle korsanların elinde 18 gemi ve 379 esir bulunmaktadır. Aden Körfezi’ndeki müttefik askeri güçlerin varlığı nedeniyle buradaki korsan faaliyetleri ilk altı ayda geçen yıla oranla yüzde 18 azalmasına rağmen, Hint Okyanusu’ndaki saldırılar yüzde 14 artmıştır. Eylül ayından itibaren de Hint Okyanusu’ndaki saldırıların daha da artacağı beklenmektedir.<br />
Sigorta satın almak işin her zaman en kolay yönü, ancak artan sigorta maliyetleri ve hasarların geri dönüşünde geçen süre armatörleri veya kiracıları bu güç ekonomik şartlarda oldukça zorlamaktadır.<br />
Bölgede askeri güçlerin de bulunması çoğu zaman için bir garanti değildir. Bu tür olağanüstü durumlarda kendi kendine yeterlilik bence en etkili yöntemdir. Gemilerde caydırıcı teknikler, ölümcül olmayan savunma yöntemleri, mürettebatın eğitimli ve sürekli uyarı halinde olması, gemide savunma eksperlerinin bulundurulması bence sigortadan daha önemli çözümler ve tedbirlerdir. Tüm bunların gemi operatörlerine yüksek maliyetlere mal olduğunu söyleyebiliriz ancak artan sigorta primlerini düşünecek olursak kendi kendine yeterlilik daha da ön plana geçecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2577</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>SERAP TAŞKENT YENAL</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2575</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2575#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 12:10:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Network]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2575</guid>
		<description><![CDATA[En sevdiğiniz deniz? 
Bodrum Yalıkavak’ın denizini hiçbir yere değişmem.
En denizci ülke? İskandinav ülkeleri kadar kimse denizci olamaz.
En beğendiğiniz liman?
Karakteristik, tarihi bir liman olduğu için Malta.
En sevdiğiniz gemi/tekne tipi? Ticari olarak mega cruise’ları beğeniyorum ama hafta sonu gezileri ve tatiller için tercihim guletler tabii ki&#8230;
Mesleğinizin en sevdiğiniz yanı?
Sıradan bir iş olmaması ve denizle iç içe olmak <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2575"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/network8.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2576" title="network8" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/network8.jpg" alt="" width="300" height="448" /></a><strong>En sevdiğiniz deniz? </strong><br />
Bodrum Yalıkavak’ın denizini hiçbir yere değişmem.<br />
<strong>En denizci ülke?</strong> İskandinav ülkeleri kadar kimse denizci olamaz.<br />
<strong>En beğendiğiniz liman?</strong><br />
Karakteristik, tarihi bir liman olduğu için Malta.<br />
<strong>En sevdiğiniz gemi/tekne tipi?</strong> Ticari olarak mega cruise’ları beğeniyorum ama hafta sonu gezileri ve tatiller için tercihim guletler tabii ki&#8230;<br />
<strong>Mesleğinizin en sevdiğiniz yanı?</strong><br />
Sıradan bir iş olmaması ve denizle iç içe olmak bana huzur veriyor.<br />
<strong>Denizciliğin en sevdiğiniz yanı?</strong><br />
Farklı bir ruhu var. Denizin kendine özgü kuralları ve hatta kanunları var. Bu da denizciliği biraz farklı bir yere taşıyor.<br />
<strong>En sevdiğiniz seyir?</strong> Avrupa nehir turları ve fiyortlar&#8230;..<br />
<strong>En sevdiğiniz eğlence?</strong><br />
Aile dostlarımızla yaptığımız ev ve bahçe partileri<br />
<strong>En sevdiğiniz yemek?</strong> Çin mutfağı ilk tercihim.<br />
<strong>En sevdiğiniz şehir?</strong> Venedik<br />
<strong>En sevdiğiniz mekan?</strong> Blackk<br />
<strong>En sevdiğiniz tatil?</strong> Avrupa’da tarihi şehirleri gezmek<br />
<strong>En sevdiğiniz spor?</strong> Tenis<br />
<strong>En sevdiğiniz ada?</strong> Capri<br />
<strong>Bugünlerde en çok kullandığınız sözcük?</strong> Kış gelsin istiyorum.<br />
<strong>En vazgeçilmez alışkanlığınız?</strong> Kontrol etme tutkum.<br />
<strong>En favori 4’ünüz?</strong><br />
<strong>Film:</strong> Schndiler’in Listesi<br />
<strong>Kitap:</strong> Kürşat Başar-Başucumdaki Müzik<br />
<strong>Müzik:</strong> Bach ve Celine Dion<br />
<strong>İnsan:</strong> Atatürk<br />
<strong>İşte olmazsa olmazlarınız?</strong> Detaylar, güzel ve etkili konuşma, samimiyet, dürüstlük.<br />
<strong>Seyahatte olmazsa olmazlarınız?</strong> Şık ve tarihi dokusu olan mekanlar.<br />
<strong>Üye olduğunuz organizasyonlar?</strong> Rize Vakfı</p>
<p><img class="qtl" title="Copy selction" src="http://www.qtl.co.il/img/copy.png" alt="" /><a title="Search With Google" href="http://www.google.com/search?q=%C3%9Cye%20oldu%C4%9Funuz%20organizasyonlar?" target="_blank"><img class="qtl" src="http://www.google.com/favicon.ico" alt="" /></a><img class="qtl" title="Translate With Google" src="http://www.qtl.co.il/img/trans.png" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2575</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>VEYSEL ÇAKIR</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2572</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2572#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 11:58:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[5 Soru 5 Cevap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2572</guid>
		<description><![CDATA[
DTO Yönetim Kurulu Başkanı Mali Danışmanı Veysel Çakır stopaj, sektöre sağlanabilecek destekler ve KGF kapsamındaki kredi hakkındaki görüşlerini MarineDeal News&#8217;e anlattı
1) Öncelikle bize denizcilik sektörü için sorun haline gelen stopaj uygulaması hakkında bilgi verir misiniz?
Gelir vergisi kanununda standart faaliyetlerin dışındaki işlerin vergilenmesiyle ilgili çok eski bir uygulama olan 42. madde var. Bu madde bir takvim <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2572"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/veysel-cakir-1.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2573" title="veysel-cakir-1" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/veysel-cakir-1.jpg" alt="" width="500" height="395" /></a></p>
<h5>DTO Yönetim Kurulu Başkanı Mali Danışmanı Veysel Çakır stopaj, sektöre sağlanabilecek destekler ve KGF kapsamındaki kredi hakkındaki görüşlerini MarineDeal News&#8217;e anlattı</h5>
<p><strong>1) Öncelikle bize denizcilik sektörü için sorun haline gelen stopaj uygulaması hakkında bilgi verir misiniz?</strong><br />
Gelir vergisi kanununda standart faaliyetlerin dışındaki işlerin vergilenmesiyle ilgili çok eski bir uygulama olan 42. madde var. Bu madde bir takvim yılından daha uzun süren inşaat ve onarma işlerine ilişkin taahhüt işleri yapanlarla ilgili bir özel düzenlemedir. Bu işleri yapanların, yapılan istihkak ödemelerinden ve avanstan stopaj yapılması şeklinde vergilemeye tabi tutulması gibi bazı özellikler vardır. Vergi hukukunda da bunlar kriter olarak konmuştur. İstihkak yoluyla tahsilat yapılıyorsa, iş bir takvim yılından fazla süre alıyorsa, daha önceden kârı belli değilse bunlar inşaat - onarma işi sayılır ve gelir vergisi kanununun 42. maddesi kapsamına girer denilmiştir. Bu işlerin bir de ortak özelliği vardır. Bunlar, yapan kişinin kendi üretim tesislerinde ve üretim mekanlarında yapılmaz.<br />
İşin kendi tabiatı gereği o takvim yılında kâr-zararı hesaplayamayabilirsiniz. İşin özelliğine göre bir yıldan daha uzun sürer ya da bir yıldan uzun sürmez ama aynı takvim yılı içinde başlayıp bitmez. Bir diğer özelliği, işin kaça yapıldığı, fiyatı ve kârı belli değildir. Sanayinin çoklu üretimi olmadığı için neye mal olacağını kestiremezsiniz, ama devletin de vergi alması gerekir. Bunu yapmak için de 42. madde ile bir düzenleme getirilmiştir. Denilmiş ki, işin bittiği yıl hesaplama yapılır ama bitene kadar da her para ödemesinden, eğer istihkak hak ediş şeklinde oluyorsa yüzde 3’ü vergi karşılığı kesilir. İş bitiminde hesaplama yapılır ve bu o yılın geliri sayılır. Bunun üzerinden vergi hesaplanır ve önceki ödemeler düşülür. Fazla alındıysa geri ödeme yapılır. Ya da karşı taraf eksiğini tamamlar.</p>
<p><strong>2) Gemi inşa sektörü neden stopaj kapsamına alınamaz? Uygulamanın sektörde yarattığı sıkıntılar nelerdir?</strong><br />
Stopaj yapılmasını gerektiren, gelir vergisi kanununun 42. maddesi kapsamına alınabilecek işlerin, gemi imali gibi sanayi işleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Sadece gemi inşa lafının inşaat işini çağrıştırmış olmasından dolayı böyle bir yorum yanlışlığı olmuştur. Biz sektör olarak bunu anlatmaya çalışıyoruz. Biz kendi fabrikalarımızda gemi imalatı yapıyoruz.<br />
Geçmişte, 1980’li yıllarda stopaj uygulanılmak istendi. Sektörün detaylarını, yapısını bilmemekten kaynaklanmıştı. Doğru ve hukuki olan öğrenildiğinde de vazgeçildi. Şimdi bu kadar öğrenildikten sonra tekrar problem olarak gelmesine biz de şaşırıyoruz. Konu problem haline gelmiş, herkese de sıkıntı vermiştir. Birkaç uygulama, zorlama ve fiili durum yaratarak yapılınca bu yanlış uygulamayı devlete para geliyor diye doğru kabul etmek de yanlıştır, hukuki de değildir.<br />
Yıl geçmiş olması, geminin tersane denilen deniz aracı fabrikasında yapılması özelliğini değiştirmez. Geminin nihai satış fiyatı da daha başından belli ve mukaveleye bağlanmıştır. 42. maddenin hiçbir unsuru gemi yapımında yoktur.<br />
Uygulama sektöre zorluklar getiriyor. Şimdi bu sıkışık dönemde böyle suni bir problemle yeni bir zorluk getirmek, hukuk gerektirmediği halde bir zorluk getirmek gereksizdir. Şu dönemde hem iş almak zor hem onun cash flow’unu uç uca getirmek zor. Ayr›ca çok büyük rakamların döndüğü bir imalat şekli bu. Dolayısıyla her ödemede nakitte yüzde 3’lük bir azalma para dengesinde çok büyük sorunlar yaratıyor. Nakit programı yapmayı engelliyor. Tabii ki bu kriz dönemlerinde daha da büyük maliyetler getiriyor.<br />
Sektör maliyeye, uygulayıcı arkadaşlara yaptığı işi anlatarak sorunu çözmeye çalışıyor. Bu görüşmelerin sonunda işin uzmanı ve yetkilisi olanlar bu yanlışı mevcut mevzuata göre düzeltelim diyorlar. Ama fiilen uygulamayı yapan ve bu konuda kişisel yorumlarını da ortaya koymuş bulunan bazı bürokratların, belki de yorumlarında bizzat kendilerini ikna edememiş olmalarından dolayı konu henüz çözülmedi.<br />
3) Sektöre yapılan kredi garanti fonu kapsamındaki kredi desteği hakkında ne düşünüyorsunuz?<br />
2008 krizi çıktığında böyle bir makro finansman düzenlemesini öneren yine sektördü. Gecikmiş olmakla birlikte doğru bir düzenleme. Bütünüyle sektörde bir canlanmayı belki sağlamayacak ama tam bitimine yakın biraz finansman desteğiyle tamamlanabilecek gemiler ekonomiye kazandırılacak. O gemilerin tamamlanmasına bağlı olarak üretim ve satış çarkının gemi sanayi için dönmesini sağlayacak. Hatta kriz ve finansman sıkıntıları nedeniyle tamamlanamamış olan gemilerden dolayı mukaveleler gereği oluşan bazı cezalarla maliyetlerinin ve zararlarının artmasının önüne geçilecek.<br />
Miktar tamamlanacak gemi başına 10 milyon TL. Bir grubun birkaç tersanesi varsa her şirketin sadece bir gemisinin tamamlanması için finansman sağlanıyor. Grup da toplamda 25 milyon TL’yi geçemiyor. Bence bu haliyle bile büyük yarar sağlayacaktır.</p>
<p><strong>4) Sektörün global rekabet gücünü artırmak açısından başka ne gibi destekler sağlanabilir?</strong><br />
Yarım kalmış gemiler veya yeterince sipariş al›namamas›  gibi konularda devlet üretim devamlılığı için sipariş veren olabilirdi, üstelik krizde oluşan fiyatlarla yapardı bunu. Gemiyi alırsın, sistem içerisindeki modellerle işletir değerlendirirsin. Piyasa düzelince de sadece Türkiye’de değil, dünyada satarsın. Bu durumda bu nakdi bir teşvik bile sayılmaz. Denizde hâlâ da yapılabilir. Bana göre büyük paralar da gerekmez. 500 milyon - 1 milyar dolar arasındaki bir para döner sermaye olarak tahsis edilse ki, ben hepsinin kullanılacağına da inanmıyorum. Bir iki yıllık bir süre içinde, sektör arkasına sadece laf olarak bile böyle bir desteği alsa, kriz döneminde taşıyabileceği kadar zararı da göze alarak üretime devam eder.<br />
Yine global rekabet açısından sektöre verilebilecek destekler arasında çok basit bir şey var. Sermayesi olmayan ve teminin zor ve pahalı olduğu bir ülkeyiz. Maliyetlerde böyle pahalılıklarla karşılaşmadan, tam tersine desteklerle üretim yapanlarla aynı fiyatları oluşturarak mal satmaya veya yük taşımaya kalkışıyoruz. Denizcilik sektöründe imalat yapmak büyük organizasyon gerektiren kurumsal bir yapıdır. Üstelik de sıfır kalitede insanları çalıştıramadığınız bir sektör. Bence devletin sektör ile baş başa verip işçilik dışındaki maliyet avantajlarını konuşması ve bunu sağlamak için çaba harcaması lazım.<br />
Bütün dünya tam da şu dönemde teşviklerde yeni icatlar yaparak denizcilik sektörüne açık açık destekler verirken, bizde nakit teşvikler kalktı deniyor. Başka ülkelerde de uygulanmıyor deniyor. AB kaynaklı bazı kurallar, engeller var deniyor. Ama fiiliyattaki uygulamalara bakıyoruz, her ülke bunun AB açısından da aşılacağı yolları bulmuş. Daha da önemlisi AB’de de olağanüstü dönemlerde, kriz dönemlerinde hangi yöntemlerle neler yapılabileceği konusunda pek çok uygun hukuki yol var. Bu bilgiler ve belgeler hazineye, maliye bakanlığına ve diğer ilgili kurumlara da verildi. Bir sürü ülke bunları uyguluyor ama Türkiye nedense uygulamıyor. Bu yüzden de kendi başına, arkasına kendi devletlerinin desteğini almış uluslararası rakipleriyle eşit şartlarda rekabet ve mücadele edemiyor, kan kaybetmeye devam ediyor.</p>
<p><strong>5) Sektör açısından yılın son çeyreğine ve 2011’e ilişkin beklentileriniz nedir?</strong><br />
Bütün dünya ekonomisinin iyiye gittiği, krizin diplerinin aşıldığı, büyük yeni krizler beklenmediği ve yavaş da olsa olumluya doğru bir gidiş olduğu görüşüne katılıyorum. Denizcilik için bakarsak bu iyiye gidiş yeni taşımalar getirecektir, piyasayı yavaş da olsa yerine oturtacaktır, gidişat da artık orayadır diye düşünüyorum.<br />
Olası bir Avrupa krizi sektörü yine de etkileyecektir ama eskisi gibi endişeli bir kötüye gidiş de olmayacaktır. 2008’de dünya tamamen battı zannettik. Ama batış öyle endişenilen biçimde onarılamaz ölçüde gerçekleşmedi. Avrupa’da kriz olur belki ama Afrika gelişiyor. Dünya kendine bir yol çiziyorsa denizcilik ona en kolay ayak uyduracak sektördür. Yeter ki mukayese edilebilir fiyatlarla rekabetin içinde sürekli olarak yer alabilelim. Bilelim ki elektrik, su ya da işçilik gibi maliyetlerimizi dünya ile eşitleyecek ölçekte devletin çeşitli maddi veya moral katkıları olacak. Dünya ile rekabet şartları eşitlendiğinde Türk denizcilik sektörü dünya ölçeğinde büyür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2572</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>ORHAN GÜRÜN</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2568</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2568#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 11:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeşim Yeliz Egeli</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Portre]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2568</guid>
		<description><![CDATA[
“Orhan Baba”nın hayatını okurken ne kadar renkli bir gençliği olduğunu göreceksiniz. Seyyal Taner ve orkestrasıyla yıllarca müzisyenlik yapan Gürün, denizci şapkasını gördüğü günden bu yana ağabeyi, ortağı, ablası Berrin Seven’in eşi Gökçen Seven ile birlikte… Fatih Çarşamba’dan başlayıp Maltepe’de devam eden neşeli, giderek büyüyen bir aile albümü bu… Bir yaşamı okurken insancıllığın, başkalarına karşı sevginin, <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2568"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/orhan-garan-copy.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2569" title="orhan-garan-copy" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/orhan-garan-copy.jpg" alt="" width="500" height="332" /></a></p>
<h5>“Orhan Baba”nın hayatını okurken ne kadar renkli bir gençliği olduğunu göreceksiniz. Seyyal Taner ve orkestrasıyla yıllarca müzisyenlik yapan Gürün, denizci şapkasını gördüğü günden bu yana ağabeyi, ortağı, ablası Berrin Seven’in eşi Gökçen Seven ile birlikte… Fatih Çarşamba’dan başlayıp Maltepe’de devam eden neşeli, giderek büyüyen bir aile albümü bu… Bir yaşamı okurken insancıllığın, başkalarına karşı sevginin, dürüstlük ve zekanın açtığı kapıları, insanı azaltmayıp gitgide zenginleştirdiğini hissedeceksiniz. Deneyime paralel römorkör inşa ve işletmesinde genişleyen iş hacmini, öncülerden olmanın avantajını, ikinci kuşakla güç kazanan Sanmar Denizcilik’in hikayesini de tabii…</h5>
<p>1946 yılında İstanbul Çarşamba’da doğan Orhan Gürün baba tarafından 6 kuşak, anne tarafından 3 kuşak İstanbullu. Soy ağacında Hamamizade İsmail Dede Efendi gibi isimler olunca ister istemez tüm aile musikişinas&#8230; Kendisi de duyduğu her notayı çalabilecek yeteneğe sahip. Üstelik bu amatör bir uğraş da değil, 4-5 yıl müzisyenlik geçmişi var. Seyyal Taner ve orkestra arkadaşlarıyla yıllarca sahne alıp harçlıklarını çıkarmışlar.<br />
Çocukluk anılarının ev sahibi harika bir konak!  Bütün camlar vitraylı, merdivenler bronzdan… Ne kadar büyük bir evmiş ki Orhan Gürün çocukluğunun üzerinden yarım asır geçip konak aile tarafından satıldıktan sonra aynı yere gittiğinde, o güzel yapının yerine birbirine bitişik 20 tane ev yapıldığını görüyor ve üzüntüsünden gözyaşı döküyor. Hayatının ilk yıllarına dönecek olursak, biçki dikiş işlerinde çok bilgili olan annesine uçurtma yaptırmak en büyük zevki… Gerçi gökyüzüne bağlılığının asıl kanıtı güvercinler! İlkokul dördüncü sınıftayken Karagümrük’e taşınınca, evde güvercin besleme merakı başlıyor. “Bu hala içimde uktedir. 150’ye yakın güvercinim vardı, orta ikinci sınıftayken. Mısıri vardı bir tane, gagasızdı&#8230; Dönek denir onlara… Mesela 10 tane kuşu atıyorsunuz havaya, bir tanesi yıldıza kadar çıkar, yıldız olur. Herhangi bir kuşu alıp kanat çırptırırsınız, onu gören kuş iner ama Mısıri elindeki kuş kanat çırpsa da gelmez. Ne zaman ki kendi eşine bir kez kanat çırptırırdık, bir anda döne döne hemen kümese eşinin yanına inerdi. Bir hafta sonra da yumurtlarlardı. Ne kadar mükemmel bir olaydı! Okulda da renkli arkadaşlarım vardı. Müjdat Gezen benden bir sınıf  büyüktü. İlkokul 4 ve 5. sınıfları Türkan Şoray’la beraber okuduk. Ben kendimi güvercinlere verince ortaokulda sınıfta kaldım, sene kaybettim tabii… Karagümrük çok ilginç bir yerdi. Sulukule bize çok yakındı. Onların kavgaları çok meşhurdur, çok da gırgır, şamatadır. Ben hiç yanlışlarını görmedim. Kendi aralarında birbirlerini yerlerdi o ayrı.”<br />
Ablası ve kız kardeşi Tülin’le birlikte hem mutlu hem de oldukça renkli bir çocukluk geçirir Orhan Gürün. Ortaokul yılları 60 İhtilali’ne denk gelince gençlik çatışmaları da anılara yerleşir elbet… “İhtilalin olduğu gün cumaydı. ‘Beyazıt’ta çatışma çıktı’ dediler, koşarak gittik. Olayları bizzat yaşadım. Turan Emeksiz’in ölümünü biliyorum.” Ülkelerin siyasi ve toplumsal yapısı kişilerin hayatını nasıl etkiler? Başarılı bir denizcinin gençlik yılları hakkında anlattıkları, insan portrelerinde ülkenin etkisini yakından görebileceğimize güzel bir kanıt:  “Babam Karagümrük’te okuyamayacağımı düşünüyordu. Bir gün babam rahatsızlandı ve doktorlar açık havada kalmasını önerdiler. Ailemizin de önerisiyle 1959 yılında Maltepe’ye geldik. Taşınmayla birlikte Pendik Lisesi’ne girdim.”<br />
Oldukça aktif geçirilen yıllar; amcaoğlu ile müzik, fikir kulübü, okul geceleri… Bu arada kimseye zarar vermeden yapılan lise haylazlıkları da diz boyu! Bir gün okula yeni bir öğretmen geliyor. Yine gençler birbirini itiyor öğretmen görmeden. Orhan Gürün düşmeyeyim diye yeni gelen öğretmen hanımın eteğine dokununca olanlar oluyor. Her ne kadar hiç yapmayacağı birşey olsa da arkadaşları nedeniyle düştüğü durumu kimseye izah edemiyor. Ve bu olay liseyi zamanında bitirmesine engel oluyor. “Böyle olunca bütün arkadaşlarım üniversiteye gitti, ben gidemedim. Esas müzisyenliğe o zaman başladım. Babam böyle aylak aylak gezilmez deyip Maltepe’de bir yer kiraladı. Bu arada kendisi Türkiye bilardo şampiyonuydu: Meşhur Istaka Osman! Bir Amerikan yapardı, bin beş yüz, iki bin! Mesela o zaman Semih vardı, babam birgün Semih’i göstererek, ‘Ulan bu beni yendi, artık bundan sonra Dünya Şampiyonu olur’ dedi. Gerçekten de o kişi Semih Saygıner’di ve Dünya Şampiyonu oldu. Bir sene sonra o bilardo olayı da bitti.”<br />
Bir yıl sonra lise bitince Orhan Gürün’ün keyfi yerine gelir. Amcaoğlunun yatında eğlenerek harika günler geçirir. Ama bu kez de üniversite sınavını kazanamaz. “Bütün arkadaşlarım okulu kazanıp gidince bir boşluğa düştüm. Sadece müzisyenlik yapıyorum. Oradan oraya, konserlere gidiyoruz. Rahmetli annem sağolsun, ders çalışmam için zorladı. Bir buçuk ay evden çıkmadan ders çalıştım. Yüksek Denizcilik Okulu Makine Bölümü’ne ilk on içinde yer alarak girdim. Tek seçimimdi, kazanırsam okuyacağım, kazanamazsam askere gideceğim. Neyse ki kazandım ve dünyalar benim oldu!” <a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/dsc_0952-copy.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2570" title="dsc_0952-copy" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/dsc_0952-copy.jpg" alt="" width="270" height="406" /></a></p>
<p><strong>Salondaki denizci şapkası! </strong><br />
Orhan Gürün’ün hayatına bakınca Gökçen Seven’le tanışmasının hem iş hem de aile hayatı için ne kadar önemli bir dönemeç olduğu çok iyi anlaşılıyor. İşte o an: “Gökçen Ağabey Berrin Ablamla yazlıktan tanışıyormuş. Onu istemeye geldikleri günü iyi hatırlıyorum. Daha orta ikideydim. Kuzenlerle bir aradaydık. Baktık ki salonda çok güzel bir denizci şapkası var. Hepimiz sırayla taktık şapkayı. En çok kime yakıştığını soruyoruz birbirimize.” Gökçen Seven o zamanlar 20 yaşında, biraz da ufak tefek bir delikanlı. Ne iş yaptığı sorulunca denizciyim diyor. Denizci ama ne iş yapıyor? Aile merak ediyor, araştırılıyor, vapurlarda çalıştığı öğreniliyor. Herkes ama özellikle anne müstakbel damat adayını oğlu gibi sevip benimseyince de evlilik gerçekleşiyor. O günlerden Orhan Bey’in aklında kalan en heyecan verici detay işte o güzel denizci şapkası. Gökçen Seven’e ve o şapkaya olan hayranlığı onu eğitim için Denizcilik Yüksek Okulu’na yönlendiriyor. Yüksek Denizcilik Okulu’nda yatılı okul yılları fazla ders çalışılmadan bitiyor. Zeki olunca çok ders çalışmak yerine akşamları çalışkan öğrencilere müzik yaparak dostluk etmek daha eğlenceli. “Hiç ders çalışmadan okulu bitirmiş bir insanım. Otuz kişilik sınıftasınız, bir yere kıpırdayamıyorsunuz ve hocayı dinlemek zorundasınız. Dinleyince de anlıyordum. O günlerde bizim hakikaten süper bir matematik öğretmenimiz vardı. Bir gün lapa lapa kar yağıyor. Ben dalmışım, hoca anlatıyor ben dışarı bakıyorum. Matematiğim de çok kuvvetli olduğu için nasılsa geçerim diye düşünüyorum. Hoca bir anda bana döndü! ‘Evladım!’ dedi. ‘Hocam dalmışım, çok özür dilerim’ dedim. ‘Sakın bir daha olmasın, yoksa hayatın boyunca buradan dışarı bakarsın!’ dedi. O günden sonra da ders çalışmadım ama dışarı da bakmadım.”</p>
<p><strong>Solist Seyyal Taner, gitar solo Orhan Gürün!</strong><br />
Orhan Gürün akşamları yatakhaneden kaçıp müzik yapmaya gidiyor. Fazla okulda bulunmasa da o yılları hep özlemle anan, okul arkadaşlarına büyük sevgisi ve bağlılığı olan biri. Ortaokuldayken mandolinle başlayan müzik serüveni zaman içinde daha ciddi bir hal alıyor. “Ben hiç nota bilmem ama 4-5 sene müzisyenlik yaptım, Seyyal Taner bizim solistimizdi. Denizcilik okulunda ben makine birinci sınıftayken diğer orkestra elemanları dördüncü sınıftaydılar. Hilton, Çınar gibi lüks otellerde ve çeşitli kulüplerde müzisyenlik yaptık. Her 15 günde bir radyo evinde programımız vardı. Yazın lüks düğünlerde çalardık. Bir şarkı için zarf içinde 500 dolar bahşiş verildiği günler oldu. Bir ara ciddi ciddi müziği meslek olarak seçmeyi de düşünmüştüm ama bu meslekten gelen bir yaşlı müzisyenin bana verdiği nasihati dinleyerek vazgeçtim. Yine müzikle ilgileneyim ama hayatımı da düzene koyup kendime de uygun bir kız bulup evleneyim dedim. Bir gün Maltepe’de çalarken Çimen’i gördüm. Çok güzel bir kızdı. Konuştuk, anlaştık. ‘Beni beklersen seni alırım’ dedim. O da bekledi ve evlendik.<br />
1970 yılında okuldan mezun olduğunda lakabı Kıvırcık Orhan’dır. Denizcilik Yüksek Okulu’na nasıl bazı şanssızlıkların da etkisiyle 2 yıl kaybederek girip sınavda ilk on arasına adını yazdırdıysa, askerlik de aynı şekilde ilk 6 ayı Yassıada’da çok rahat ama sonrası bir hayli zorlu geçer. Ondan sonrası belli zaten: Masmavi denizler… Orhan Gürün her ne kadar sosyal, renkli; dostlarına, ailesine düşkün biri olsa da birazcık sinirli, çok da evhamlı biri. Bu nedenle bir iki ayı geçen deniz yolculuklarını hiç tercih etmemiş. Sonraki yıllarda denizle dolu 12 yıl geçirse de daha çok yurt içinde kalmayı tercih etmiş; aylar süren yurt dışı işlerde olmayı hiç istememiş.<br />
“Öğrenciyken çok gezdik, dış sulara gittik.  İş hayatımda daha çok Romanya ve Bulgaristan’a&#8230; Zaten o zaman en güzel yerler oralardı. Uzağa gitmedim evham ve sıkılma huyum yüzünden. 1976 senesinde Sanmar’ı kurduk. Çok sevdiğimiz bir aile dostumuz Ahmet Ötkür vardır. Cerrahoğulları’ndayken o muhasebede çalışırdı, Gökçen Ağabey enspektör, ben de üçüncü kaptandım. Bir şirket kurma olayı gündeme gelince hep beraber oturduk. Herkes fikrini söyledikten sonra Sanmar isminde karar kıldık. “San” sanayiden, “Mar” da marine’den geliyor. Beşiktaş Noteri’ne gittik. Paramız da yok o zamanlar… Bir yerlerden bulup buluşturup, öylece kurduk şirketi. Önce Gökçen Ağabey ve Ahmet Bey başladı. Sonra Ahmet Bey de bir ara gemiye çıktı ama Gökçen Ağabey hep demirbaştır. Başka ortaklar da vardı. Ahmet Bey gemiye çıktıktan sonra ikisinin ağırlığı daha fazlaydı şirkette. Ben denizde de çalışıyordum. Bir zaman geldi ayrılmaya karar verdiler. Ama keşke bütün ayrılıklar böyle olsa. Dostça ayrıldılar. Saygı duyduğum biridir. Sonuç olarak biz römorkör işine girdik; Ahmet Ağabey de tamir işleri yapmayı seçti.”<br />
Başarılı olmuş herkes gibi işini çok seviyor Orhan Gürün. Ve mesleğinde de çok iddialı! “Ben çok iyi bir çarkçıbaşıydım. Son yıllarda her şey elektronik oldu. Ben mekanik olarak çok iyiydim. Çalıştığım gemilerde hiç elektrikçi kullanmadım. Her şeyi yapabilirdim çünkü&#8230; Kendime güvenirdim. Güzel de gemi tamiri yapardım. Zaten biz tamircilikten geldik. Şirketi kurduğumuz zaman bu şirketin üç kişiye bakamayacağını anladık. Bu nedenle o zaman beş sene Petrol Ofisi’nde çalıştım. Çok rahattı. Yepyeni gemilerde çalışıyordum. Ancak şirkette işler gelişmeye başlayınca Gökçen Ağabey çağırdı, yetiştiremiyordu. Ben de öylelikle bıraktım Petrol Ofisi’ni. O zaman sırf gemi tamiri yapıyorduk. Tamir yapıyorduk ama paramızı alamıyorduk, bir sene sonraya çek veriyorlardı, o yüzden Gökçen Ağabey akıllılık yaptı ve Botaş’ın işine girdi. Biz başta onunla gırgır geçmiştik çünkü bana rüya gibi geliyordu. İşi alınca da ne yapacağımızı şaşırdık. Tecrübesiziz! Ama çok şükür altından kalktık. Özellikle İTÜ mezunlarının dayanışmasını yaşadık. Hayatta insana her daim desteği olan, bir ömür boyu dostluğunu görüp sevdiğiniz isimler olur. Orhan Gürün hayatını anlatırken İsmet Üner, Mustafa Öcal ve Yalçın Öcal’ın adları sık geçiyor. Bugün gençlerin pek rastlayamadığı mumla aranacak cinsten dostluk hikayelerinde…</p>
<p><strong>Orhan Baba deyince aklınıza kim gelir?</strong><br />
Bu arada Çimen Hanım’la evliliklerinin güzel meyvelerini görmeye başlarlar. Oğlu Ali’ye çok düşkün, onunla övünüyor ama 1975 senesinde doğan Pınar’ın yeri çok ayrı onun için. Annelerin oğullarına, babaların kızlarına daha düşkün olduğunu kanıtlar gibi adeta. Evde düzeni, disiplini sağlayan daha çok eşi Çimen Hanım… Orhan Bey şaka yollu kendisinin hafif despot bir anne olduğunu ama evlatlarını çok iyi yetiştirdiği için mutlu olduğunu söylüyor. Orhan Gürün ise evde, işte, sosyal hayatta Orhan Baba lakabının hakkını veriyor. Bu hitap yaşıyla değil, Orhan Gencebay’ı kıskandıracak babacan kişiliğiyle ve iş bilgisiyle ilgili çünkü ona gençken de Orhan Baba derlermiş. Güzel bir aile oluşurken işyeri de çalışanlar için bir yuva kimliği kazanıyor. Kavgasız, gürültüsüz, güzel bir çalışma ortamı var. Gürün bu konuyu mutlu bir şekilde, “Bizden gidenler hep emekli olarak gitti, hatta ikinci kez emekli olacaklar bile var. 25 seneyi bitirmiş çok kişi görebilirsiniz” diye anlatıyor. Sosyal hayatta ise Maltepeliler Derneği başta olmak üzere pek çok buluşmanın aranan ismi. Çok sevdiği annesini ve babasını 22 yıl önce kaybetmiş; bir haftada ikisi birden hastalanıp vefat etmişler. Başlangıçta her gün gitmiş mezarlarına ama bakmış çok üzülüyor, haftada bir ziyaret eder olmuş. Kar, kış demeden hâlâ her hafta onların başına gidip dertleşiyor, duasını ediyor. Tüm ailesine çok düşkün bir baba ama torunlar başka tabii! Şimdilerde hayatın anlamı torunları onun için. Bütün yaşamı boyunca tek bir çiçek almayan, doğum günü, anneler günü gibi özel günlere karşı olan Gürün, söz konusu torunlarının doğum günü olunca sevinçten deliye dönüyor.<br />
Aile hayatının, dostluğun ve iş hayatının birleştiği en büyük dostu, ortağı, ağabeyi ise aynı zamanda ablasının eşi olan Gökçen Seven. “Çok iyi insandır. Bir kere onda kötülük hissi yoktur. Çok akıllıdır, ileri görüşlüdür. Duayenimiz odur. Ben onu takip ederim. Yani ben işin daha çok teknik kısmını yaparım. Müşteri kısmına o bakar. Çevresi geniştir. Mesela biz 20 sene BOTAŞ’ı işlettik. Bu işe gireceğiz dediği zaman, ‘Abi biz kimiz, BOTAŞ kim?’ dedik. O zamanlar rahmetli Raşit Kalkavan yapıyordu o işleri. İhaleye çıkıyorlardı, teminat mektubu lazım oldu. Rahmetli Nejat Akçal Gökçen Ağabey’i oğlu gibi severdi, onların tamir işlerini yapardık. Gökçen Abi’nin ise ona ayrı bir yakınlığı vardı. Sağolsun, bize iki buçuk milyonluk teminat mektubu verdi. ‘Ben Gökçen’den başka kimseye bunu vermezdim, çok dikkatli olun, buna ihtiyaç duymayın’ dedi. Çok seneler geçti. O işler çok büyüdü. Teminat mektupları milyarlara çıktı. Ama biz o paranın uğuruna inandığımız için uzun bir müddet tuttuk onu. Sonra da gittik ve iade ettik.<br />
Sanmar Denizcilik dünyanın birçok ülkesine römorkör inşa etti. Müşterileri tekrar tekrar sipariş verdi. Böylece sıra tersaneye gelmişti… “İki ay önce bir tersane yatırımımız oldu. Selahattin Telci’nin Tuzla’daki yerini aldık ve orayı donatmaya çalışıyoruz. Eskiden fiyatlar çok abartılıydı, şimdi ise normale düştü. Eksik olmasın Mustafa Öcal sayesinde bizim bir tersane eksikliğimiz olmadı ama müşterilerimiz römorkörü inşa halindeyken görmek istiyorlar. Kapıdan girer girmez, ‘tersane sizin değil mi?’ diye soruyorlar. Onun için bizim de bir yerimiz olsun istedik.”<br />
Ben artık işlere pek karışmıyorum, artık bizden geçti. Biz Gökçen Ağabey ile ikimiz olsaydık yurt dışına açılamazdık. İlk römorkörü 1989’da yaptığımızda Türkiye’nin en aptal adamları olarak vasıflandırıldık. Çünkü römorkörü çalıştırmanın imkanı yoktu, her tarafta tekel vardı. Römorkörü bitirdiğimizde oğlum Ali (Gürün) Teknik Üniversite’de, yeğenim Cem de (Seven) Bilkent’te okuyordu. Teknik işler bende, yönetim ve idare Gökçen Ağabey’de idi. Hem tecrübesizdik hem de çok zor bir olaydı. Küçücük bir römorkör yaptık. Zaten herkes bize gülmüştü! O zaman kimse yoktu. Bir tek Osman vardı, o kendini döndüremiyordu. Sonra bir tane daha römorkör yaptık. Allah bazen insana yardım ediyor işte… Tabii çevre de çok önemli. İlk işimizi iş hayatından tanıdıklarımız vesilesiyle ve çok zor aldık. Yalova’dan Beşiktaş’a su mu taşınır? Böyle birşey duydunuz mu siz? Ama aynen bu işi yaptık. İşte bu bize Allah tarafından gönderilmiş bir fırsat oldu.<br />
Ali ve Cem okurken, sanki planlamış gibi kendilerini işimize yetiştirdiler.  Ali İTÜ Makina, Cem Bilkent İşletme’yi bitirdi, Pınar da Boğaziçi Sosyoloji’yi tamamlayıp kurumsal tanıtım ve pazarlama tarafında yer aldı. Onlar okurlarken bizim bugünkü gibi işlerimiz yoktu. Ufak ufak işler büyüdü. Şirkete geldiler ve uluslararası arenaya açıldılar. Ama onlar olmasaydı Türkiye’deki bütün römorkörleri biz inşa ederdik herhalde. Hiç kimseye de bırakmazdık bu işi. Gençler gelince dışarıya açıldık. Çok dürüst, iyi niyetli, iyi terbiye almış çocuklardır. Buna kesin garanti veririm. Adil ve hoşgörülüdürler, kul hakkı yemezler. Allah onları daha fazla muvaffak etsin. Ben şahsen onlarla gurur duyuyorum. Dolayısıyla çok fazla karışmadan yardım etmeye çalışıyorum.”<br />
Espriler ve neşe içinde akan sohbetimiz daha saatlerce sürüyor. Ne anılar var içinde… Özellikle Seyyal Taner’le sahnede İtalyanca, İspanyolca şarkılar, solist Salih ile Türkiye’de ilk kez sahnede Rolling Stones çalmalar… Müzik sohbetinin içinde ailedeki herkesin de adı geçiyor tabii… Piyanoda torunu İnci, vokalde kızı Pınar ile gelini Saniye, gitarda oğlu Ali… Denizcilik Yüksek Okulu’ndayken Yeni Melek Sineması, çorbacıda keyifli sohbetler, bilet atmamak için üst devrenin peşinden otobüse binmeler, arkadaşların kız olayları yüzünden belinde silahlı adamlarla kapışmalar… Gerçi bunlar sır kalacaktı, anlatmayacaktım ama gençlikte yaşanan ve artık değeri yitirilen o kadar masum anılar ki dayanamadım. Ne güzel günler… Ne keyifli bir aile…<br />
Bütün hayatına bakıp Orhan Gürün kadar huzurlu olmak güzel. “Benim kimseye kötülüğüm olmaz. Tuzla camiasında beni çok severler. Hep ‘baba’ derler bana. Tahmin ediyorum ki cenazem normal bir zamanda olmayacak, kışa gelecek. Ama yine de dolup taşacak. Daha bugüne kadar bir kişiyi bile işten çıkarmadım. O kadar kötü zamanlar geçirdik ama ben ne olsa yerim, bana birşey olmaz ama arkadaşlarımdan birine kıyamam. Hepsiyle sonuna kadar giderim. Onlar benim evladım gibi&#8230;” Orhan Babanın güzel kalbi ve açık sözlülüğü yüreğe su serpip insanın içini serinletiyor. Allah herkese dönüp geriye baktığında huzur duyacağı, sevip sevilebildiği bir hayat nasip etsin! Denizde kum Orhan Gürün’de sonu iyilikle biten dolu hikâye… Çok güldük onun yaşamını dinlerken. Daha uzun yıllar mutlu ve sağlıklı yaşam Orhan Babama, biriktireceği yeni hikâyeleri dinlemek ise bana nasip olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2568</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>“Men Dakka Dukka”</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2567</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2567#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 11:09:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yeşim Yeliz Egeli</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Görüş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2567</guid>
		<description><![CDATA[
Karıncanın canı bir dirhem
Filin canı bin okka
Ama ikisinde de bir telaş, bir kıyamet
Ölüm kapıya gelince
Bedri Rahmi Eyüpoğlu

Bedri Rahmi doğaya ve tüm güzelliklerine tutkun, insana ve yaşama karşı sevgi dolu, toplumsal sorunlara karşı duyarlı(!) bir şairimiz.
Yelkenciler bilir. Stresten arınmak, İstanbul’un boğucu sıcağından kurtulmak isteyenlerin kaçıp gitttiği Göcek’te muhteşem bir koyumuza verilmiş onun ismi. Şimdilerde sessiz sakindir, <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2567"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">
Karıncanın canı bir dirhem<br />
Filin canı bin okka<br />
Ama ikisinde de bir telaş, bir kıyamet<br />
Ölüm kapıya gelince<br />
<strong>Bedri Rahmi Eyüpoğlu</strong></p>
<p style="text-align: left;">
Bedri Rahmi doğaya ve tüm güzelliklerine tutkun, insana ve yaşama karşı sevgi dolu, toplumsal sorunlara karşı duyarlı(!) bir şairimiz.<br />
Yelkenciler bilir. Stresten arınmak, İstanbul’un boğucu sıcağından kurtulmak isteyenlerin kaçıp gitttiği Göcek’te muhteşem bir koyumuza verilmiş onun ismi. Şimdilerde sessiz sakindir, mübarek Ramazan münasebetiyle…<br />
Denizin insan psikolojisine olumlu etkileri tartışılmaz bir gerçek. Bugünlerde iş sıkıntısı yetmiyormuş gibi bir de medya araçlarından, sürekli bağıran çağıran sesler duyup karşılıklı atışmaları dinlemekten, okumaktan yorulduysanız bayram tatilinde Bedri Rahmi koyunda büyük şairin şiirleriyle sessizliğe doğru kaybolun derim.<br />
Denizciler bu konuda şanslıdır. Yaşamlarının tarifi baştan aşağı mavidir. Onlar tüm renkleriyle rengarenktir ama en çok mavi&#8230; Onlar için mutluluk mavi, mutsuzluk yine maviye karşı olandan gelir. Aşı mavi, suyu mavi, işi mavidir. Çare bulamaz ya insan… Sabredip direnmesi gerekir ya… Yine mavidendir her derdin devası, kimseden değil.<br />
Sıkıntıda olan yatırımcımızın uzun zamandır mutsuzluğunun kaynağı işler iyiyken kazandıklarını yine ülkesine değer katmak adına esirgemeden yatırıma dönüştürmesi değil midir?<br />
Bankalara sorduk bu ay, ‘Kredi Garanti Fonu’na ilişkin başvurular hakkında bilgi verebilir misiniz&#8217; diye, hâlâ belirsizliğin devam ettiğini bir şey söylemek için henüz erken(!) olduğunu dile getirdiler.<br />
2009 yılı başında global finansal krize yatırımda aniden yakalanan, aylardır yılmadan derdini dile getiren büyük küçük her kriz mağduru, devlet desteğiyle bankalar tarafından sağlanacak uzun vadeli, uygun maliyetli bu kredilerle nefes alıp sağlıklı bir hayata yeniden kavuşacakları için sevindiler. Tabii o işletmeciyle birlikte yüzlerce işçi ve ailesi de… “Yenilikçi yatırımların gerçekleştirilmesi, ileri teknoloji içeren girişimleri, ihracatın desteklenmesi, istihdam artışı sağlanması ve bölgesel kalkınma amaçlı yatırımlar KGF kefaletlerinde öncelikli olarak değerlendirilen konulardır” diye açıklama yapıyor bir bankanın web sitesi.<br />
Canı bir dirhem ne de olsa yedi denizde verdiği rekabette… Teşvik edilmeye ihtiyacı var elbet.<br />
Tam KGF ile sevinip: Geç de olsa olumlu bir adımdır, bir gelişmedir diye yüreğine su serpilip yüzü gülen işletmeci, verilen teşviklerin kalkması, yanlış yorumlamayla stopaj vergilendirmesinin yeniden gündeme gelmesiyle yeni zorluklarla mücadeleye girdi.<br />
Şimdi hükümet büyüklerimizin başında bundan çok daha önemli konular var: Referandum. Şeker Bayramı’nın hemen ertesi yani 12 Eylül Pazar günü.<br />
Yani herkeste bir telaş, bir kıyamet kopuyor. Bize de düşen sabredip beklemek…<br />
Bakalım neler olacak?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2567</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İkinci dip tartışması alevleniyor</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2564</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2564#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:47:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>

		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2564</guid>
		<description><![CDATA[
Yakın zamana kadar büyümeyle birlikte oluşacak enflasyondan endişelenen piyasaların yeni korkusu ikinci bir resesyon. Bu beklentinin en önemli göstergesi devlet tahvillerine olan aşırı talep artışı
Dünya ekonomisi krizden çıkışın yollarını ararken, yakın zamana kadar senaryolarında büyümeyle birlikte oluşacak enflasyondan endişelenen piyasaların yeni korkusu durgunluk ve deflasyon oldu. İkinci bir resesyon anlamına gelen bu beklentinin en önemli <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2564"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/kapak15.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2566" title="kapak15" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/kapak15.jpg" alt="" width="500" height="258" /></a></p>
<h5>Yakın zamana kadar büyümeyle birlikte oluşacak enflasyondan endişelenen piyasaların yeni korkusu ikinci bir resesyon. Bu beklentinin en önemli göstergesi devlet tahvillerine olan aşırı talep artışı</h5>
<p>Dünya ekonomisi krizden çıkışın yollarını ararken, yakın zamana kadar senaryolarında büyümeyle birlikte oluşacak enflasyondan endişelenen piyasaların yeni korkusu durgunluk ve deflasyon oldu. İkinci bir resesyon anlamına gelen bu beklentinin en önemli göstergesi olarak da son dönemde devlet tahvillerine yönelik talebin hızlı artması olarak gösteriliyor. Dünyanın en önemli finans sitesi olan Marketwatch’ta geçtiğimiz günlerde yer alan bir analizde, küresel tahvil piyasasında ciddi balonların oluştuğuna dikkat çekiliyor ve ‘Yeni bir Lehman Brothers mı doğuyor’ deniliyor. Haberde küresel kriz öncesi dönemde New York’taki tüm yatırımcıların türev ürünlerden elde edilen cazip kazançların bir gün son bulacağını konuştuğuna dikkat çekilerek, şu anda da benzer konuşmaların tahvil piyasası için yapılıyor olduğu vurgulanıyor.<br />
Denizbank Başekonomisti Dr. Saruhan Özel de ağustos ayının son haftasında yayımladığı haftalık raporunda bono piyasasında oluşan balona ve deflasyon riskine dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>Yatırımcılar tahvillere akın ediyor </strong><br />
Peki ama tahvil piyasasında rakamlar gerçekten de ürkütücü boyutlara ulaştı mı? Verilere göre 2010 yılının ikinci çeyreğinden bu yana tahvillere olan yatırım hızla artmış durumda. Tahvilleri “güvenli liman” olarak gören yatımcılar küresel ekonomiden endişe duyduğu zamanlar, özellikle krizin başladığı dönemde, tahvillere akın ediyorlar. Tahvillere yaşanan bu akın ile ABD ve Almanya tahvilleri tüm zamanların en düşük seviyelerine inmiş durumda. Artan talep karşısında Türkiye’de bile 10 yılık tahvil faizleri adeta yerlerde sürünüyor.<br />
Ekonomistler, hem getirilerin bu kadar tarihi düşük seviyelerde olup hem de devlet borçluluklarının yüksek olmasına rağmen tahvile olan talebin bu kadar aşırı olmasını, yatırımcıların durgunluk-deflasyon korkusunun ne kadar yüksek olduğuna işaret olarak belirtiyorlar.<br />
Tahvillere hem kurumsal hem de bireysel yatırımcılar akın ediyor.<br />
Öyle ki, 2008 yılı başından 2010 yılı ortasına kadar hisse senedi fonlarından 200 milyar dolar çıkış olurken, tahvil fonlarına bunun yaklaşık 3 katı yani 600 milyar dolara yakın giriş olmuş. Tahvil fonlarına giren bu büyük miktar da hem Lehman öncesine hem de 2001’deki ünlü internet balonu dönemine benzetiliyor. 1 trilyon dolardan fazla fonu yöneten dünyaca ünlü PIMCO kurumu ABD’de bir deflasyon olma olasılığını yüzde 25 olarak görüyor. Geçen yıl bu oran sadece yüzde 10’du. Krizin Kahin’i Roubini her ağzını açışında ikinci dip olasılığının arttığını tekrarlıyor. Claruim, Baupost, Bridgewater gibi dünyanın sayılı fonları deflasyon pozisyonu alıyor. Milyarder yatırımcı George Soros durgunluk beklentilerini artırmasının ardından yılın ikinci çeyreğinde portföyündeki hisse senedi ağırlığını yüzde 42 azaltırken, altın yatırımlarını artırdığını açıkladı.<br />
Peki deflasyondan neden bu kadar korkuluyor? Aslında Türkiye’de bu sorun pek anlaşılmıyor ama ABD’de geçmişte birkaç kez yaşanıp büyük sorunlara yol açtığı için kaygı duyuluyor. Dr. Saruhan Özel raporunda bunun nedenini şöyle açıklıyor: Deflasyon ortamında fiyatlar teknolojik atılım kaynaklı verimlilik artışı yerine, tüketim talebinin düşmesi nedeniyle gerilemeye başlıyor. Bu durumda tüketim azaldıkça şirketler satabilmek için fiyat düşürüyor ve çok ciddi zarar ediyor. Şirketler fiyat düşürdükçe tüketiciler fiyatların daha da düşeceğini düşünerek tüketimlerini erteliyor; bunun üzerine istihdam azalıyor, istihdam azalınca tüketim daha da azalıyor. Deflasyon ortamında bir başka önemli nokta ise para otoritesinin yapacaklarının çok sınırlı olması. Bugün olduğu gibi faizler sıfırlanınca artık faizin ineceği yer kalmıyor. Deflasyona bir kere girince de kolay kolay çıkılmıyor. Bunun canlı örneği ise Japonya. 1980’lerin ortasında ABD’yi sollaması beklenen Japonya 1990’ların ortasında girdiği deflasyondan halen çıkabilmiş değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2564</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Piyasalar 4. çeyrekte nereye gidiyor?</title>
		<link>http://www.marinedealnews.com/?p=2554</link>
		<comments>http://www.marinedealnews.com/?p=2554#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2010 10:25:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>

		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<category><![CDATA[Manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.marinedealnews.com/?p=2554</guid>
		<description><![CDATA[
Yılın son üç aylık dönemine girmek üzereyiz. Finans piyasaları uzmanlarıyla üçüncü çeyrekte ön plana çıkan konuları, dördüncü çeyrek beklentilerini, referandumu ve yabancı fonların Türkiye’ye, özellikle de İMKB’ye ilgisini konuştuk
Zeynel Abidin Balcı
Acar Yatırım Menkul Değerler
Araştırma Müdürü
Üçüncü çeyrekte finansal piyasaların yönünün tayininde etkili olan konuları siyaset, dış piyasalar ve sanayi üretimi, bütçe, cari denge, GSYİH, kapasite kullanımı <a href="http://www.marinedealnews.com/?p=2554"><span class="raquo">&#187;</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/dosya2.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2555" title="dosya2" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/dosya2.jpg" alt="" width="500" height="258" /></a></p>
<h5>Yılın son üç aylık dönemine girmek üzereyiz. Finans piyasaları uzmanlarıyla üçüncü çeyrekte ön plana çıkan konuları, dördüncü çeyrek beklentilerini, referandumu ve yabancı fonların Türkiye’ye, özellikle de İMKB’ye ilgisini konuştuk</h5>
<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/zeynelabidinbalci.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2560" title="zeynelabidinbalci" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/zeynelabidinbalci.jpg" alt="" width="258" height="302" /></a><strong>Zeynel Abidin Balcı<br />
<span style="color: #808080;">Acar Yatırım Menkul Değerler<br />
Araştırma Müdürü</span></strong><br />
Üçüncü çeyrekte finansal piyasaların yönünün tayininde etkili olan konuları siyaset, dış piyasalar ve sanayi üretimi, bütçe, cari denge, GSYİH, kapasite kullanımı gibi makro ekonomik veriler şeklinde sıralayabiliriz.<br />
Genel olarak Türkiye ekonomisi açısından bir değerlendirme yapacak olursak ekonomik büyümenin korunduğu ancak ivme kaybettiği bir dördüncü çeyrek yaşanabilir. Siyaset ve seçim baskısının hissedilmeye başlanacağını düşünüyorum. Dış piyasalar izlenecektir.  Küresel ekonomide beklentilere paralel bir durgunluk yaşanırsa ekonomide temkinli bir duruş ve bekleme dönemi yaşanabilir.<br />
Finansal piyasalarda yılın son çeyreğinde dalgalı bir seyir yaşanabilir. Geleneksel yıl sonu hareketi ve canlı bir piyasa olmasına karşılık yeni beklenti oluşturulamaması ve global ekonomideki olası yavaşlamayla dış piyasaların vereceği tepkiler izlenecektir.<br />
Referandum sonucu “evet” çıkarsa piyasalarda olumlu algılama görülecektir. Ancak, sonuç “hayır” çıkarsa hükümete olan güven kaybı olarak yorumlanacağı için olumsuz bir algılama olabilir.<br />
İMKB’ye yönelik yabancı ilgisi devam edebilir, ancak azalan bir ilgiden söz etmek mümkün. Yılın son çeyreğinde döviz piyasasının ön plana çıkacağını düşünüyorum.<br />
<a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/alpererginol.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2556" title="alpererginol" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/alpererginol.jpg" alt="" width="254" height="305" /></a><strong>Alper Erginol<br />
<span style="color: #808080;">Oyak Yatırım Menkul Değerler<br />
Araştırma Müdür Yardımcısı</span></strong><br />
Dış piyasalara ilişkin bir değerlendirme yaparsak Avrupa bankalarının kırılganlıklarını ölçen “stres testi”nin test kriterleri zayıf bulunup eleştirilse de sonuçları piyasalardaki iyimserliği artırıcı ve euro’yu güçlendirici etki yarattı. Söz konusu testin yarattığı olumlu hava ABD ikinci çeyrek büyüme rakamlarının beklentilerin altında çıkmasıyla yerini temkinli iyimserliğe bıraktı. ABD ekonomisi ikinci çeyrekte yüzde 2.4 ile 2009’un üçüncü çeyreğinden bu yana en düşük büyümeyi gerçekleştirdi. Küresel ekonomik görünümün alınan tüm tedbirlere rağmen kriz öncesi düzeyine dönmesinin beklenenden uzun süreceğini düşünüyorum.<br />
Yurtiçi gündeme bakıldığında, Anayasa Mahkemesi’nin anayasa paketinin iptal davasına ilişkin kararı paketin bazı maddelerinin iptali yönünde oldu. Bu durum paketin genel yapısını bozacak nitelik taşımıyor. Halk oylaması 12 Eylül’de yapılacak.<br />
Bir diğer önemli konu uzun süredir gündemde olan ve kamu maliyesi açısından yeni ekonomik çıpa olması hedeflenen “Mali Kural”ın yasalaşmasının ertelenmesi oldu. Mali Kural’ın yasalaşmasının ardından “orta vadeli plan” (OVP) kamuoyuna açıklanacaktı. Mali Kural’ın yeni yasama yılına ertelenmesi sonrası, 2011 bütçe hazırlıklarında ve OVP’nin ana çatısında Mali Kural’ın esas alınması kredibilite açısından önem taşıyor.<br />
Para politikası açısından bir değerlendirme yaparsak Merkez Bankası, beklentiler doğrultusunda, yüzde 7 seviyesinde sabit tuttu ve bir süre daha mevcut düzeylerde tutulması, uzun süre düşük düzeylerde seyretmesi gerekebileceğine dair görüşünü tekrarladı. Orta vadeli görünüm açısından TÜFE’nin tekrar yükseliş eğilimine girmesini çok olası görmüyorum. Bu bağlamda, yıl sonu enflasyon tahminimiz yüzde 7.5 düzeyinde. Para politikası açısından ise enflasyondaki olumlu görünüm bağlamında bu yıl faiz artırımı beklemiyorum.<br />
Ödemeler dengesi dinamiklerinde son dönemde gözlemlenen gelişmeler genişleyen cari açık ve beklentilerimizin ötesinde sermaye girişleri sonrasında kurum olarak makro beklentilerimizde revizyona gittik. 2010 büyüme tahminimizi yüzde 5’ten yüzde 6.5’e, cari açık tahminimizi ise 35 milyar dolardan 40 milyar dolara yükselttik.<br />
<a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/gokhanuskay.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2557" title="gokhanuskay" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/gokhanuskay.jpg" alt="" width="255" height="299" /></a><strong>Gökhan Uskuay<br />
<span style="color: #808080;">Global Menkul Değerler Strateji Müdürü</span></strong><br />
Yılın üçüncü çeyreğinde finansal piyasaların yönünün tayininde öne çıkan konuları yurtdışı piyasalar, global ekonomik toparlanma sürecinin sürekliliği ve bu konuda atılan adımlar olarak özetleyebiliriz. Dünyada bazı ülkeler toparlanma süreci yaşarken, Türkiye gibi çok az birkaç ülke kriz öncesi seviyelere dönebilmiş durumda. Bazı ülkeler ise büyüyemiyor ve düşen vergi gelirleriyle birlikte krizden çıkabilmiş değil.<br />
Türkiye’de mali kural ön plana çıkmış gibi görünse de asıl gündem sadece bütçe rakamları ve büyüme verileri. Büyümenin hız kesmemiş olması ve bütçe rakamlarında yılın ilk yarı sonuçlarında yaşanan başarı Türkiye’yi yurtdışı endişelerden ayrıştırıyor.<br />
Türkiye ekonomisinin son çeyreğinde 12 Eylül referandumu belirleyici olacaktır. Sonuçların önümüzdeki seçimlere ilişkin olarak kafalarda soru işareti yaratması durumunda, yatırım ve özellikle son çeyrekte gerçekleşecek satın alımlarda bir düşüş yaşanabilir. Yatırımcılar seçim sonuçlarını bekleyebilir.<br />
Referandum sonuçlarının piyasalarda seçime ilişkin bir endişe oluşturmaması halinde, büyüme hızı biraz yavaşlasa da ekonomide istikrarlı toparlanmanın devamını bekliyorum.<br />
Referanduma konu olan anayasa değişiklik maddeleri arasında piyasaları ilgilendiren en önemli madde Yargıtay Başsavcısı’nın siyasi parti kapatma davası açmasının, Meclis onayı ile Anayasa Mahkemesi’ne gidecek olması. Referandum sonucunda anayasa değişikliklerinin onaylanması durumunda, piyasalar için bir belirsizlik ortadan kalkacaktır. Sonuç, aynı zamanda siyasi istikrarın bir ölçütü olacaktır.<br />
Merkez Bankası faiz oranlarını artırmayacağı ve dünyanın en büyük merkez bankaları ekonomiyi destekleyici politikaları benimseyeceği için borsalar açısından yılın son çeyreğinde oldukça pozitif bir seyir bekliyorum. Özel sektör tahvilleri ve borsanın ön plana çıkacağını düşünüyorum.<br />
Yabancı fonların İMKB’ye olan ilgisi belirli bir noktaya ulaştı. Bundan daha fazlasını görmemiz mümkün ama bu noktada yatırım yapılabilir ülke statüsüne ulaşmamız gerekiyor.<br />
<a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/nergiskasabali.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2558" title="nergiskasabali" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/nergiskasabali.jpg" alt="" width="253" height="297" /></a><strong>Nergis Kasabalı<br />
<span style="color: #808080;">Ata Yatırım Menkul Kıymetler<br />
Genel Müdür Yardımcısı</span></strong><br />
Yılın üçüncü çeyreğinde dünya ekonomilerinin toparlanma düzeyi, yeni bir  dip veya toparlanmanın beklenenden daha uzun süreceği kaygısı, FED’in yeni bir parasal genişleme uygulayıp uygulamayacağı tüm piyasaların odaklandığı konular. İçerde ise Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini aşağı çekmesi ve faiz artırımına yönelik beklentilerin 2011 ortalarına ötelenmesi üçüncü çeyreğin piyasalar açısından önemli gelişmeleri. Bunun yanı sıra daha mikro bazda, borsada ikinci çeyrek bilançoları sektör ve hisse bazında hareketlilik yaratıyor. Elektrik özelleştirmelerine rekor fiyatlardan gelen teklifler de göz ardı edilmemesi gereken bir gelişme.<br />
Yılın ilk iki çeyreği baz etkisiyle yüksek büyüme rakamlarının gerçekleştiği, aynı zamanda enflasyonun da tekrar çift haneli rakamlara değdiği bir dönemdi. Üçüncü çeyrekten itibaren baz etkisi kaybolmaya başladı. Son çeyrekte artık baz etkisinden bağımsız bir performans göreceğiz. Son çeyrekte ekonominin yüzde 3-3.3 civarında büyümesini, yıl sonunda TÜFE’nin yüzde 7.5 civarında oluşmasını bekliyorum. Bu yılın geri kalanında Merkez Bankası’ndan bir faiz artırımı beklemiyorum. Dolayısıyla kredi büyümesinin ilk yarıdaki kadar olmasa da canlı olacağını tahmin ediyorum. Seçimlerin yaklaşmakta olduğu, Mali Kural’ın Meclis’ten geçmediği bir ortamda derecelendirme kuruluşlarının not artırımı konusunda istekli olacaklarını sanmıyorum.<br />
Finansal piyasalar açısından bakarsak, global piyasalardaki gelişmeler en önemli yön belirleyici olmaya devam edecektir. Bununla beraber içerde referandum süreci de piyasaların yakından takip edeceği bir konu olacaktır. Borsa’nın yaz döneminde ulaştığı yeni zirveden sonra kısa dönemde bir düzeltme-dinlenme süreci yaşanacaktır. Yatırımcılar tatil dönüşü portföylerini tekrar gözden geçirirken referandum sonrası, biraz da sonuçlara bağlı olarak, pozisyonlarını yeniden şekillendireceklerdir. Bu süreçte endeks 62,000-65,000 aralığında bir seviyeye ulaşarak yeni bir zirve yapabilir.<br />
Referandum piyasalarca hükümet için bir güvenoyu olarak algılanacaktır. Rahat bir “evet” çıkması genel seçimler için de bir sinyal olarak algılanacaktır. “Hayır” çıkması veya “evet”in çok küçük bir farkla geçmesi ileriye yönelik politik belirsizlikleri artıracak ve piyasalar da bu belirsizliği fiyatlayacaktır.<br />
Bu dönemde biz biraz daha temkinli bir portföy öneriyoruz. Kısa vadeli mevduat, likit fon ve altın bu dönemde tercih edilebilir.<br />
Türkiye’nin son iki yıllık dönemde dünyada yaşanan kriz sırasında gösterdiği performans yabancı yatırımcılar nezdinde Türkiye’nin göreceli konumunu son derece olumlu yönde değiştirdi. Zaten dünyada genel beklenti bundan sonra büyümenin gelişmekte olan ülkelerde gelişmiş ülkelerden daha hızlı olacağı yönünde. Gelişmekte olan ülkelerin içinde de kendi dinamikleri itibariyle ön plana çıkan ülkeler var. Türkiye son dönemde sağlıklı finansal sektörü, genç nüfusu ve göreceli düşük borç seviyesi ile ön plana çıkan ülkelerden biri. Dolayısıyla yabancı yatırımcının ilgisinin devam edeceğine inanıyorum.<br />
<a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/onurmutlu.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2559" title="onurmutlu" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/onurmutlu.jpg" alt="" width="256" height="302" /></a><strong>Onur Mutlu<br />
<span style="color: #808080;">Gedik Yatırım Ortaklığı Genel Müdürü</span></strong><br />
Üçüncü çeyrekte, 12 Eylül’de yapılacak referandum sonuçları faiz ve kurlar üzerinde etkili olabilecektir. Özellikle “hayır” oylarının yüksek bir orana ulaşması halinde, erken seçim de dahil piyasaları negatif yönde etkileyecek konular ön plana çıkabilir.<br />
Dördüncü çeyrekte GSYİH’da önemli toparlanma bekliyoruz. Ekonomideki canlanmanın enflasyonda bir miktar yükseltici yönde etkisi olmakla birlikte, Merkez Bankası hedeflerinin yakalanacağını düşünüyorum. Dolaysısıyla faiz oranlarında da kademeli gerilemenin devam edeceğini düşünüyorum.<br />
Finansal piyasalar açısından son çeyreğe baktığımızda TL’nin gücünü korumasını bekliyoruz. Dolayısıyla sepet bazında önemli bir yükselme öngörmüyorum. Hisse senetlerinde ise son çeyrekte İMKB’nin yükselişini sürdürerek yılı 65 bin - 70 bin bandında kapatmasını bekliyorum. Faiz oranlarının ise yılı yüzde 8.00-8.50 aralığında kapatacağını tahmin ediyorum. Ayrıca, referandum sonrası belirsizliğin ortadan kalkmasının piyasaları rahatlatacağını düşünüyorum. Yılın son çeyreği yıl sonu kâr beklentilerinin satın alındığı bir dönem olması açısından hisse senetlerinin reel olarak yatırımcısına önemli getiri sağladığı dönemlerdir. 2010 yılında da bu durumun değişmesini beklemiyorum. Ancak 2011’deki GSYİH büyümesinin 2010’un altında kalacağı neredeyse kesin gibi olduğundan ve 2011 yılının bir seçim yılı olması nedeniyle piyasalarda dalgalanmanın artması da beklenebilir.<br />
Yabancı fonların Türkiye’ye olan ilgisinin sürmesini bekliyorum. Türkiye kamu bütçesinin dengeli durumu, güçlü bankacılık sektörü ve düşük borçluluk oranları ile gelişmekte olan ülkeler içersinde en çok ilgi gören piyasalar arasında olmaya devam edecektir.</p>
<p><a href="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/imf.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2563" title="imf" src="http://www.marinedealnews.com/wp-content/uploads/imf.jpg" alt="" width="256" height="276" /></a><strong>IMF Raporu<br />
<span style="color: #808080;"> IMF İcra Direktörleri Kurulu</span></strong><br />
Türkiye ekonomisine ilişkin program sonrası izleme bağlamında dördüncü madde konsültasyon raporunu yayımladı. Yakın dönemde güçlü bir toparlanma bekleyen IMF, 2010 yılına ait büyüme rakamının yüzde 6’yı aşabileceğini vurguladı. Buna ek olarak enflasyonun sakin seyrinin süreceğinin tahmin edildiği ancak hedef bandın üst yarısında olabileceği ifade edildi.<br />
Büyümenin yeniden başlaması ve yoğun sermaye akışı ile cari açığın GSYİH’nın yüzde 4.75’ine kadar genişleyebileceği kaydedilen IMF raporunda, sonuç olarak küresel koşulların kötüleşmesi veya risk iştahının azalması halinde dış finansmana dayalı büyüme, düşük seviyede rezerv oranı ve kısa süreli sermaye girişlerinin üretim volatilitesini artırabileceği vurgulandı.<br />
Raporda yaklaşık on yıldır uygulanan makroekonomik politikalar ve reformlar sayesinde, Avrupa’nın diğer gelişmekte olan ekonomileri ile karşılaştırıldığında, Türkiye’nin küresel ekonomik krize daha güçlü bir pozisyonda girdiği belirtildi.<br />
Temel zorluğun toparlanmaya zarar verebilecek dış dengesizlikleri denetim altında tutmak olduğunun belirtildiği raporda, özellikle belirsiz küresel görünüm karşısında ithalata aşırı bağımlılığın dış dengede kırılganlığı artıracağına ve büyümeyi potansiyel olarak istikrarsız dış finansmana bağlı kılacağına dikkat çekiliyor.</p>
<p><img class="qtl" title="Copy selction" src="http://www.qtl.co.il/img/copy.png" alt="" /><a title="Search With Google" href="http://www.google.com/search?q=IMF%20%C4%B0cra%20Direkt%C3%B6rleri%20Kurulu" target="_blank"><img class="qtl" src="http://www.google.com/favicon.ico" alt="" /></a><img class="qtl" title="Translate With Google" src="http://www.qtl.co.il/img/trans.png" alt="" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.marinedealnews.com/?feed=rss2&amp;p=2554</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
